F tipi servisten çıkan ders: Yalı almak, rüşvet serbest fatura-kira yatırmak suç
Bülent Mumay Bülent Mumay

ABD’nin Reza Zarrab davasına “sürpriz” bir şekilde eklediği Zafer Çağlayan hakkında tutuklama kararı vermesi, uzunca bir süredir pek de yolunda gitmeyen Ankara-Washington ilişkilerini daha da gerdi. Erdoğan’ın “Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik” diyerek tepki gösterdiği iddianamede Türkiye’de elde edildiği açık olan çok sayıda bilgi-belge var. Teknik takipler, gizlice çekilmiş fotoğraflar…

NYPD, Türkçe’yi keşfetmiş!
İddianamedeki detayların birçoğuna gazeteciler de, kamuoyu da yabancı değil. 17-25 Aralık sürecinde Cemaatçi polis ve yargının sızdırdığı takip fotoğraflarını, New York polisinin çekmediği aşikâr. Belgelerdeki detaylara da bakınca, F tipi kadroların işbirliği daha net hale geliyor. Aksi halde NYPD’de hızlandırılmış Türkçe dersleri olduğuna kanaat getireceğiz.

Kuşkusuz iddianamedeki kanıtlar bunlar değil sadece. Zarrab’ın ABD’ye girerken el konulan bilgisayarında çıkan kayıtlarda da, rüşvet trafiği olduğu iddia edilen bir liste var. İşte bu listedeki bir detay, gerçekten çarpıcı. Sözcü’nün dün manşetine taşıdığı habere göre Zarrab, Bakan Çağlayan’ın kardeşine 2,5 milyon TL göndermiş. İlginç olan bu havalenin, “FETÖ terör örgütünün finans kaynağı” olduğu gerekçesiyle el konulan Bank Asya üzerinden yapılmış olması.

10 yıl öncesi bile suç olacaksa..
Hani, “Havale 2012’den önce yapılmış ne var bunda?” diyenler olacaktır. Yani iktidarın milat kabul ettiği 17 Aralık 2013’ten önce… İyi de o tarihten önce bu bankaya sadece elektrik parası, ev sahibine kirasını yatıran EğitimSen’li öğretmenleri bile “FETÖ’cü” diyerek ihraç etmediler mi?

15 Temmuz’la ilintili onlarca davadaki tutuklama kararlarında, Bank Asya’da hesabı olmak, işlem yapmış olmak, terör örgütüne destek kanıtı olarak sayılmadı mı? Daha birkaç gün önce havuz medyasında vardı. Bank Asya’dan alınmış teminat mektupları bile 10 yıl öncesine kadar incelenecekmiş. Dikkat edin, 2013 sonrası değil, geriye dönük tam 10 yıllık inceleme.

Sadece bu bankada işlem yapanların yakasına yapışan yargımız, aynı bankada milyonlarca liralık havaleyi yapanı da, alanı da ifadeye davet etmeyecek mi? Elbette etmeyecek, Cemaat bankasının parasıyla yalı alanlar önüne gelene FETÖ’cü yaftası yapıştırıyor, aynı bankada hesabı olanlar terörist ilan ediliyor.

İki ülkede de “Abi” olmayacaksın
Bu arada kaderin garip cilvesi. Malumunuz, “Abi” olmak Cemaat’te bir rütbe olduğu için Türkiye’de tutuklama sebebi… ABD’nin tutuklama kararı aldığı Çağlayan’ın iddianamedeki kod adı da “Abi”ymiş. Özetle iki ülkede de “abi”liğin sonu cezaevi...

***

Basın tesadüfleri sever, peki yargı?

f-tipi-servisten-cikan-ders-yali-almak-rusvet-serbest-fatura-kira-yatirmak-suc-347897-1.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Reza Zarrab’ın ABD’de geçen sene tutuklanmasından sonra “Ülkemizi ilgilendirmiyor” demişti. Ama dosyaya Çağlayan eklenince, “Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik” diye tepki gösterdi. Erdoğan’ın bu açıklamasının elbette haber değeri var. Gazetelerin bunu manşet yapmaları da doğal. Peki bu kadar gazetenin aynı sözleri manşet başlığına taşıması? Güneş, Hürriyet, Karar, Star ve Yeni Şafak, sanki ortak yazı işleri toplantısı yapmışçasına aynı manşetle çıktı dün: “Pis kokular geliyor.”

f-tipi-servisten-cikan-ders-yali-almak-rusvet-serbest-fatura-kira-yatirmak-suc-347898-1.

