Ey aydınlanma! Sen kendini ne sanıyorsun…
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK

Buralarda olmanın en güzel taraflarından biri zorbanın ve “beberuhisi”nin sesini duymamak. Yine de, arada bir karşıma çıkıyorlar, hem de en döküntü halleriyle; yani gerçek yüzleriyle. Birkaç gün önce, “Kaddafi uzmanı” (Kaddafi Çin’de başlıklı yazım) akademisyen dostum Hua’dan “Bu çeviri doğru mu, bir bakar mısın?” diye soran bir e-mail aldım. Hua, bizimkine “Kaddafi’nin imitasyonu” gözüyle baktığı için özel bir ilgisi var. İşin absürdlük kısmıyla ilgilendiği için çok eğleniyor. Gönderdiği metin bir gazetenin “İbreti âlem için alıntılar” diyebileceğim köşesinde yayımlanmış. Biz e-mail yazışmaları sırasında epey eğlendik, kısaltılmış halini okurken umarım siz de biraz eğlenirsiniz.

Hua’nın şaşırdığı ve çeviriyi kontrol etmemi istediği cümleler, “Kutsalı ve metafiziği hayatından çıkaran insan, kendisiyle beraber çevresine de yabancılaşmıştır” diye zırvalayan kısım. Çinceye çeviri doğru ama geri kalan her şey yanlış. Zaten Hua’nın aklını karıştıran da bu. “Söylenenin tam tersinin doğru olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, çeviride bir hata olduğunu sanıyorum” diye not düşmüş. Kısaca, “Sen aydınlama aklından bahsediyorsun ama bu adam en az beş yüz yıl geriden konuşuyor. Sen eleştirel akıldan söz ediyorsun ama bu adam sorgulanamazlık (kutsiyet), inanç ve itaatten bahsediyor” diye cevapladım.

Sonraki e-mailinde, “Bilgisizlikten mi kaynaklanıyor yoksa metafizik akıldışılığa bir övgü mü var?” diye sordu. Şunları yazdım: “Bilgisizlik, cehalet bu zevatın kimlik kartı sayılır. Kutsiyet, iman-inanç ve itaat ile iğdiş edilmiş ve eleştirel akıl düşmanlığıyla formatlanmış bir akıl ne kadar okursa okusun, o okudukları sadece cehaletlerini katmerlemeye yarar. Bu lafları eden adamın (ve konuşmayı yazanın) bu süslü cümle hakkında bir paragraf yazabilecek kadar bile birikimi olmadığından eminim. Yine de bu lafların bir Ortadoğu diktatörünün cafcaflı laf etme sevdasından kaynaklandığını sanmıyorum. Yani sorunun bilgisizlik, cehaletten kaynaklanan bir absürdlük olduğunu düşünmüyorum. Açıkça aydınlanma, eleştirel akıl ve modernite düşmanlığı yapıyor. Oysa insan, metafiziği hayatından çıkardıkça insanlık merdiveninde yükselmiş ve aklını kullanmaya başlamıştır. Tabii bu önerme tersinden de doğru. Yani aklını kullanmaya başladıkça metafiziği hayatından uzaklaştırmıştır.

Bu safsata, zırvalar İslamo-faşist ideolojinin yapı taşları ve bunlarla toplumu bir nevi hipnotize etmek istiyorlar. Böylece arzuladıkları toplumu (onlara göre millet) yaratmayı amaçlıyorlar. Yani hipnoz altında düşünme ve karar verme yetisini yitirmiş, iradesini bir hırsız-uğursuz hayduta teslim etmiş ve ona tapınan, beyni süngerleşmiş bir millet. Öyle bir millet ki, polisin katlettiği on beş yaşındaki bir çocuğun kederli annesini bile meydanlarda yuhalayan, bombalı katliamda yaşamını kaybedenler için yapılan saygı duruşuna bile tahammül edemeyip ölümler için sevinç gösterisi yapan ahlaken düşük, insanlıktan çıkmış bir güruh. Daha doğrusu vahşi-ilkel primat sürüsü. İstedikleri ‘millet’ işte böyle bir şey.”

Hua, sonraki e-mailinde “Ay tutulmasını cinlerin veya kötü ruhların Ay’ı işgal etmesine mi bağlıyorlar?” diye sordu eğlenmek için. Şöyle cevapladım: “Öyle sayılır. Zira içlerinde uzay araştırmalarını gereksiz bulan çok adam var. Çünkü uzay/evren hakkında bütün bilgilerin kutsal kitaplarında zaten var olduğuna inanıyorlar. Daha ilginç olanı, yeryüzündeki suların geçmişte tüm karaları sular altında bıraktığına (Nuh Tufanı) ve bunun yine olabileceğine inanıyorlar. Hani (galiba) on dördüncü yüzyılda bir Belçikalı papazın ‘Dünyadaki sular tüm karaları sular altında bırakabiliyorsa, bu durumda, bir insanın da kendi tükürüğünde boğulacağına inanabilirim’ dediği o safsata. Metafizik diye bahsettiği şey işte böyle bir saçmalık yığını.”
Şöyle bitireyim: Hem zaten aydınlama dediğin ne ki; aklı fitneye dönüştüren bir gâvur icadı. Oysa İslamiyet âlemleri nura gark etmişti… Lakin o nurdan ortaya çıka çıka İslamo-faşist IŞİD vb ve aynı soydan kravatlı hempaları çıktı

Not: Buradaki tanıdıklarım ve dostlarım oradaki dostlarımıza “geçmiş olsun ve hızla iyileşin” dileklerini iletiyorlar ve “İyi insanların sayısı dünyayı o ilkel-vahşi primatlara ve onların insansı hempalarına bırakmayacak kadar fazla” diyorlar.