Evrime yer vermeyenler bilimle bağını koparmıştır
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN
Evrim kuramı, hayata eleştirel bakabilmemizi sağlayacak bilimsel yöntemi herkesin anlayacağı yalınlıkta sunar. Biyoloji’de evrim kuramına yer verilmemesi, diğer derslerin içeriğinin de bilimsellikten uzak olduğunun kanıtıdır

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) temel eğitim ve orta öğretimde okutulan 51 programın güncellenmiş müfredatını önceki gün kamuoyu ile paylaştı. Yandaş Eğitim Bir-Sen'in talep ettiği gibi “Atatürkçülük” kavramı sosyal bilimler derslerinin müfredatından tamamen çıkarıldı, Atatürk’ün işlenişinin kapsamı daraltıldı. Bakanlık ayrıca Biyoloji ders programından Darwin’in ‘evrim kuramı’nı da çıkardı. Peki bu kapsamda düzenlenen müfredat değişikliği ne anlama geliyor?

»Müfredat içeriğinin hafifletilmesi, bilgi çağında bilgi düşmanlığıdır.
Bir politikacı müfredat içeriğinin hafifletilmesinden söz ediyorsa bilin ki hurafeye, dine, milliyetçiliğe, maneviyata yer açmak istiyordur. Bilgi çağı da bilgiden tasarruf etmekten başka anlama gelmez. Amaç müfredatın öğrenci üzerindeki yükünü hafifletmekse, müfredatta yük oluşturan eskimiş bilgilerin köhnemiş fikirlerin çıkartılması yoluna gidilmelidir.

»Evrim kuramına yer vermeyen müfredat bilimle bağını koparmış demektir.
Bir müfredatta bilime yer verilip verilmediğini, evrim kuramına ne ölçüde yer verildiğine bakarak anlarız. Çünkü evrim kuramı, hayata eleştirel bakabilmemizi sağlayacak bilimsel yöntemi herkesin anlayacağı yalınlıkta sunar. Biyoloji dersinde evrim kuramına yer verilmemesi, diğer derslerin içeriğinin de bilimsellikten uzak olduğunun kanıtıdır.

»Müfredatlar için halktan görüş istenmez.
Öğretim programları, farklı bilim dalları tarafından doğrulanmış bilgi, davranış ve tutumların öğrenci düzeyine uyarlanmış halidir. Hangi bilginin öğrenciye ne düzeyde aktarılacağı ise pedagoji biliminin işidir. Bilimi ilgilendiren bir konuda halka başvurmak popülizmdir. Öğretim programlarına meşruiyet aranıyorsa, hazırlanmadan önce ilgi alanı eğitim olan kişi ve kuruluşlara başvurulur.

»Müfredatın uygulama takvimi, bir oldu bitti ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bakanın açıklamasına göre müfredatlara ilişkin görüş bildirmenin son günü olan 10 Şubat, aynı zamanda onay tarihinin başlangıcı. Bu “Bana bildirdiğiniz görüşün bir anlamı yoktur” demekten başka bir anlama gelmez. Bu müfredatların 2017-2018 eğitim öğretim yılına yetişmesi için zaten başka bir şansları da yok. Diyelim ki yurttaşlardan görüş gelmedi, buna karşın bir milyon öğretmen, 150 bin akademisyen ve onları temsil eden sendika, dernek, kurum ve kuruluşun bir kısmı öneri sundu; buralardan gelecek görüşlerin analiz edilip programlara yansıtılması mümkün müdür?

***

Bu anlayış bizi Cumhuriyet öncesi döneme götürür
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Programları Bölüm Başkanı emekli Prof. Dr. Fatma Dilek Gözütok:
»Yazılan bu programın hazırlanması, sunulması Cumhuriyet döneminin başlangıcından önceki yıllarda hazırlanan programlara geri götürecek.

»Türkiye’de henüz program geliştirme uzmanları yokken bile yani 1950’lerde, daha nitelikli program metinleri ortaya çıkmıştır. 1930’larda, 1940’larda hazırlanan programlar nitelikli öğretmenlerin yürekten katkılarıyla akla, mantığa ve program geliştirme ilkelerine uygun hazırlanmıştı.

»İnceleyebildiğim birkaç dersin programına bakarak şunu söyleyebilirim: Bu öğretim programlarını hazırlatanlar ve hazırlayanlar; ihtiyaç analizi yapmadan, uygulanmakta olan programları değerlendirmeden, aksaklıkların nerelerden kaynaklandığını bilimsel yöntemlerle belirlemeden, dünyadaki başarısızlığımızın nelerden kaynaklandığını araştırmadan (bütün sebep öğretim programları değildir) program geliştirme bilim alanının ilkelerine uymadan öğretim programlarının hazırlanamayacağını bilmiyorlar.

»İncelediğim programların bazıları,
bir önceki ya da daha önceki programlardan ‘kes kopyala yapıştır’ yapılıp üstüne ‘öğrenci kazanımları’ diye eklenmiş. Bazı üniteler eklenmiş, ancak neden eklendiği belirtilmemiş. Bu da çala kalem yapıldığı izlenimi vermektedir. Geçen yıl hazırlanıp uygulamaya konan, henüz tamamlanıp bir yıllık sonucu bile alınmayan programın kaldırılma, yerine yenisini yapma gerekçelerinin açıklanması gerekirdi.