‘Ermeni Soykırımı’ kitabının yazarı Raymond Kévorkian: İnkâr için bir suçluluk hissinin olması gerek
24.04.2015 09:10 ARŞİV

Osmanlı Ermenilerinin üçte ikisinin katli ile sonuçlanan soykırımın yüzüncü acı yıldönümü hafta boyunca etkinliklerle anılacak. Erivan’da ve dünyanın dört bir yanında, “Bir Daha Asla!” sloganıyla 20. yüzyılın ilk kara sayfasının kurbanları hatırlanacak. İletişim Yayınları'ndan çıkan “Ermeni Soykırımı” kitabının yazarı Ermeni asıllı Fransız tarihçi Raymond Kévorkian yaklaşık yirmi yıl süren araştırmalarının sonucunda ortaya referans olacak bir eser çıkardı. Kitap, Ermenilerin yok edilişinin tüm safhalarını, her bölgeden, her kentten, hatta her köyden hareketle, soykırım kurbanlarının isimlerinin, sayılarının yer aldığı, hatta onları katledenlerle de ilgili ayrıntıların bulunduğu değerli bir çalışma. Kitabın yazarı Kévorkian ile biraraya geldik.

>> Paris’te 2015'in en önemli tarih konferansını düzenlediniz. Soykırımı anlatmakta tarihçinin rolü nedir ?
Kanımca tarihçilerin milliyeti yoktur.  Bizler sadece tarihçi ve bilim adamıyız. Öte yandan savcı olmadığımızı da hatırlatmak isterim. “Buyurun kanıtları, işte bu bir soykırımdır” diyecek olan bizler değiliz. Amacımız, konuya belli bir mesafeden bakarak araştırdığımız meseleyi anlamaya çalışmak. Soykırım konusunda tarihçiler soykırımcı niyetin oluşumunu, nedenlerini, geliştirilmesini anlatmak, harekete geçildikten sonra da olayları belgelerle aktarmak. Öncesini ve soykırımcı zihniyetin oluşumunu anlamak, kırım ve tehcirleri belgeleyen malzemeleri derlemek ve akabinde yaşananları, yani bir halkın tamamen imha edilip köklerinin kazınmasına uzanan süreci ortaya koyabilmek.

>> Ancak inkârcı zihniyet her daim “kanıt” istiyor...
Bir meslektaşım 1995’te Türkiye’de Başbakanlık belgeleri yayınlandığında aslında kanıtların en ayrıntılılarının bu yayında yer aldığını söylüyordu. Bugün bu çoktan aşılsa da, o yıllarda Türkiye’de henüz konuya hakim kimse bulunmuyordu. Bu yüzden yayınlarken aslında soykırımın idari belkemiğini bizlere hediye ettiklerinin bile farkında değillerdi. Dönemin İçişleri Bakanlığı’nın karar belgeleri, korunması istenen Ermeni zanaatkârlarının sayısal oranları, Müslümanlaştırılma emri, tehcir emri vs., her şey var zaten. Soykırımı tanımlamak için gerekli tüm aşamalar mevcut.

>> Peki soykırımın inkârı aslında kabullenmenin başlangıcı değil mi?
Doğru, inkarcılığın da çeşitli halleri var. Kendini savunmak için inkârla saldırgan inkâr arasında fark var. Örneğin Türklerin Ermeniler tarafından katli iddiası son derece savunmacı ve neredeyse acınası bir inkâr şekli. İnkâr edebilmek için bir yerlerde bir suçluluk hissinin olması gerek. İnkârcı toplumlar siyasi bir hapsolma içinde olduğundan bir nevi kapana kıstırılmış durumda.

>> Yazım sürecini anlatır mısınız?
Yirmi yıla yayılan bir süre çalıştım ve yayınlandığından beri de sürekli yeni belgeler ve bulgular eklendi. İlk yayınladığı 2006’dan beri örneğin tehcir edilenlerin bulunduğu toplam 317 kafileyi tek tek saydım ve hareket ettikleri tüm bölgeleri belirledim. Soykırım süreci 1915 Nisan’ından 1916 Aralık ayına kadar sürüyor, ancak bu kafilelerin neredeyse tamamı 1915 Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında tehcire gönderildiğini tespit ettik. Toplam bir milyondan fazla insanı Suriye ve Mezopotamya çöllerine gönderilmiş oluyor. Üstelik, tehcir edilenlerin isimlerinin yer aldığı, aile reisi ölmüşse bile onun adı baz alınarak ailelerin soyadlarının bulunduğu listeler mevcut. Her bir kafiledeki kişi sayısı 1500 ile 5000 arasında değişiyor. Tehcirin ilk günlerinde, yanlarına aldıkları eşyaları taşımak için at arabaları kiralamalarına izin verilmiş, zira resmi olarak “güvenlik nedeniyle yer değiştirme” operasyonu bu. Yaklaşık 150 km sonra arabacılar Ermenileri terk edip geri dönüyor. Ve böylece bin km’ye kadar uzanan ölüm yürüyüşü başlamış oluyor... Tehcir yolunun coğrafyasında 32 adet “kıyım yeri” tespit edilmiş, bunların birçoğu sarp geçitler, uçurumların bulunduğu yerlerde. Böylece tehcir edilenlerin ancak yüzde 15-20’si çöllük bölgelere sağ olarak geliyor. 1916’nın Temmuz ile Aralık arasında ise soykırımın ikinci safhası başlıyor. 3 bin-5 bin’lik gruplar halinde hayatta kalan son Ermeniler de (192.750 kişi) de çöllerde katlediliyor. Buna rağmen, kurbanların toplam bir rakamını vermekten her zaman kaçındım. Ciddi hiçbir tarihçi, belli sayısal aralıklar verse de, kesin bir rakam vermez. Ben hep “Osmanlı Ermenileri’nin üçte ikisi” ifadesini kullandım.


