Etik, estetik, vefa veya menfaattir getiren insanları vecde…

Bir kurum/yapı insanlar ve onların emekleriyle şekillenen üretimler içerir. Münferit bir olaydan hareketle mevcut yapının bütününe karşı olumsuz, saldırgan kampanyalar başlatmak o oluşumda yer alan her bir nüvede tarifi imkânsız kırılmalara neden olur. Hele ortada saldırıyı gerekçelendirecek herhangi bir olay yoksa, bunun adı düpedüz iftiradır. Ne konumda, hangi görüşte olurlarsa olsunlar nezaket ve inceliğini yitiren kişiler o ölçüde onurlarından ve insanlıklarından arınıyorlar.

Son günlerde BirGün’e karşı“demişti, dedi ki, dedi, dedim” mantıksızlığında tam anlamıyla bir linç girişimi daha yaşanıyor. Aklın tatile çıktığı, duygunun, sevginin süresiz terki diyar eylediği saldırgan, öfke dolu bir süreç bu. Sistematik bir nefret seliyle karşı karşıya yine BirGün’ün tamamı… Nefret ki içinde korku, öfke ve tehdit barındıran, taşıyandaağır yıkımlara neden olan bir duygudur. Bu duyguyu harekete geçirmek adına ne yapıyor BirGün emekçileri? Kimi tehdit ediyor, kimde korku/kaygı yaratıyor? Olanca yoksunluklarına, çevrelerini saran bariyerlere karşı inatla doğruları yazmaya, yoksuldan, emekten, barıştan, özgürlüklerden yana olmaya özen gösteriyor. Arkasında ne iktidarın imkanları ne de para basan matbaaları olmaksızın, tek başına değirmenlere karşı savaşıyor.

BirGün’de kuruluş süreci itibariyle dört yıla yakın çalıştım. Tek bir gün ulusalcı, ayrımcı, gayri insani kurulan, ağızdan kaçan bir cümleye tanıklık etmedim. BirGün diğer yayın organlarından daha şeffaf bir yapıdır. Bu şeffaflık genellikle çarpıklaştırılır. Biri hapşırsa medya sitelerinde ve bir takım yayın organlarında “bazı abiler taşıdıkları virüsleri enjekte edip grip salgını başlattılar” başlığında yer alır. Bu taraftarlara göre BirGün’de çalışanlar nedense kendi akılları ile bir türlü akıllı olamazlar da hep görünmeyen bir akıl onları yönetir, yönlendirir!Bir insana yapılacak en büyük kötülük birilerinin kontrolünde hareket ettiğini iddia etmektir. Bu tür acımasız saldırıların kaynağında yer alanlarbelli merkezlerden ve/veya iktidar tarafından kontrol edilen, yönlendirilen, düzen savuncusu, neoliberal politikaların takipçisi, piyasa ekonomisinin yanaşığı olanlardır. Hal böyle olunca “Kişiyi nasıl bilirsin? Kendin gibi” gerçeği çıkar ortaya.

Hrant’ın olmadığı bir zaman diliminde onunla ilgili, onun üzerinden taraftar toplamak gayri ahlaki bir yaklaşımdır. Hrant katledildiği güne dek dünya görüşüyle örtüşen BirGün’de yazmayı sürdürmüştür. BirGün ailesinin bir ferdi, nezaket, incelik ve hoşgörü ustası kardeşimizdir Hrant. Tek bir gün bile önemli bir şikayetini duymadım, ki çalıştığım dönemde görevimin en önemli parçası yazarlarla ilişkiler ve koordinasyonuydu.  Vurulduğu gün ağlayan yüzbinlerce sosyalist‘sahte dostlar’ oldu öyle mi? Aynı kökenden gelip, kendini savunacak durumda olmayan birinin üzerinden rant elde etmek değildir dostluk. Etnik tüm kepazelikleri hiçe sayarak kardeş olabilmek, yoldaş olabilmektir bize göre dostluğun tanımı…

Herhangi bir yapıyla, insanla yollarınız ayrılabilir. Bu sizin ‘haklı’ karşınızdakinin‘suçlu’ olduğunu göstermez. Yaklaşım farklılıkları, kariyer, para ve daha birçok ‘kişisel nedenle’ belli ilişkiler aralanır. Bulunduğunuz ortamda sorunların nedenleri ve kişileri ile yüzyüze gelebilme gücünü gösteremediğiniz için kaotik ortamların ‘öfke taşıyıcısı’ olursunuz. Bir yerden uzaklaşırken orayla ‘selamlaşabilme ihtimalinizi’ es geçebiliyorsanız, geçmişten tümüyle kurtulup yeni yöneliminizle bütünleşme telaşı taşıyorsunuz demektir. Bu durum bile saygısızlığı mazur gösteremeye yetmez. Nefret gözünüzü bu denli kör etmişse sizde insana dair bir umuttan söz etmek en iyi tabiriyle naifliktir artık. Yaptığınız her başlangıç sonsuza dek sürmez. Kendinizden iyice uzaklaşarak topyekün bütünleştiğiniz taraftan koptuğunuzda, bu kez yenisiyle kenetlenip ona karşı ‘ağzı açılmadık’ nefretler inşaa etmeye başlarsınız. Bu girdap ömür boyu sürer gider.

İşte son manşetin ‘ana teması’na asıl üzülmem bundandır. Çünkü o, eşinin başına b… boca eden arkadaşını savunduktan sonra fazlasıyla ‘mahçup’ olması gereken, sola karşı duyduğu her bir kelimeye “mal bulmuş mağribi” gibi sarılan bir köşe yazarının konu sıkıntısı çektiği bir anda imdadına yetişmiştir. Son şutuyla kaleyi değil, bir zamanlar içinde yer aldığı bir yapıyı, güne demli çayıyla başladığı Metin’i, çalışanıyla, yazarıyla, okuruyla binlerce BirGün dostunu hedef almıştır. Böylece önce kendi emeğine saygısızlık etmiş, sonra BirGün emekçilerini hiçe saymış, en fenası kendisi için ‘menfaatin her şeyden mühim’ olduğunun altını çizmiştir. “Yolun açık olsun” diyemiyorum çünkü gittiği yol bana uymuyor artık veya ‘seninle biz artık düşman bile değiliz’ diyorum Nâzım’ın deyimiyle…

 

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL