Eşeğin kulağına fısıldamak!...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
“Herkes kendi içindeki çürümüşlüğe göre akıl yürütür” demiş Rahibe Teresa..
“Herkes kendi içindeki çürümüşlüğe göre akıl yürütür” demiş Rahibe Teresa..

Rahibe Teresa böyle der, zira onun için pir-ü pak olan sadece Tanrı ve İsa’dır.

Uhrevi olanı bir kenara koyar da, dünyevi çıfıt çarşısına bir dalacak olursak bir bakıma Rahibe Teresa haklı konumdadır sanki….

Gün be gün içindeki çürüğü büyüten kapitalizm bin bir soytarılıkla süreğen hale gelen krizinin üstünü örtmeye çalışmıyor mu?. Oysa daha öncede bu köşede belirtmiştik soytarıların gerçek kahkaha armağan edemeyeceğini.

Büyüme söylemleri, reklam panolarında, televizyon reklamlarında gülen, mutlu, mesut insanlar..

Sonuç; Her şişen bir gün patlar…

Şüphesiz bu gerçeklik, kapitalistleri paniğe sürüklemekte. Her köşeye sıkışan canlı gibi sıkıştıkça saldırganlığı da artmakta. Kendi patlama sürecinde bir yığın patlamaya da neden olmakta.

Yılın ilk aylarında Ankara Ostim ve İvedik’te meydana gelen patlamalarda ölenlerin yakınlarının açtığı davanın dün ikinci duruşması yapıldı. Duruşma öncesi yapılan basın açıklamasına katılan bir avuç insan dışında Sıhhiye kalabalığı sorgusuz sualsiz koşuşturmacasına devam ediyordu. Doğrudur, herkes kendi uykusunu uyur. Uyur uyumasına ama düşleri de yaşamı gibi yalnız değildir ki.. Bu düşüncelerle bu yazıyı kaleme almak üzere oturmuşken, basın metnine bir kez daha göz attım; “ A dan Z ye sorumluluk sahibi herkes yargılanmalı diyoruz .” diye bitiyordu paragrafın biri.. A’dan Z’ye… Bu iki harf arasına kimler kimler girmezdi ki.. Yönetim erkinin en başından en küçük mülki amire, seçilmiş olanın en başından seçen herkese kadar… Gelin görün ki son yaşanlar tam tersini göstermekte. 2005 yılında Bursa’da gece vardiyasında üzerlerine kilitlenmiş olan kapıyı açamadıkları için çıkan yangında ölen beş tekstil işçisinin gerçek katilleri kimdi? Kayseri’de kapıları kilitli sevk aracının içinde yanan beş mahkumun katilleri yada?.. Otuz vatandaşımızın öldüğü 2009 İstanbul sel felaketinin sorumluları minibüste sıkışıp ölen 8 işçinin patronları mıydı tek sorumlu. Ki o sorumsuzluğun cezası da sadece iki ile beş yıl arası bir ceza oldu ancak. Yerelyönetim sorumluları, cezaevi sorumluları, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Çalışma Bakanı ve benim Bakanlarım diyen Başbakan.. Hiç mi sorumlulukları yok?

Terör tanım olarak; “insanları yıldırmak, sindirmek yoluyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma, tehdit, şiddet ve öldürme eylemleridir” deniyorsa işte bu yaşananlarda terörün ta kendisidir. İşte bu terör eylemleri nedeniyle insanlar Sıhhiye meydanında yıldırılmış, sindirilmiş olarak uyur gezer bir vaziyette koşuşturmaktadırlar.

Kapitalizmi krizinden çıkarmak uğruna, en az üç çocuk yapmak, bunları da tersanelerde, kot taşlama atölyelerinde, maden ocaklarında, sele kapılan servis araçlarında, yanan fabrikalarda, patlayan işliklerde sermaye birikimi adına ‘harcamak’. Bu talebe uymak teröre boyun eğmektir. Dün Ostim ve İvedik’te ölenlerin yakınları “Başka canların yanmaması için” adalet mücadelesi vereceklerini söylüyor, destek bekliyor, umut ediyorlar…

Terörist, işyerlerini işçilere mezara ederken, İstanbul’da,Antalya’da, Rize’de sokakları çamura teslim edip kentlileri çamura gömerken, kitapları suç ilan edip yazarların özgürlüklerini gasp ederken, bütün propaganda yollarını tıkadığı Parti yöneticileri için iki direğe propaganda pulu yapıştırdı diye dava açar, para cezaları verirken, çoluk çocuk demeden binlerce Kürdü içeri tıkarken, seçilmişlere Parlamentoyu yasaklarken, kıytırık nedenlerle Partileri seçime sokmazken, kendi yaptığı Anayasayı uygulamaz kamuda toplu sözleşmeleri kadük hale getirirken, işverenin talebiyle işgörenin kıdem tazminatlarını budarken, Deniz Feneri savcılarının peşine düşerken, doğrusu böylesi bir ADALET’ten hak beklemek Taklamakan’da çeşme başında beklemek gibi bir şey olsa gerek..

Adalet bu ülkede yasaları yapanların adaleti. İtalyanlar olmayacak işler için “Beyaz bir sinek gibi” derler. Beyaz bir sinek bu ülkede adalet.

Anadolu’da birinden yapmayacağı bir işi istemeyi; “ Eşeğin kulağına fısıldamak” deyimiyle anlatırlar. Bu günlerde yeni Anayasa gündemdeyken ve de hal böyle iken derim ki;

Kimse beyhude yere eşeğim kulağına fısıldamasın?