Erkemedya dönengeci

Genel Kurmay Başkanımız İlker Başbuğ’un son canlı icraatın içinden programı 2,5 saat sürdü.
Paşa Ergenekon davasındaki ‘savunmalarından’ tutun da paralı askerlik gibi, yürütmenin sorumluluğundaki alanlara kadar pek çok konuda kamuoyunu bilgilendirdi.
Toplantıda gazeteler ve televizyonlar en üst düzeyde temsil edildiler. Paşalarla bir masada oturma şerefine nail olan duayenlerimiz sözlerini kırk ölçüp bir biçtiler. Konuklarını azarlamayı ‘tarz’ olarak benimseyen ve karşılarına ‘teke tek’ çıkmanın cesaret gerektirdiği gazetecilerimiz,  Başbuğumuzun yıldırımlarını üzerlerine çekmemek için,  tahtaya kaldırılmaktan yırtmaya çalışan ilkokul talebeleri gibi habire önlerindeki kağıtlara bir şeyler karaladılar. Muhtemelen de söz aldıklarında ‘sözde’leri es geçmemek içindi aldıkları notlar.
Paşa ‘orducak’ demokrasiyi hazmettiklerini bir kez daha göstermişti.  Toplantı sonrasında medyada yer alan değerlendirmeler de askeri bürokrasinin en üst seviyesinin bağırsaklarının maşallah bir saat gibi işlediğini gösteriyordu.
Kanaat önderlerimiz, midemizde hazmedilen besinlerin malum sonunu hatırlatırcasına, toplantıdan sonra ortaya saçılan dışkılaşmış ‘Türkiya demokrasisi’nin kesif kokusunu çağdaşlık parfümüyle bastırmaya özen gösterdiler.
Kimler yoktu ki, Ragıp Duran’ın tabiriyle ‘iliştirilmiş değil askeri yatılı’ gazetecilerimiz arasında. İsimlerini ezberden sayabileceğimiz yurttan sesler korosuna, Türkiye ve benzeri ülkelerde askerin siyasetteki rolünü sorgularken, öznel koşulları da göz önünde bulundurmak gerektiğinden dem vuran ürkek şahinler de sözleşmeli statüsüyle dahil oluvermişlerdi.
Paşa demokrasi dersi vermişti. Paşa’nın sözlerinin satır aralarında ‘yakın zamanda dayak yemeyeceğimize’ dair net ibareler göze çarpıyordu. Haber dilinin ‘ideal’ gramerinden bahsederek medyaya bile neyin nasıl olması gerektiğini belletmek ‘ne yazık ki’ paşaya düşmüştü.
Bu ne yazık ki vurgusunun önemi büyük. Zira bu girizgah, Genel Kurmay’ın son basın toplantısını kritik eden yazı erbabıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunun sahibi yüksek memurların sık sık konuşmalarının, öbürsüler, mesela seçilmişler habire beyanatta bulunurken çok da garipsenecek bir durum olmadığını dillendiren münevverler arasındaki bir ayraç niteliğinde. Onları ‘daha’ demokrat kılan bir unsur sanki.
Nuray Mert geçtiğimiz günlerde Radikal’de yayımlanan ‘Buyrun Yönetin!” isimli yazısında yukarıda altını çizdiğimiz vurgunun eşliğinde, ‘Hep muhalefet hep muhalefetin yeter artık canım, hırsızın hiç suçu yok mu’nun yani ‘makul’ün manifestosunu yazdı.
