Evinde inek besleyen İstanbullu!
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Yüzlerce insan ölüyor, binlercesi kaçıncı kez yersizyurtsuzlaştırılıyor. Şehirler harabeye dönmüş durumda. Kıyım ve yıkım coğrafyasına döndü yurdumuz, bedenlerimiz, ruhlarımız. Kanıyoruz...

Kara milisler, lümpenler güruhu bir sürek avı başlatmış durumdalar iyiye, doğruya, güzelliğe ve insanlığa karşı.

Errkekler basın toplantısıyla nefret kusuyor, tehdit savuruyorlar Onur Yürüyüşümüze. Onurlu bir ülkede daha toplantı bitmeden nefret ve tehdit suçlamasıyla gözaltına alınmaları gerekirken, hak veriyor vali onlara ve yürüyüşü yasakladığını ilan ediyor, sırtlarını sıvazlar gibi.

Hırsızı, yolsuzu, tecavüzcüsü, katili bayram gününü bekler gibi bekliyor işaret fişeğini reislerinin. ‘Vurun hadi’ dese, saldıracaklar dört bir yandan iyiye, güzele, doğruya, velhasıl insanlığa.

Burası Türkiye!, diye höykürüyorlar. Burası Türkiye, burada sizi yaşatmayız. Elimizi kolumuzu sallayarak gelir, sizi döver, dükkanınızı yağmalarız, oruç sadece bahanemiz bizim!

Tümünüzü sindirmek, parçalamak, yalnızlaştırmak ve boyun eğdirmek için arkamıza aldık polisi, askeri, yargıyı!

Korku dağları bekliyor ama! Öyle böyle değil korkusu, iyice sıkışmış hissediyor kendisini, dört bir yanı düşmanla çevrili gibi. Her köşe başını bir hain tutmuş diye sanrılıyor, hangi kapıyı açmaya hamle etse kendisine kurulmuş bir tuzağa düşme tedirginliğinde.

Kuşku kuyusunda debelenirken, gücünü sınamaktan başka yol gelmiyor elinden. Emin olması gerekli, hala ol dediğinin olduğundan. Emin olması gerekli ama asıl derdi, hala güçlü olduğunu sürüsüne kanıtlamak.

Özgüveninin kof olduğu faş olursa, şimdi kan dökmek için iki dudağından dökülecek olana bakanların bir anda hedefi olacağını da biliyor içten içe. Varkalımlarını ona bağlamış, onun yağmasından nemalanmak dışında hayatta hiç bir vasfı olmayan sürünün yüzlerini ona döneceklerini ve bunca yıllık suçlarını onun üzerinden temizlemeye kalkacaklarını seziyor.

Gezi Parkı onun için çok önemli. İyiye, doğruya, güzele karşı bir hamleden daha büyük bir anlamı var. Asıl amacı kendi sürüsüne hala çok güçlü olduğunu göstermek. Bir de o ranta ihtiyaç var, yapılmış anlaşmalar, komisyonlar, gelirler var.



O lümpen güruha gerçekte nasıl baktığını gösteren en önemli işaret ise yine onun ağzından dökülüverdi. O sürünün ‘biricik İstanbul’ unu’ nasıl kirlettiğini kendi ağzından duyduk. ‘Evlerinden hâlâ inek besleyenler var İstanbul’ da’ deyiverdi. Yetmedi bir de şivelerini taklit ederek, ‘ben anama ne derum’ diyorlar diye alay etti. Alkış, kıyamet, kahkaha gırla gitti salonda. Köprünün ayağındaki gecekondulardan bahsederken ses tonu ve yüzündeki ifade mutlak seyredilmeli.

Evinde hala inek besleyenler onun göz zevkini bozuyor, olmalılar. Ha, bir de yaşadıkları yerlere rant için ihtiyaç var tabi. Evinde inek besleyen, gecekonduda yaşayan, şiveli konuşanları ancak milis olarak görmek istiyor. Şehrin kuytularında gizlensinler, Kuran kurslarında, imam hatiplerde vakit geçirsinler, habire çocuk yapsınlar, inşaatlarda ve savaş alanlarında ölsünler yeter. Evlerinde inek besleyip süt içmelerine gerek yok, aşevlerinden bir tas çorba neylerine yetmiyor!

Yakup Kadri, Ankara romanında anlatırdı ya, Ulus’tan şehrin merkezine girmelerine izin verilmeyen kasketli köylüleri. Opera binasına giren süslü, kürklü, fötr şapkalı, batı özentisi Cumhuriyet elitlerini uzaktan seyreden ‘Türk’ köylüsünü. O köylünün şimdi iktidar olduğunu sanan, iddia eden andavallılar inek besleyen İstanbullu’yla alay etmesine ne diyorlardır, acaba?

İnsan hayret bile etmiyor, iğreniyor. Tiksinti yağmacılara değil sadece, bu çeteyi destekleyen, önünü açanlar var ya asıl onlara.

Gezi Parkı’na o bina yapılır mı bilinmez. Ama olur da yapılırsa ilerde ne müzesi olarak kullanılacağı şimdiden belli. Bu geçilen namuzsuz, kanlı dönemin unutulmaması için, her 1 Mayıs’ ta alandaki iyi, güzel, doğru insanların bir daha yaşanmaması için sırtlarını dönecekleri bir kara karaltıdan öte değeri olmayacaktır.