>> Talat Paşa’nın kara “raporunda” yer alan rakamlarla karşılaştırdığınızda?
Topladığım belgelerdeki rakamları bu “defter”de yazılanlarla karşılaştırdığımda, bulgularımın birkaç bin farkla ne denli aynı olduğunu görmek gerçekten çok etkileyici oldu.

>> Sizce hem Müslüman hem de Ermeni olmak mümkün mü?
Mümkün. Gerçi bu çok karmaşık bir sorun içeriyor. Patrikhaneleri vasıtasıyla dini bir kimliğin içinde yer alan Türkiye’deki Ermeni topluluğunun mevcut yapıları bu yeni olgu ile henüz baş edecek durumda değil. Yani bu yeni Ermeni gruplarını (Müslüman Ermenileri) dini kurumlar dışında kabul edecek farklı bir altyapı gerekli.

>> Diaspora Ermenileri bu yeni kimlik karşısında nasıl bir tepki içinde?
Herkes önce bir şaşırıyor. Ancak ok yaydan çıktı, artık herkes böylesi bir tanımlamanın varlığından haberdar. Nasıl bir yön alır, nasıl ilerler, bunu zaman gösterecek. Ankara’da Müslümanlaştırılmış ailem var. 1973’te ilk kez Ankara’da tanıştım. Çok farklıydık, soyadları Türkleşmişti, nüfus kağıtlarında Müslüman yazıyordu. Ama bizim gibi birçok Ermeni’nin Türkiye’de ailesinin bir parçası var, bunu biliyoruz.

* * *

Ya Müslümanlığı seçen aileler?

>> Müslümanlaştırılmış Ermeniler konusu Soykırım araştırmalarında çok dahaaz çalışılmış bir alan. Neler yapılabilir bundan sonra?
Türk ve Kürt dili konuşulan birçok genç kadının hikâyesi giderek yayılıyor. Bu “Büyükanneler” oldukça revaçta. Ancak hiç sözü edilmeyen, ama çok önemli bir kesim daha var araştırılması gereken: Toplu olarak Müslümanlığı seçen aileler. Bunların büyük bölümü Diyarbakır, Bitlis, Muş, Samsun’da olsa, Ermenilerin bulunduğu hemen her bölgede mevcut. Örneğin bir Kürt aşiret reisinin veya Osmanlı ileri gelenlerinin korumak ve kurtarmak istediği zanaat sahibi aileler gibi. Ancak bu ailelerin içindeki toplumsal uygulamalar hiç araştırılmamış, birbirlerine gelin ve damat verdikleri biliniyor. Bunların bir bölümü de İstanbul’a gelerek veya İstanbul’dan geçerek Kanada, Fransa gibi ülkelere gittikten sonra, yani “özgürlükten” sonra nasıl dine dönüş yapıyorlar, bunları çalışmak gerekecek. Günümüz Türk modeli, devletin kimliği dahil, o denli din üzerinden tanımlanıyor ki, Türkiye’de kalan Müslümanlaşmış Ermeniler, gerçekten laik bir çerçeve olmadığından yeniden din değiştirmeye cesaret edemez...

* * *

Kimdir?

Tarihçi. Doktorasını Sorbonne Üniversitesi’nde tamamladı. HDR, Institut Français de Géopolitique’ten emekli oldu. Onlarca kitap ve yayını bulunan tarihçi, aynı zamanda yıllarca Paris’teki Nubar Kütüphanesinin yöneticiliğini de üstlenmiştir. Ermeniler ile ilgili birçok serginin de küratörlüğünü üstlenmiş yazarın son sergisi şu sıralar Paris Belediye Sarayı’nda açıldı. Kévorkian’ın Türkçe yayınlanmış iki kitabı daha mevcut : ilki Belge Yayınların’dan 2011’de çıkan “Soykırımın İkinci Safhası” ve 2012’de Aras yayınları tarafından basılan “1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler”.