Esenler Otogarı’ndan Meriç’e çok hızlı ulaştık
ERK ACARER ERK ACARER

2015 yılının Eylül ayında Avrupa’ya gitmek isteyen Suriyeli sığınmacıların bir kısmı otobanda yürüyor, geri kalanları İstanbul, Esenler Otogarı’nda yatıp kalkıyordu. Otogardaki büyük caminin etrafı, peronlar, pasajların içi sığınmacı doluydu. Suriyeliler, her türlü ihtiyaçlarını da otogarda karşılamaya çalışıyorlardı.

Sığınmacıların ellerinde tuttukları pankartlardaki Arapça ve ‘olduğu kadar Türkçe yazılabilen’ sözler trajikti: “Türk vatan ve halkına çok teşekkürler. Sizden bir ricamız duanız. ‘Boğulmama’ için sadece gideceğiz.” Sığınmacılar Almanya’ya gitmek istiyorlardı fakat bir haftanın sonunda hepsi zorla otobüslere bindirildi. Otobüsler, Türkiye’nin güney illerindeki kamplara doğru yola çıktı: “Hayaller Almanya, gerçekler Osmaniye!”

Aynı tarihlerde, İzmir Basmane’deki dükkanlarda, ‘sınırları zorlayan’ Suriyeliler için ucuz bot ve can yeleği satılıyordu. Simsar da tacir de acımıyor, tabuta son çiviyi çakıyordu. Esenler Otogarı’na Suriyeli sığınmacıları taşımaya gelen bir şoför anlatıyordu: “Bir süredir bu insanları götürüyoruz. İzmir’de, Dikili’de yaşananlara tanık olduk. Denizin dibi ceset dolu. Artık balık bile yemek istemiyoruz.”

2015 gibi, onu izleyen yıl da sadece Suriyeliler için değil Türkiye için de trajedilerle doluydu. ‘Seçime endeksli’ patlamalar, katliamlar, insan ölümleri bitmek bilmedi. 20 Temmuz 2016 darbesinden 5 gün sonra ilk Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlandı. 2 yıllık süreçte cemaatçisinden muhalifine, kamu emekçisinden gazetecisine binlerce kişi işsiz kaldı, tutuklandı, sürüldü.

Kaçış hayali Meriç’te dondu”
Geçtiğimiz Salı günü, Yunanistan’ın çok satan gazetesi Ta Nea; ön sayfasında bir habere yer verip konuya içeride de tam sayfa ayırdı: “Erdoğan’dan kaçanlar: Umut Meriç’te boğuldu. Önemli Yunan gazetelerden Kathimerini de ön sayfasına çektiği haberini “Kaçış ölümle sonuçlandı” başlığıyla sundu. Bulvar gazetesi Espresso ise aynı haber için “Trajedi” derken, “Onları Sultan Erdoğan boğdu” başlığını kullandı. Ethnos; yükselen Meriç nehrinin buz gibi sularına dikkat çekti ve “Kaçış hayali Meriç’te dondu” başlığını tercih etti. Meriç bölgesindeki yerel Gnomi gazetesi de faciayı manşetten verdi. Erdoğan rejiminden kaçan 8 kişiden 3’ünün cesedine ulaşıldığını belirtti.

Türkiye’den Meriç nehri üzerinden Yunanistan’a kaçma girişimindeki iki ailenin hazin öyküsüydü. Ailelerden birinin 3 üyesinin cenazelerine ulaşıldı. Öğretmen Ayşe Abdürrezak, çocukları Halil ve Abdülkadir Enes’le birlikte bulundu. Ne var ki baba Uğur Abdurrezak’a ulaşılamadı; tıpkı Doğan ailesinin fertleri gibi. Fahrettin ve Aslı Doğan çifti henüz bulunamadı. Ancak Meriç’ten çıkarılan çocuk cenazesinin, 3 yaşındaki İbrahim Selim Doğan olduğu değerlendiriliyor.

İki kardeş ülke ve kültürün ortasından akan su bereketten çok trajedi ile anılır oldu. Aynı botta olan ve Yunanistan’a ulaşıp, bir mülteci kapına sığınan kişinin Yunan gazetelerinde yer alan ifadeleri çarpıcıydı: “Çocuklarımı kurtarın çığlıkları duydum. Bota kapasitesinden fazla kişi bindirildi. Abddürrezak Ailesi yakınlarından bir kişi ise tarafımıza kısaca bunları anlattı: “Ne söyleyim. Bu kadar kısa zamanda bunların başımıza bunların geleceği aklımızın ucundan bile geçmezdi. Aile büyükleri, anne babalar perişan. Malum nedenlerden dolayı çok konuşamıyoruz da…”

Kısa zamanda olanlar ve korku
Aslında üç satırlık ifadelerde iki önemli mesaj var; Biri; ’kısa zamanda bunca şey’ cümlesi… Ethnos gazetesinin, Yunan polis kaynaklarına dayandırdığı bilgiler önemli. Buna göre, Türkiye’deki darbeden bu yana 2 binden fazla, Türkiye vatandaşı Meriç’ten Yunanistan’a geçti. 2018’in başından beri bu sayı 200’e ulaştı. Peki gecemeyenler? Onun için ise, Meriç’te artış gösteren başka faaliyetlere bakmak lazım. Artık suya iki haftada bir dalgıçlar indiriliyor; her kesimden ‘sığınamayanların’ cesetine ulaşmak için!Boğulan ailenin yakınının diğer mesajı da dikkat çekici; malum nedenlerin suskunluğu. Yani korku!

Mağdura dokunan suçlu değildir
İktidar herkesi darbeci ve terörist ilan etmekle kalmıyor, onların yaşamına dokunanları da aynı kategoriye koyuyor. Ruhumuza, yaşamımıza otomatik refleksler kazıyor. Kurdukları asılsız oyunu bozmak lazım. Meriç’te boğulan bir ailenin dramına dokunmak kimseyi darbeci yapmaz. Afrin’de barış istemenin PKK’li ya da gizli tanık ifadeleri ile gri terör listesine alınıp başlarına 300 bin TL ödül konan Grup Yorum üyelerine destek olmanın kimseyi DHKP-C üyesi yapmayacağı gibi.

2015’teki Esenler Otogarı’ndan Meriç’te boğularak ölmeye çok çabuk geldik. Adı konmamış bir savaş… Sultanizm’in her kesimden mağduru artıyor. Ne yazık ki bu Türkiye’nin öyküsü, hepimizin öyküsüdür. Yine cemaatçi olduğu belirtilen bir ailenin trajedisi ile notayı koyalım. Denizli’de anne Seher Baş, FETÖ/PDY kapsamında tutuklanıp cezaevine konulan eşinin ardından yüzde doksan dokuz engelli oğluna bakamadığı ve ekonomik olarak çıkmazda olduğu için bir yol seçti. Önce 17 yaşındaki oğlu Eyüp’ü av tüfeğiyle başından vurup öldürdü sonra da aynı silahla intihar etti.

Türkiye bu değil. Bu bizim öykümüz değil. Derin yaralar açarak geleceği de karartmak istiyorlar. Beraber yaşayabilme partisine sahip çıkmalıyız. Biçileni kabullenirsek…

Meriç sularında bir tekne battı!