Erdoğan’ın Türkiyesi
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY

1960’da Fransa ilk atom bombası denemesini yaptı Büyük Sahra’da; kısa bir süre sonra çekirge sürüleri bastı İstanbul’u; hepsi bok rengiydi; taa oralardan geliyorlarmış.

Haydarpaşa Garı’nı garlıktan çıkartıp, Taksim’i çatlak beton tarlasına çevirenler, işte bu çekirgelerin insan kılığına girmişleri: Ne kadar iğrençler.

Her gün, artma hızları da artan kadın cinayetleri, tacizler, tecavüzler: Erdoğan’ın Türkiyesi.

6 yaşındaki kızlar evlensin diyen ‘İslam âlimleri’; hamile kadın sokağa çıkmasın; açıkta kahkaha atmasın; tabiî, bu arada mirastan da eşit pay almasın, saçını ve de hatta yüzünü kapatsın, yani ‘kimse’ olmasın veya ‘hiç kimse’ olsun: Bunlar katil, bunlar cani; ayrıca ne halt olurlarsa olsunlar, anama (benim annem kadındı) hakaret eden haddini bilmez insan kılıklılar.

Ana okulundaki kızların başını örttürtüyorlarmış: İnsanlık düşmanları.

‘Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek’i alkışlayıp, Metin Hoca’yı ‘adamın biri’ diye aşağılayan sosyalist eskileri: Dünyanın en müstebit devletinden ‘devletin sönümlendirilmesi’ni beklerken Berlin Duvarı başlarına yıkılınca feleğini şaşırıp, “‘a’ aynı zamanda ‘non a’dır” minvali üzerinden ipini koparan ‘özgürlükçü sol liberal’ler.

Futbol terminolojisinden kalkarak düşünün; libero, takımın özgür/özgürlükçü değil ‘kendine özgü sabit bir mevkii bulunmayan’, dolayısıyla tanımı/işlevi/misyonu gereği en oportünist/pragmatik elemanı: Liberal.

Liberal; kısacası, her bakımdan ‘ipini kopartmış’; daha doğrusu ipi salınıp insanların üzerine sürülmüş av köpeği. Beni şaşırtan, liberallerin kendilerinin de büyük bir rahatlıkla “liberalim” diyebilmeleri: İnsan, tamam, liberal olabilir; ama, hiç değilse biraz utanır da, bunu açık açık söylemez.

Bütün bunları düşünmeye başlamam, yabancı dildeki ‘libre/free entreprise/enterprise’i Türkçe’ye ‘serbest teşebbüs’ yerine ‘hür teşebbüs’ diye çevirmeleriyle olduydu; yıllar yıllar önce.

Liberalizmin en caniyane, en rezil uygulaması ise sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi; silah tüccarlığından da daha aşağılık bir ‘can ticareti’. Ve de AKP’nin Sağlık Bakanı, bir özel hastaneler zinciri patronu: Matild Manukyan’ı ‘Aile ve Kadın Sorunları Bakanı’ yapmaktandan daha da beter bir şey; zira, rahmetli Manukyan, hiç değilse yıllarca vergi rekortmeni olmuş, yani en azından malî açıdan namuslu ve faydalı bir TC vatandaşıydı; oysa şimdiki bakan, AKP’li; yani, kendi oğullarını askere bile göndermemiş ve de çatışmalarda ölen askerleri küçümsemek üzere “askerlik yan gelip yatma yeri değil” demiş iken Suriye’ye karşı savaşa girme hevesiyle tepinebilen bir ‘reis’in ‘adam’ı.

Neyse, ‘düştü düşecek Kobane’ düşmedi; Tel Abyad da artık insanların; bize düşen ise saray ve uçak/Mercedes düşkünü görgüsüz sultan müsveddelerini tecrit/tasfiye edip Rojava’da filizlerini veren demokratik/özyönetimci Cumhuriyet’i Türkiye topraklarına da ekmek.