Ertuğrul Özkök neden hep dayak yiyor?
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Ertuğrul Özkök’ün 2 Kasım tarihli yazısının başlığı şöyleydi: ‘Dayak yemeği en iyi ben bilirim’
Ertuğrul Özkök’ün 2 Kasım tarihli yazısının başlığı şöyleydi: ‘Dayak yemeği en iyi ben bilirim’. Yazısında hak eden veya etmeyen birçok kişinin kendisine entelektüel açıdan eleştirdiğinden yakınıyordu. Bu yazıdan birkaç gün sonra Özkök, gazetesinin deyimiyle “Türklerin Almanya’ya göçünün 50’nci yılında Derin Almanya’nın kalbine doğru renkli bir seyahate çıktı.” Özkök’ün seyehat notları 6 Kasım’da Hürriyet’te yayınlanmaya başladı. Yazdıklarında elbette itiraz edilecek çok şey var ama 7 Kasım tarihinde anlattıkları tam “Dayak yemeği de en çok sen hak ediyorsun be birader” dedirtecek türdendi. Olayı anlatayım, haksız mıyım siz karar verin?

Özkök, Derin Almanya’nın kalbine doğru yaptığı yolculuğun ikinci gününde, tamamlandığında Avrupa’nın en büyük camisi olacak, Köln Merkez Cami inşaatını ziyaret etmiş, ballandırarak izlenimlerini ve edindiği bilgileri anlatıyor. İzlenimlerine diyecek bir şey yok ancak üzülerek söylemeliyiz ki, ‘bilgi’ diye aktardığı şeylerin tamamı yanlış. Yani Özkök, hem Köln’deki cami ile ilgili hem de inşaatın sahibi DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) hakkında kamuoyuna yanlış bilgi veriyor. Daha da önemlisi hiç hak etmeyen AKP dincilerine, ‘çok kültürlü-çok dinli yaşamı savunan demokratlar’ payesi veriyor.

Yazıya hâkim olan hafif doz megolamanlığı mı yoksa hâlâ dinci iktidara yaranma çabası mı Özkök’ü yanlış bilgi vermeye itiyor, karar vermek zor. Ancak, Almanya’daki  AKP’li dincilerin cinliği, saiki ne olursa olsun Özkök’ün anlatımlarıyla birleşince aşağıdaki yalanlar ortaya çıkıyor. Sorunun sadece Özkök’ün bizleri yanlış bilgilendirmesinden ibaret olmadığını da göreceksiniz.

ÖZKÖK’ÜN TEZLERİ
Son on yıldır Türkler, Köln’de minareli, kubbeli Avrupa’nın en büyük camisini inşa etmek için uğraşıyor. AKP bu sembolik çabaya tam destek veriyor. Özkök yazısında cami inşaatına bir proje yarışması sonrasında başlandığını anlatıyor: “Yarışmayı Prof. Gottfried ve Paul Böhm’ün projesi kazanmış. Bu şirket, üçüncü kuşak mimar bir ailenin üyelerince kurulmuş. En ilginç yanı ise Almanya’nın en tanınmış kilise mimarlarından oluşu. Osmanlı döneminde en güzel camileri yapan mimarlar, Hıristiyanlık’tan devşirilen Ermeniler ve Rumlardı. Şimdi Avrupa’nın en modern ve en büyük camisini bir kilise mimarı tasarlıyor. Bu caminin temelinde dinler arası diyaloğun böylesine çok anlamlı bir taşı var…”

Özkök sonra bu güzel projeyi gezmeye başlıyor. Özkök’e inşaatı gezdiren ise Prof. Dr. Ali Dere. Dere’nin kim olduğunu ve konumuzla ilgisini de şöyle anlatıyor: “Camiye gitmeden önce Almanya’daki İslami dernekleri bir araya getiren DİTİB’in merkezine gidiyoruz… Derneğin başkanlığını Türkiye’den gelmiş bir bilim adamı olan Prof. Ali Dere yapıyor. Sakin ve radikal olmayan bir din âlimi. Dernek, Köln’de Avrupa’nın en modern ve en büyük camisini inşa ediyor.”

