Eskiler bilir
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Adıyla yaşayası İhsan Sıtkı Yener doksan bir yaşında hayata veda edince, onu kısacık notlarla ananlar, özellikle eski gazeteciler ile eski yazarların kulağını çınlatmıştı. Arkadaşım Serdar Erbaş, sanırım Facebook’taydı, “Eski gazeteciler, eski yazarlar anlar bu haberin değerini,” diyordu. “İyi mi yapmış, kötü mü bilmiyorum ama eski kuşağın hayatındaki yeri büyüktür. Sevenlerinin başı sağ olsun.”

Otuz bin sözcüğü inceleyerek Türkçe’de en sık kullanılan seslere göre F klavyeyi tasarlayan İhsan Sıtkı Yener, 1940’lı yıllarda bile standart klavye üzerine çalışıyordu. 1946 yılında Sultanahmet Lisesi’nde daktilografi öğretmenliğine başlarken, bir yandan da Türk dilinin özelliklerine göre bir daktilo icat etmeye girişmişti. “On parmak için ideal Türk Klavyesi”ni 1955 yılında kabul ettirdi. Yaklaşık yirmi yıl sonra, 1974’te de, bütün daktiloların F klavye olmasını sağladı. Çok sağlam, anadile çok uygun bir çalışma yaptığı için de (belki de, dünyadaki tek) Türk daktilocular şampiyonalarda rakip tanımaz oldu. Herkesten hızlı yazıyorlardı, çünkü bunu sağlayan bir klavyeleri vardı. Türkçe F klavyeye adım atmamızı sağlayan “Karda kalan kartallar bir karartı ararlar”ın da bir hikmeti olmalı diye düşünüyorum. Tabii, bunun Yener’le ilgisi yok, Gazetecilik Okulu daktilo kitabındaki bir alıştırmaydı, bizi daktilonun orta sırasına alıştırmak için...

Bu konudaki tecrübelerimiz hayli hazindir. ‘Eski’ sıfatından elbet nasibimizi aldık. On yıl oldu mu acaba, Sevna, Uçan Süpürge’de bizi (Işıl Özgentürk, Şükran Yücel, ben) görünce içeri seslenmişti: “Eski kadınlar geldi. Çıkarın F klavyeleri.) Evet, çünkü eski kadınlar ancak F klavye ile yazıyordu. Aslında ben Q ile de yazarım, hatta gerçek 10 Parmak’ı ancak bu klavye ile yazarım ama metnin İngilizce olması şartıyla. Amerikan Kız Koleji’nde seçimlik ders olarak daktilo almıştım, hayli de başarılıydım. New York’tan gelmiş hızlı yazma belgelerim vardı.

İlk çalıştığım yerlerden bazılarında Q klavye ile karşılaştım. Birinde Alman klavyesine fit olmam gerektiğini hatırlıyorum. Birkaçı hariç, bütün harfler aynıydı, bir kâbustur! Ama sonra anladım ki, teleks ve sair uluslararası haberleşme araçları dışında bu piyasada çalışıyorsan F klavye bilmek durumundasın. Bir müddet “karda kalan kartallar” ile boğuştum, vazgeçtim. Harflerin yerlerini ezberleyip on parmakla yazmaya başladım. Ne yazık ki, tam bir on parmak değildi bu. Yani, bir kelimeyi gördüğüm anda tak diye yazamıyordum. Hızlı da olsa harf harf yazıyordum ‘Müessese’nin başıma dert olduğunu hatırlarım. Dışarıdan bakınca fark edilmez ama. Jet gibi yazan biri olarak şöhret sahibi oldum. Kendimi noter kâtibi gibi hissediyordum. Bir yandan insanlarla konuşurken bir yandan tıkır tıkır yazdığım söylentileri de o zaman çıkmıştır. Eh, biraz sahte bile olsan, 10 parmak yazan biri olmanın kerameti de bunda!

Yıllarca Dünya Daktilo Şampiyonaları’na bakıp bakıp şaşmışımdır. Türkler gider, herkesi yakıp yıkar, gelirlerdi. Nur içinde yatsın sayın Yener. Kendi dili için en uygun klavyeyi yaratmıştı. Böylece, başka ülkelerden gelenlerin F klavyeyi geride bırakmaları mümkün olmuyordu. Bana, Tolkien’in yarattığı diller kadar parlak bir başarıymış gibi geliyor. Başka her şeyde Q klavye kullanıyor olsanız bile, Türkçe yazarken F klüvye kullanmanın keyfini çıkarın. Bana gelince, ender İngilizce yazılar dışında Q klavye ile işim olmaz. Oyunları da F ile oynarım. Telefonu ise, sadece telefon etmek için kullanıyorum. Beni üzen ise, böyle bir mucidin gitmesi değil, icadının artık itibar görmemesi. Çok yaşasın F klavye! İhsan Sıtkı Yener’i sevgi ve minnetle anıyoruz.