Eşitlik etiği
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Çok yalın gerçekleri, yaşanmış ağır gerçeklerle karşılaştırdığımız zaman algılayabiliyoruz. Hukukçu olmanız değiştirmiyor bu gerçeği. Yani anlamak için hukuksal donanım ve deneyim yeterli olmuyor. Duvara çarpmanız gerekiyor bazen, duvarın ne denli katı olduğunu anlamak için.

“Hukuk bilimi, düzen takıntılıdır. Derdi, hukuku, katı bir kural mantığını takip eden sistem veya ilkelerin disiplinli ve tutarlı bir şekilde düzenlenmesi olarak ortaya koymaktır.”

(Hukuk, Adalet ve İnsan Hakları, C. Douzinas, çev. Rabia Sağlam-Kasım Akbaş, Notabene) Alıntıyı anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Açıklayayım; hukuk, maddenin en sert ve en katı halidir. Daha kötüsü ise kurşundur. Özellikle iktidar kurşunu.

Başta dile getirdiğimiz ağır gerçeklere dönersek; İstanbul’da kaç anne ölmüş yavrusunu derin dondurucuda saklamak zorunda kalır? Ülkeyi yönetenler dün de, bugün de hep aynı tekerlemeyle; “Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney, Alevi- Sünni, Laz, Kürt, Çerkez… bizim için eşittir” nutukları atarken, eşitlik etiğine aykırı davranıyorlardı.

Etik bir yerde ahlak demekse, ahlaksız davranıyorlardı.

Bir annenin ölmüş yavrusunu derin dondurucuda saklamanın hiçbir mazereti yoktur. Cizre’ye 200 YPG’li gelmiş, öyle mi? Ülkenin, devletin sınırlarına başka bir yerden silahlı kişiler girmişse eğer, bunun sorumlusu yine devlettir, devleti yönetenlerdir. Bu sorumluluktan, halka zulüm uygulayarak kurtulmak mümkün değildir. Tam tersine, görev ve sorumluluk aksatılmıştır; bir dizi ağır suça dönüşmüştür. Eğer ileri sürülen iddialar yalansa, o zaman dünyanın en katı maddesi olan hukuk, Cizre’de çoktan buharlaşmış, yok olmuş demektir. Ki görünen odur.

Dünyayı yönetenler nasıl ki Bosna’da Kosova’da Ruanda’da ahlaksızdılar! Amerika nasıl ki Irak’a bomba atarken ahlaksızdı. İktidar yalanları ahlaksızdır. İnsanları eşitlemek için öldürmek bir yöntemse, burada da bir eşitlik etiği tartışmalı hale gelmektedir.

“Hukuk, dünyayı anlama biçimin ilk ve en önemli ideolojik pratiğidir. Hukukun değerden bağımsız olduğu iddiası belki de çağımızın en güçlü ideolojik hilesidir.” (age.) Alıntıları yaptığımız Costas Douzinas önemli bir hukuk profesörü. Bir akademisyen tavrıyla “hile” diye tanımladığı olguya ben kestirmeden ahlaksızlık ve ikiyüzlülük demekteyim. Ama bazen öyle anlar yaşanıyor ki bu ülkede, hukukun bu hileli niteliğine karşın varlığı belki işe yarayabilecekken, silahların ateşiyle buharlaştırılıyor. Cizre’de hukukun böylesi buharlaştırıldığı ortamda eşitlik etiği olmadığı gibi, insanlık eşiği de çoktan aşılmıştır.

Bosna, Kosova öykülerini okurken ve bu öykülere gerçekten de üzülürken, biraz da ikiyüzlüydük. Çünkü o acı ile aramızdaki mesafe; coğrafya, ülkeler gelin görün ki elimizi kolumuzu bağlıyordu! Yoksa neler yapmazdık! Şimdi Cizre ile aramıza başka mesafeler koymaya kalkıyorlar; YPG, PKK... Dahası şehit askerlerin ve polislerin daha kanları kurumadan ahlaksızca siyasi sömürüye malzeme edilmesi... Derin dondurucudaki ölü çocuklarla aramıza koyabileceğim tek şey vardır: Vicdan. Eğer kalmışsa!

Haftaya dize; “altından geçmeden ezildiğimiz enkaz” (Bircan Çelik, Edebiyat Nöbeti, Sayı 1)