Özkök’e göre, sakin ve radikal olmayan bir din aliminin başkanlığını yaptığı bir dernek, ‘dinler arası diyaloğa’ örnek teşkil edebilecek bir biçimde bir kilise mimarına Avrupa’nın en büyük camisini yaptırıyor. Ne güzel değil mi, tam Erdoğan’ın istediği medeniyetler ittifakında anlatıldığı gibi? Tam Fethullah Gülen’in dinlerarası diyalogda belirttiği gibi. İnsanın gözleri yaşarmıyor mu? Ama bunların yalan olduğunu, dincilerin dinlerarası diyaloğa ve çok kültürlülüğe sadece güçlerini ispat edinceye kadar tahammül ettiklerine bakalım.

ÖZKÖK’Ü KANDIRAN SAKİN DİN ÂLİMİ
Şimdi Ali Dere’nin gerçekte kim olduğuna, Özkök’ü nasıl kandırdığına bakalım.

Projeyi gerçekten de Paul Böhm kazanmıştı. İnşaata başladı ve bir hayli de ilerledi. Ancak DİTİB, Özkök’ün gezisinden yaklaşık 2 hafta önce Böhm’ün işine son verdi ve yerine de bir Türk mimarı Orhan Gökkuş’u getirdi. Yani Osmanlı’nın zamanındaki gibi bir dinler arası diyalogtan söz edilemeyeceğini, dincilerin Alman kamuouyunu sakinleştirmek için ünlü bir mimara proje yaptırdığını, artık ona ihtiyaç kalmayınca da diyaloğu bir kenara attığını anlıyoruz. Özkök’ten bu bilgi saklanmış ve Özkök de, Almanya’dayken Almanya Hürriyet’in bile günlerce tartıştığı bu bilgiyi hiç duymamış!

İkinci mesele ise, en az yukarıdaki aldatılma kadar Özkök’ün canını sıkacak cinsten: DİTİB Başkanı Dere, sadece dernek başkanlığına seçilmiş biri değil. Dere, T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri. Özkök’ün kiminle görüştüğünü bilmemesini neyle açıklayacağız? 1984’te kurulan DİTİB’in bütün başkanları da tıpkı Dere gibi ‘Müşavir’di. Bu dernek ve dernek başkanlığı seçimi ise, Almanları kandırmak için uydurulmuş bir takiyyeden başka bir şey değil. Dere, uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Dış İlişkiler Daire başkanlığı da yaptı.

OSMANLI TÜRK MİMARİSİ OLMALI
Şimdi de Özkök’ün özlediği ‘dinler arası diyalog’ meselesini her iki durumu biraz daha açarak inceleyelim. Önce meşhur mimar Paul Böhm meselesi: Böhm, 2009’da inşaata başladı ve DİTİB’in anlaşmayı feshettiğinin basına yansıdığı 23 Ekim tarihine kadar da inşaatın yüzde 70’ini tamamladı. DİTİB’e göre, Böhm, ‘plan üzerindeki kendi tasarımına ve kalite seviyesine ulaşamadı’ ve inşaatta teknik hatalar yapıldı.

Böhm ise, bu iddiaların asılsız olduğunu, asıl sorunun DİTİB’te bu yaz gerçekleşen yönetim kurulu değişimiyle başladığını ve şimdiki yönetimin kendisini istemediğini açıkladı. Böhm, ‘muhafazakâr’ yeni yöneticilerin kendi kafalarına ve kendi siyasi anlayışlarına göre, projede değişiklik yapmak istediklerini de açıklamasına ekledi. Böhm’e göre sorun teknik değil ‘siyasi ve kültürel’di. Böhm, ayrıca Nisan ayından bu yana parasının ödenmediğini açıkladı. 

Kamuoyunca tartışma başladı. Böhm’e ilk destek Sosyal Demokrat Parti eski Köln Milletvekili Dr. Lale Akgün’den geldi. Akgün’e göre, AKP’li yeni DİTİB yönetimi, Böhm’ün projesini yeterince Türk-Osmanlıcı bulmuyor, projede bu yönde değişiklik yapmak istiyordu.

Köln Belediye Başkanı Jürgen Roters, Böhm’ün görevden alındığını basından öğrendiğini ve bunun da hiç şık olmadığını açıkladı. Roters, Cami Yaptırma Heyeti Yönetim Kurulu Üyesi. Böhm’ün bürosunda çalışan Mimar Christian Schaller, eski genel sekreter ve yönetimle çok uyumlu çalıştıklarını ama yeni yönetimle her şeyin değiştiğini basına anlattı.

Basında, DİTİB yeni yönetiminin AKP’nin tam dümen suyunda bir kadrodan oluştuğu ve AKP’nin Almanya’ya bakışına göre pozisyon aldığı tartışmaları başladı. Ali Bardakoğlu’nun Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan alınmasından sonra Diyanet’in ve DİTİB’in tamamen AKP’nin yörüngesine girdiği dile getiriliyor.

ALİ DERE SAKİN AMA KARARLI
Şimdi Ali Dere’ye biraz daha yakından bakalım. Dere, Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanı iken ağustos 2010’da, Sadi Arslan’ı yerine T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri olarak atandı. Din Hizmetleri Müşaviri’nin aynı zamanda DİTİB genel başkanlığına da ‘seçilmesi’ gerekiyordu ama her nedense Arslan DİTİB genel başkanlığını bırakmadı.

Ali Dere, DİTİB Genel Başkan Yardımcısı olarak haziran 2011 tarihine kadar aslında DİTİB’te fiilen genel başkanlık görevini yürütse de, Sadi Arslan Ankara’dan DİTİB genel başkanlığını resmen sürdürdü. Bu dönemde Türkiye basınında Ali Dere’nin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez’e bağlı olarak Dış İlişkiler Dairesi’nde ve yurtdışındaki imamlar arasında ‘ılımlı islam’ kadrolaşması yaptığı, cemaatçi Türk okullarını koruduğu ve bazı yolsuzluklara karıştığı iddiaları yer aldı.

Sadi Arslan’ın Ali Dere ekibine karşı olduğu için mi DİTİB’i bırakmadığı bilinmez ama Dere, Köln’deki DİTİB’i daha başkan seçilmeden tümden değiştirdi. Sakin din alimi Dere,  Arslan'ın Ankara'ya dönmesinin ardından, başta emektar Genel Sekreter Mehmet Yıldırım olmak üzere üst düzey teşkilat yöneticileri olan Emin Özcan, Nuri Bilici, Nevzat Coşgun'la yollarını ayırdığı basına yansıdı. Büyükelçilik Din Hizmetleri Müşaviri’nin veya derneğin genel başkan yardımcısının, dernek başkanı dururken, derneğin yöneticilerini görevden nasıl alabildiğini soran olmadı.

Dinciler ise, dernek yönetiminin hileli bir seçimle, daha doğrusu atamayla hükümet tarafından belirlendiğini bildikleri için olup bitene ses çıkarmadı. Zaten, Ali Bardakoğlu’nun yerine adamı Mehmet Görmez Diyanet İşleri Başkanı olunca Dere’nin eli daha da güçlendi. Ancak, Alman tarafı, Görmez’den sonra Almanya’da herşeyin değiştiğini düşünüyor.