Mert elbette ki demokrasinin gerekliliklerini bildiğini ancak Türkiye’deki askeri vesayet rejimi tartışmalarının ayakları yere basmayan, duygusal bir anti militaristlik vurgusuyla yapıldığını, sivillerinde bu olumsuz tablodaki rolünün tartışılması gerektiğini savladığı yazısında şu cümleleri kullanıyordu:
“(Başbuğ) Bence, özetle, “Türkiye’nin tablosu bu, buyrun değerlendirmeyi siz yapın, buyrun yönetin” dedi… (Ordunun) sivil siyasete müdahalesi ciddi bir sorun. Ancak, bu sorunun en önemli sonuçlarından biri, sivil siyasetin önünün kesilmesi ötesinde tembelleşmesi olduğunu düşünüyorum… Açık konuşalım, askerin siyaset alanında bunca merkezi rol oynamasında, sivil siyasetin, siyasetçilerin, partilerin, açık veya örtük davetiyesi olduğu, siyasi geleneğimizin bu yönde şekillendiği de bir gerçek… Hâlihazırda, askerler demokratik bir düzende sınırlarının ne olduğunu kavramış görünüyorlar, bu iyi bir şey. Ancak, demokrasiler sadece askerlerin siyasete müdahalelerinin engellenmesiyle düze çıkmıyor. Asıl iş, siyaset alanını hakkıyla doldurmak, askere, polise davetiye çıkarmayacak toplumsal barış ortamını kurabilmek… Bu durumda ne yapıp edip mahçup olmamak lazım. Biz sivillere düşen iş, lafta askere, müdahaleye karşı esip savurmak değil, mahcup olmamak.”
Gördüğünüz üzere ülkenin demokratları, solcuları bugünlerde bedavadan psikanaliz yapmakla meşguller. 3 açık, 1 postmodern 1 de elektronik darbe yapan ve her durumdan vazife çıkartmaya müsait askerlerin edimlerini anlamlandırmaya ve hatta onların hukuksuzluklarını gerekçelendirmeye çalışıyorlar.
Üzerinde bakanı, başkanı olan bir yüksek memurun, sanki hükümet ortağı bir koalisyon partisi başkanı gibi siyasi demeçler vermesini, kendisini vasi tayin etmesini sorgulamıyorlar bile. Paşanın klişe demokrasi vurgusundan ve siyasilerin kimsenin inkar edemeyeceği basiretsizliklerinden dem vurup, askerin yeniçeri gibi kazan kaldırmasını yani fiilin kendisini gözlerden kaçırmaya çabalıyorlar.
Şu bizim darbecilere şaşıyorum aslında. Demokratlarının bile ‘Biz adam olmazsak bir adam eden çıkar elbette’ dediği bir ülkede darbeye ne gerek var ki.
Almışlar matkabı darbeliye, on yıllardır işliyor alet; bitip tükenmez enerjisi de yüzyılın icadı erkemedya dönengecinden.
***
MEDYAZADE
Mehmet Şevki Eygi ile dostluğumuz, Altıncı Filo’yu Saraçhane’de denize döken ‘komünüstlere’ karşı gazetelerdeki köşelerimizden cihad çağrıları yaptığımız günlere dayanır. Geçen gün kendisini Esra Ceyhan’ın programında görünce kuruldum TV’nin başına. Eygi yine döktürüyordu o zarif lisanıyla. Konu geçtiğimiz günlerde feci şekilde öldürülen Münevver isimli kızcağızdı. Mehmetciğim de tıpkı İstanbul emniyet müdürü gibi “Ailesi sahip çıksaydı kızlarına” dedi ve ekledi:
“Kızın aşığı varmış üstelik. Açık saçık giyiniyor hemi de.” Stüdyoda ortalık bir anda karıştı. Her nabza şerbet Esra da panikledi tabii. “Biz Türkler hem dinine, hem kutsal aile yapısına hem de hukuka ve insan haklarına saygılıyızdır.” türünden anlaşılmaz şeyler söyledi. Ama ok yaydan çıkmıştı bir kere
Ben sevgili Eygi’nin sözlerine yerden göğe kadar hak veriyorum. Yüzde 99’u Müslüman olan bu ülkede işlenen cinayetlere ve tecavüzlere bakın. Hepsinde de mağdur o malum yüzde birlik kesimidir. Programa telefonla bağlanıp “Dünyanın bütün insanları mağdur olmak istemiyorsanız örtünün” diyecektim ama ‘Medyazade hanım programı mı izliyor’ demesinler diye vazgeçtim.
***
…Dİyor kİ:
“Demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesi üçe ayrılır: Hava, kara ve deniz kuvvetleri.” Bir sınav kağıdından.
Aslında öğrencimiz haklı. Sınav sorusunu yanıtlarken aklına Türkiye demokrasisi gelmiş olmalı. Yaratıcı kardeşimize yüz üzerinden yüz.

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL