Eskilerle yeniler bir arada
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Akbank Caz Festivali yirmi beşinci yıl programını bir basın toplantısıyla duyurmadı. Pek çok başka kültür-sanat (özellikle müzik) etkinliği gibi onlar da ülkedeki olaylar nedeniyle sadece programı basına e-posta ile iletmeyi tercih ettiler.

25. Akbank Caz Festivali ayrıca hepimizin Mehmet Uluğsuz yaşadığı, kutladığı ikinci festival olacak. Hep güvenilir ama aynı zamanda yenilikçi bir festival olan Akbank Caz’ı Uluğ, yirminci yıl münasebetiyle onunla ve Cem Yegül ile yaptığım söyleşide, “Bir yere kadar avangard, ondan sonra yenilikçi” diye tanımlamıştı.

Beş yıl önce, yirminci festivali kutlamaya hazırlanırken, Tünel’deki The House Cafe’de saatlerce konuşmuşuz. Şöyle diyeyim: Kısalttığım söyleşi 11 sayfa. Oraya elimde yirmi yılın katılımcı listesiyle gitmiştim. Yalnızca kişi ya da gruplar değil, grupların elemanlarını da içeren bir liste. Hepimizi heyecanlandırdı, bir araya gelince muhteşem bir liste oluyormuş. Sonraki yılların çok daha zengin programına rağmen (hepsine gidemeyeceğin kadar zengin bir programdı, olsa olsa üçte birini izlerdin), hepimizin favorisi ikinci yılmış meğer:

Cecil Taylor Solo, Lawrence “Butch” Morris Ensemble & Süleyman Ergüner Topluluğu (Butch’ın ilk gelişi), Don Cherry, Okay Temiz & Rena Rama, Nat Adderly Quintet, David Murray Quintet ve Cassandra Wilson Quintet. Wilson o sıralar böyle meşhur değildi. Ben o festivalin kahvaltılı basın toplantısını unutamıyorum. Kahvaltı var diye değil, katılımcılar nedeniyle. David Murray beni yanına çağırıp tercümanlık yaptırmıştı. Neyse ki, memnun da kalmıştı. Cecil Taylor ise en sonra gelip masa başındaki yerine yerleşmişti.

eskilerle-yeniler-bir-arada-71536-1.
Cem Yegül, “Ben de var mıydım?” diye sordu bana. Vardı, hatta bir ara o da tercüme yaptı. Sonra, Cecil’in olup olmadığını sordu. “Vardı” deyince, “O zaman mutlaka ben de vardım, o sıralar peşinden ayrılmıyordum” dedi. Cecil, Nat Adderley’nin (eşsiz Cannonball Aderley’nin kardeşi) düzenlediği basın toplantısına da gitmiş. Pencereden köprüye bakıyormuş (köprü hastasıydı). Nat bir ara, “Biz müzisyenler farklı insanlarız. Kılığımız kıyafetimiz de farklı,” deyince, oraya Afrika kralı gibi, rengarenk küpelerle falan gelen Cecil (Sahneye de doğru hatırlıyorsam mor bir kaftanla çıkmıştı), Cem’e dönüp, “Utanmadan bir de kılık kıyafetten konuşuyor, şunun haline bak” demiş. Kimseyi beğenmeyen Cecil, buna rağmen o yıl Butch’ı beğenmişti. Ondan sonra birkaç kez gelen, İstanbul’da kalıp üniversitede ders veren Butch’ı ne yazık ki genç yaşta kaybettik.

Üçüncü yıl, hayranı olduğum Archie Shepp’i konuk ettik. Bacağı aksıyor diye, söyleşiden sonra bana bavulunu taşıtmıştı. Demek benim bacaklarım normalmış. Beyazların ve Avrupalıların gerçek caz çalabileceğine inanmazdı. Sıkı bir aktivistti. Grubunda da beyazları çalıştırmazdı. Bir basın toplantısında Avrupa cazı sorulunca, “Benim kaldığım otelde (Pera Palas) çok güzel kruasan yapıyorlar ama, Türk kruasanı” demişti. “Avrupa cazı da, Avrupa kruasanı.” Biri kalkıp güvenle ‘Jan Garbarek’e ne diyorsunuz?” diye sorunca da, umursamadan “Norveç kruasanı” diye cevap verdi.

Bu sefer o yıldan David Murray var. Gene eskilerden John Scofield ile (çok kıymetlimizdir) Joe Lovano, David Sanborn, Manu Katché, Bill Frisell, Dave Douglas ve Aaron Goldberg ile etkileyici bir kadın vokalistler seçkisi. Yerli-yabancı ustalara genç cazcılar da eşlik edecek. 21 Ekim- 1 Kasım tarihleri arasındaki festivalde, Naim Dilmener’in deyişiyle, “Bu memleketteki her müzik tutkununun üzerinde hakkı” olan Mehmet Uluğ’un yokluğunu çekeceğiz en çok...