DİYANET VE MÜSİAD EL ELE
18 Haziran 2011’de Köln’de yapılan DİTİB Yönetim Kurulu toplantısında boşalan başkanlık makamına Ali Dere getirildi. Dere'nin yardımcılığına ise yönetim kurulu üyeliği yapan işadamı Orhan Bilen seçildi. Arslan'dan boşalan yönetim kurulu üyeliğine ise birinci yedek sıradaki Hayrettin Kahraman geçti. 10 aylık gecikmeyle de olsa müşavirlerin DİTİB başkanlığına seçilmesi geleneği yerine oturdu.

Zaman gazetesinin Avrupa baskısı internet sitesinin 25 Temmuz 2011 tarihli haberine göre, şimdi mimar Böhm’ün yerine cami mimarlığına atanan Orhan Gökkuş da Ali Dere’nin ekibinden yönetim kuruluna atandı. Ancak, DİTİB’in sitesinde bu isme rastlanmıyor. Herhalde iç kabinede yönetim kurulu üyeliği yapıyor. Gökkuş’un en azından Dere’nin gelmesiyle daha aktif hale getirildiği kesin. Haber şöyle:

Yeni yönetimde Ali Dere dışında ilahiyatçı kimse yok. Genel Başkan Yardımcısı Orhan Bilen ise, en çok dikkati çeken isim. DİTİB’i asıl onun yönettiği ve cami inşaatındaki mimar değişiklğinin de onun isteği ile yapıldığı iddiaları Alman basınında yer aldı. Bilen’i ilginç yapan yan ise aktif MÜSİAD’çılığı. Bilen Genel Başkan yardımcılığı’na getirildiğinde Almanya Müstakil Sanayici ve İşdamları Derneği (MÜSİAD) İkinci Başkanı ve Kuzey Ren Vestfalya eyaleti başkanıydı.

DİTİB KENDİNİ SAVUNUYOR
Paul Böhm’ün görevden alınmasıyla ilgili Alman basınında çıkan tartışmalar üzerine DİTİB adına Orhan Bilen bir basın toplantısı düzenledi ve iddialara yazılı yanıt verdi. Başkan Ali Dere’nin Hac’da olduğu açıklandı ve Bilen, aslında DİTİB’in tezlerini daha ayrıntılı bir biçimde tekrarladı. Orhan Bilen, inşaatın hızla ilerlediğini belirterek, “Hedefimiz önümüzdeki yaza inşaatı tamamlamak” dedi.

Buraya kadar bir sorun yok. Ancak basın toplantısında Alman gazeteciler soru sormak isteyince ortalık karıştı. Çünkü DİTİB sadece ‘teknik’ konularda soru kabul edeceğini, başka hiçbir soru kabul etmeyeceğini bildirdi. “Yönetim değişikliğinin projeye, AKP’nin DİTİB yönetimine etkisi” gibi sorular Orhan Bilen ve arkadaşlarını kızdırdı. Gazetecilerle, toplantıya gelmiş Alman tarafı ve DİTİB sorumluları arasında ciddi bir türbülans yaşandı ve DİTİB toplantının bittiğini ilan etti.

Toplantıdan sonra Köln eski Belediye Başkanı Fritz Schramma, toplantıyı ‘talihsiz’ diye nitelendirip, ömründe böyle bir şey yaşamadığını açıkladı. CDU’lu Schramma, cami yapılması için uğraşan ekipteydi ve “Bu zamana kadar tanıdığımız DİTİB bu değildi” dedi.

Ertuğrul Özkök ise bize hâlâ dinler arası diyalogdan, sakin din aliminden falan bahsediyor. Bunları bilmiyorsa işini iyi yapmıyor demek. Peki, biliyor da başka şeyler yazıyorsa sizce Özkök neyi hak ediyor?

DİTİB: Diyanetin takiyye örgütü
Almanya’da din işleri devlet dışı örgütlenmelere bırakılmış ve herhangi bir devletin de ülkede dini faaliyette bulunmasına sıcak gözle bakılmıyor.

Türkiye’nin Almanya’daki yurttaşlarıyla ilgili tutumu ve örgütlenmesi ise biraz karışık. Almanya’da Berlin Büyükelçiliği’nde Din Hizmetleri Müşavirlği ve konsoloslukların bazılarında da Din İşleri Ataşesi var. Görünürde Türkiye’nin dinden sorumlu kurumu bu.

Ancak Türkiye, Almanya’daki yurttaşlarının ya da Müslümanların din işleriyle, kurdurduğu bir dernek aracılığı ile ilgileniyor. Bu derneğin başkanlığını da sürekli T.C. Berlin büyükelçiliği Din İşleri Müşavirliği’ne atanan isim yapıyor. Yani T.C.  Almanya’ya gönderdiği her Din İşleri Müşaviri’ne ayrıca DİTİB’in yöneticiliğini de veriyor. İki görevi olan müşavir de çoğu kez Büyükelçi’den bile daha yetkili ve daha büyük bir sermayaye hükmetmiş oluyor.

Genel Merkezi Köln’de bulunan DİTİB, Almanya’da kurulu bulunan 896 cami derneğinin çatı örgütü konumunda. Aslında bu derneklerin hepsi, kağıt üzerinde dernek olsa da dernek genel başkanı istisnasız her seferinde Berlin’deki Din İşleri Müşaviri olduğu için bir anlamda Diyanet’in, dolayısıyla da hükümetin yerel kurumları gibi işlev görüyor. Örneğin Tayyip Erdoğan’ın Almanya gezilerine bu dernekler otobüs tutarak kitleleri taşımıştı.

12 Eylül ruhunun ürünü olarak kurulan DİTİB, hem dernek olarak bağış, aidiyet adı altında para toplarken hem de derneklere uygulanan vergi indirimi veya muhafiyetinden de yararlanıyor. Her cami derneği aynı zamanda bakkal, kasap gibi ticari faaliyet de yürüttüğü için bu dernekler aracılığı ile derneğe hâkim olan cemaatler maddi bir güç de oluşturuyor. Almanya’daki birçok islami şirket skandalında bu dernekler halkın kandırılması noktasında büyük rol oynadı. Bu derneklerdeki paraların Türkiye ya da Almanya tarafından nasıl denetlendiği ise ayrı bir soru işareti olarak duruyor.

Elbette sorulduğunda herkes DİTİB’in Alman hukukuna göre kurulmuş bir dernek olduğunu, yönetimin seçimle belirlendiğini söyleyecektir. Ama size DİTİB'in bu zamana kadar genel başkanlığın yapan insanların listesini vereyim. Siz bu derneğin nasıl bir dernek olduğuna karar verin: Lütfü Şentürk, Niyazi Baloğlu, Osman Nuri Gürsoy, Dr. Mehmet Aksoy, Hasan Demirbağ, Mahmut Gürgür, Rıdvan Çakır ve Sadi Arslan Ali Dere'den önce DİTİB'i yönetti. Bunların hepsi de Ankara’dan atanmış müşavirdi.


SOL KÖŞE
 
Eski 'suçlu' suçu överse...
Eski RAF militanı Inge Viett geçen hafta 1.200 Avro para cezasına çarptırıldı. Viett, geçen yıl katıldığı bir toplantıda “Afganistan’da savaşan Alman ordusu araçlarına sabotaj yapılması meşru eylemdir” demişti. Savcılık, Viett hakkında ‘daha önceki sabıkası gözönüne alınarak’ üç ay hapis cezası istemişti. Berlin Tiergarten Mahkemesi, Viett’i ‘suçu övmek’ suçundan para cezasına mahkûm etti. Mahkeme, Viett’in ruhen sabotajcıları desteklediğini ve bununla barışı bozduğunu da açıkladı. Siyasal olarak hâlâ aktif olan 67 yaşındaki Viett, 2009’da da Berlin’de düzenlenen bir askeri töreni protesto eden kalabalıkla gözaltına alınmıştı.