Ezilmişle ezik
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Türkçede ezik, ezilmiş olanı imler. Şimdiki zamanın Türkiyesi’nde ise aralarında bir anlam farklılaşması zorunlu gibi. Zamanımızda her ezilen ezik olmadığı gibi her ezik de ezilmiş değil.

Veli Saçılık mesela; Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Selahattin Demirtaş ya da; hep ezilmiş ve ezilmeye de devam edilen isimler. Daha nicesi de eziliyorlar ama hiçbiri için ezik denilemez.

Bir de ezikler var. Çok sayıda isim örneklenebilir, ama bu yazıyı adlarıyla olsa da kirletmelerini istemem. Zalim kibirlerini sözde bir esaret geçmişi temeline bina etmeye çabalayan, muhayyel bir ezilme hikâyesi üzerinden bu günümüzü karartanlar.

Gerçekten ezilenlerle, kendisini ezik hissedenler arasındaki etkileşim, siyasal alanı olduğu kadar gündelik hayatı da biçimlendiriyor.

Bir kere ezikler her türden iltiması hak belliyorlar. Kendilerine ayrıcalık tanınması gerektiğine dair sarsılmaz bir inançları var.

İhaleye fesat karıştırmak da onların hakkı; üç masalı lokantada sattığı çorba için asgari temizlik ilkelerine uymamak da; Anayasa’ya aykırı işlem yapmak da… Büyük-küçük, kamu-özel, bürokrat-esnaf, siyasetçi ya da seçmen eğitim, ekonomik durum, siyasal güç farklılıkları ‘hak bellemek’ boyutunda hepsini eşitliyor.

Sorsanız hayatları hep ezilerek, susturularak, mahrum bırakılarak geçen bir Kemalettin Tuğcu hikâyesi. Bir farkla ama. Bu esaretin sadece onları ezmediğini, sahip olduklarının da onlardan çalındığına ‘inanıyorlar’. Sanki hepsi paşa konağında doğmuş da zalim bir akrabanın entrikasıyla ‘çingenelere’ verilerek mirastan uzaklaştırılmış paşa torunları!

Bakıyorsun akademik yayınlarına, hiçbir özelliği yok. Değil akademik alanda olması, uzman olması bile toplum sağlığına aykırı biri, hop doçentlik kadrosuna talip oluveriyor. Hayatı boyunca misal Ortadoğu üzerine tek bir kitabı baştan sona okumamış, en derin stratejik analizi (!) bir sayfada attırıveriyor orta yere. Evini boyatacaksın diyelim, anlaşma öncesi vaadin bini bir para oluyor. Biten işe bakıyorsun, YouTube’dan seyretsen daha iyisini yaparsın. İtiraz etmeye kalktığında bahane yağmurunda boğmaya kalkıyor seni. Hele de parayı vermemeyi dene, sopa öyle aba altında falan değil doğrudan gözüne tutuluveriyor.

Okumuşları dahil hepsinin ortak özelliği ise hakikaten okumuş ve dürüst olan insan düşmanlığı. Aynı kafede dört garson varsa üç ezik, işini doğru yapmaya çalışanın ayağını kaydırmak için her tür kumpası gönül rahatlığıyla kuruveriyorlar. Bilimsel araştırma yapmaya çalışan bir asistan mı var, nasıl da işe yaramaz biri olduğuna dair dedikoduların ardı arkası kesilmiyor.

Milletvekilliğini milletvekili gibi yapmaya mı çalışıyor biri, ayağını kaydırmak için diğer vekiller genel başkanın kapısında kuyruk oluyorlar.

Eziklerin en çok düşmanlık ettikleri ise hakikaten ezilenler. İtiraz eden ve dürüst olmaya çalışanlara karşısında tüyleri diken diken oluyor. Ezileni daha da ezmek için fırsat kolluyorlar. Yine Veli’nin annesinin yerlerde tekmelenerek sürüklendiği görüntüleri hatırlayın. Aynı kudurmuşluğu siyaset, bürokrasi, sokak, ticaret, hastane, okul her yerde ve her olayda görmek mümkün.

Esaret, ezildiğinin bilincine varanı özgürleştirir; yoksa esaret, zalimden başka bir şey üretmez. Gerçek ya da muhayyel bir esaret altında ezik hissedenler, içten içe ne denli kof olduklarını hissettikçe ezilmeyi hak ettiklerine de inanır olurlar. Bu inanç kaçınılmaz bir şekilde kendilerini ezdiğini hissettiklerine hak vermeyle sonuçlanır. “Babam beni çok dövdü, ama baba olunca anladım ve ona hak verdim hali” tam da budur. Bu hakkı teslim etmek aynı zamanda kendi evladını dövme hakkını da kendine vermekle taçlanır. O yüzden ezik biri, zayıf düşeni gördüğünde tekmeyi basabilmek için sıraya girer, Soma’daki mahlûku hatırlayın.

Dincilerin stratejik Atatürk güzellemelerinin çok sayıda nedeni var elbet ve zerrece samimiyetten yoksun olduğu da açık. Yine de hayatı ve politik mücadelesinin tamamını muhayyel bir ‘Kemalizmin ezdiği Müslümanlık’ efsanesi üzerine kuran birinin Atatürk’ü bizden çalmanıza izin vermeyeceğiz tiradının böylesi ironik bir yanı da var.

Mustafa Kemal hatasıyla sevabıyla ezilen bir toplumu/ coğrafyayı özgürleştirmeye çalışmıştı, onu kendilerine rol model almayı keşfedenler ise ezikliklerini zalimlikleriyle örtmeye çalışıyorlar. Bizim siyasal mücadelemiz ezilenlere özgürlük mücadelesi, eziklerden göreceğimiz bir hayır olamaz.