Tesadüf olduğuna inanabiliriz elbette. Ama insanın aklına ister istemez Cumhuriyet gazetesi iddianamesi geliyor. Cumhuriyet’in Zaman gazetesi ile tek 1 kez aynı manşeti kullanmasını FETÖ’cülük delili olarak sayan yargımız da tesadüfe inansa keşke… Bir de, buna benzer pideci-parkeci gibi iddialarla Silivri’de yatan arkadaşlarımız yarınki duruşmada serbest kalsa keşke.

***

Senkron budur!

f-tipi-servisten-cikan-ders-yali-almak-rusvet-serbest-fatura-kira-yatirmak-suc-347899-1.
Tek bir elden servis edilen haberlerin, havuzun farklı yayın organlarında aynı şekilde basılmasına alışmıştık. Bazen ortak, bazen de yaratıcılıkta “sinir” tanımayan başlıklarla. Yalnız son zamanlarda başka tesadüflere tanık olmaya başladık.
İyi gazete okuyanlar fark etmeye başlamışlardır… Havuz medyasının son zamanlardaki en büyük esin kaynağı, Aydınlık. Sadece bir hafta içinde yaşanan ilginç birkaç “tesadüf”ü paylaşayım. Aydınlık gazetesi, resmen savaş açtığı CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nu, Stratfor belgelerinde geçen bir kod ad üzerinden ajan ilan etti… (Hoş aynı belgelerde Saray’ın Sözcüsü İbrahim Kalın da var ya, neyse…) Birkaç gün sonra Güneş’te aynı manşet çıkmasın mı?

f-tipi-servisten-cikan-ders-yali-almak-rusvet-serbest-fatura-kira-yatirmak-suc-347900-1.

Aydınlık, Kılıçdaroğlu’nun Barzani’nin bağımsızlık referandumuna açık destek verdiğini ilan etti manşetten. Spotlarda, Kılıçdaroğlu’nun medya ekibinin yalanlaması olmasına rağmen. Hop, ertesi gün Akşam gazetesinin 1. sayfasında… “Kılıçdaroğlu’nun FETÖ bağlantıları” adlı Aydınlık’taki yazı dizisinin havuz yazarlarının köşesinde cilalanması meselesine hiç girmiyorum.

Yukarıda anlattıklarım, hep Aydınlık’ta yayımlandıktan sonra oluyordu. Ama senkronu tutturdular sonunda. Dünkü Aydınlık ve Sabah aynı manşetle çıktı. Hayırlı olsun.

***

“Kenar”dan yeniden oyuna girmek

f-tipi-servisten-cikan-ders-yali-almak-rusvet-serbest-fatura-kira-yatirmak-suc-347901-1.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, metal yorgunluğu meselesine dair yaptığı son konuşmalardan birinde, “Affedersiniz yolsuzluk mu yapmış, kenara koyacağız” dedi. Bu demeciyle, yolsuzlukların hesabını sormakla mükellef olan yargının iş yükünü azalttı bir nevi.

Hani yargılamak yerine “kenara koymak” çok da kötü fikir değil. Ama gerçekten kenarda kalacaklarsa… Yoksa yedek kulübesinde, yeniden oyuna girmek için bekleyeceklerse, meseleyi yargıya bırakmak daha iyi olur sanki. Tıpkı Şaban Dişli örneğinde olduğu gibi… Biraz hafızamızı tazeleyelim mi?

Aslında bu “kenara koymak” projesi çok da yeni değil. Erdoğan, 2009 yılında AKP Genel Başkan Yardımcılığı yapan Şaban Dişli’yi “kenara koymuş”tu. Neden mi? Bir market zincirinden 1 milyon dolar iş takip parası aldığı için.

Şaban Dişli kenar çizgisinde yeterince dinlendikten sonra yeniden AKP yönetimine girdi. Birkaç ay önceki kongreye kadar da oradaydı. Kardeşinin darbenin 2 numarası olduğu eleştirileri partide büyüyünce, yeni MKYK’de kendisine yer verilmedi. Yani yeniden “kenara kondu.” Ama hasret uzun sürmedi. Erdoğan, geçen hafta kendisini ekonomi danışmanı olarak yanına aldı yeniden.

Bu satırları yazarken bir son dakika gelişmesi olmasın mı? Siyasetçi Dişli’nin tutuklu kardeşi Mehmet Dişli, darbe girişimi sırasında kimi 4 kez aramış? Şaban Dişli’nin damadını. Damat, AKP’li bir vekilin de Meclis’teki danışmanı çıktı. Hay kenarımın şansı! Bakalım Şaban Dişli yeniden 3. kez “kenar”a alınacak mı?

***

Haftanın demeci

f-tipi-servisten-cikan-ders-yali-almak-rusvet-serbest-fatura-kira-yatirmak-suc-347902-1.
“Büyük devlet olabilirsin, ama adil devlet olmak başka bir şey. Adil devlet olmak hukuk sisteminin adil işlemesinden geçer.” (Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Eylül 2017)