Erman Toroğlu’nun değişiminin getirdiği zihniyet
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Çeliktepe Tunaspor benim ilk oynadığım resmi kulüptür. Hem genç takım, hem de A Takımda oynadığım zaman diliminde her hafta iki maç oynamak zorunda kalırdık ki; bu duruma da ayrıca çok sevinirdim. O zamanlar Erol Polat diye bir hakem vardı, bizim iki maçımızdan birine muhakkak denk gelirdi. Özellikle Vefa Stadı’ndaki maçlara…

Erol Polat, çok babacan ve dobra hakemdi. Her takım onun maçlarını yönetmesini çok isterdi ki; çok da babacan esprileri vardı.

Düdüğünün zinciri çok uzundu. Faul veya ofsayt olduğu anda, düdüğünü sürekli işaret parmağının etrafında döndürdüğü için, zinciri ne zaman dönüşünü tamamlarsa o zaman düdüğü öttürürdü ki her seferinde pozisyona geç kaldığından dolayı, en az iki, üç pozisyon sonra çalmış olurdu. Ama herkes sabırla, pür dikkat düdüğe bakardı ve dönüşün bitmesini beklerdi, dönüş tamamlandığında düdük öterdi. Artık herkes alışmıştı.

Sürekli ofsayta düşen oyuncu oldu mu “yeter lan çık artık takımı mahvettin” derdi. Ya da kulübeye işaret ederdi, değiştirilmesi için. Tribünlerden küfür edildiği zaman, hemen maçı durdurur, tribüne bağırırdı “adam gibi tezahürat edin” diye.

Herkes çok severdi Erol Polat’ı.

Bir de Erman Toroğlu vardı.

1988 yılında, Beşiktaş-Trabzonspor maçı oynanıyordu Avni Aker Stadı’nda. Maç 3-2 Beşiktaş’ın lehine devam ederken, kötü tezahürat ve şiddet yüzünden maçı o dakikada bitirerek iptal etmişti. Ve maçtan sonra çok önemli açıklama yapmıştı ki ben hâlâ onu unutmadım. “Çok değerli spor adamı Turgut Atakol’un ölümüne bile saygı gösteremiyorlar, artık maçın önemini tartışmak abes.”

Şimdi, bu demecin arkasından baktığınızda, ortada inanılmaz bir duruş var. Ve saygı duymamak elde değil.
Erman Toroğlu da her zaman takımlar tarafından maçlarının yönetilmesi istenilen hakemlerin başında gelirdi. İyi hakemdi ve hakemlik müessesinin bir duruşu vardı ki; o zaman ne TV’lerde, ne de medyada ince ince kıyım yapılmazdı.

Sonra dijital yayın ortaya çıktı ve futbolu ele geçirdi.

Bu değişimdeki ilk mutasyona uğrayan kişi Erman Toroğlu oldu. 1988 yılındaki demeçten, TV karşısında ışın kılıcıyla maç analizi yapmaya çalışan kişi haline geldi.

Erman Toroğlu bu değişim sayesinde(!) hakemlik dönemindeki duruşunu kaybetti, sonra TV’lerde hakem kıyımını başlattı.

Kanallar birer engizisyon mahkemesine dönüştü, “durdur”, “oynat” ile.

Ve bunun başını Erman Toroğlu çekmektedir ki; çok acı bir durum.

Kendi mesleğine ve çalışma arkadaşlarına böyle acımasız bir tavır içine girmenin maddi ve manevi karşılığı ne olabilir ki? Diğer kötü durum, pasta büyüyünce, rant büyüyünce, kendisini taklit edip aynı programı yapmaya başlayan ekürileri ortaya çıktı. Ve ortalık hakem katliamına dönüştü.

Tabii bütün renkler kirlendi.

Ortaya çıkan çok tehlikeli ve acı sonuç: Hakeme bakış açısı bakımından bir zihniyet değişikliğinin yaratılmasıdır.

Bu tıpkı ‘Kırmızı Pazartesi’ gibi, daha maç başlamadan, maçın hakemleri açıklandığı an yargılama başlıyor. Maç kaç kaç biterse bitsin tek sorumlu hakemdir. Ve sonuç kimin lehine ise o susar, mağlup olanın tek çıkış noktası kendi gerçekliklerini inkâr ederek, hakemin arkasına sığınmaktır.

Özellikle skora endeksli seyirci yapısı, bu kıyım için bulunmaz reytingi temin ediyor.

Haliyle skor endeksli hakem yorumlarının ardı arkası kesilmez. Yetersizliğin dışavurumu; ağır çekimde yapılan hakemlerin infazı üzerine kurgulanmış programlardır.

Zihniyet değişikliğindeki tehlikeler asıl nerede ciddi tehlike oluyor biliyor musunuz?

Amatör maçlarda, 10-12-14-16 yaş grubunun tüm maçlarında, ilköğretim maçlarında, ortaöğretim maçlarında, üniversite maçlarında…

Kulüp başkanı hakeme küfür ederse, antrenörler hakeme küfür ederse, eğitmenler hakeme küfür ederse o gencecik çocukların ve gençlerin, büyüklerinden gördüklerini saha içinde yapmasını kim engelleyebilir ki?
Büyükleri hakemi dövmeye kalkarsa, kim engelleyecek o gençlerin hakeme saldırmasını? Ve ne acıdır ki maçlarda artık görmediğimiz an yok ki hakeme küfür edilmesin, saldırılmasın.

Hakemlerin çoğu farklı işkollarından gelip bu işle uğraşıyorlar. Kimi için hobi, kimi için mesleki hedef.
Federasyon yönetimi, kulüplerin yönetimi, oynanan futbol ve yetenekli oyuncu sayısı çok üst düzeyde de sadece suçlu hakem mi? Her şey birbirini tamamlar, ülke futbolu ne kadar donanımlara sahipse, hakemlik müessesi de o kadar donanıma sahiptir.

Tartışılması gereken; Toroğlu niçin mutasyona uğradığıdır? O zaman bir şeylere cevap buluruz!