‘Faiz Lobisi’nin gözü Merkez’de
13.09.2018 08:50 EKONOMİ
Hükümetin kontrolündeki Merkez Bankası’nın bugün yine faiz artırması bekleniyor. Faiz artışlarının sorunları ötelemekten başka bir faydası ise henüz görülmedi

SEMİH GÜVEN [email protected] @semihguvenn

Türk Lirası’nın değerindeki sert erimeyle birlikte ekonomideki yapısal sorunlar net bir biçimde ortaya çıkarken, gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bugün yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. Toplantıda yüzde 17,75’lik bir haftalık repo faizinde (politika faizi) artış beklenirken, faizdeki artış oranının miktarı piyasa hareketlerinin seyrini belirleyecek. Enflasyonun yüzde 17,90’a çıkmasıyla birlikte beklentiler politika faizin 200 ile 800 baz puan arasında artırılacağı yönünde. Buna karşın faiz artışının ekonomideki büyümeyi olumsuz etkilemesi beklentisiyle PPK toplantısından faizlerin artırılmaması gibi ‘sürpriz’ bir karar da çıkabilir.

Bugüne nasıl geldik?
ABD Merkez Bankası Fed’in 2008 krizin ardından başlattığı varlık alım programıyla birlikte gelişmekte olan ülkelere akan sıcak parayla akışı yaşanarak ekonomik büyüme hız kazanmış, Mayıs 2013’te TCMB politika faizini yüzde 4,50’ye kadar düşürmüştü. Buna karşın, Fed’in varlık alım programına son vereceğini açıklamasıyla birlikte ise rüzgâr tersine dönmüş ve gelişmekte olan ülkelerden ABD’ye kaçan sıcak paranın etkisiyle TCMB bu kez de 2014’ün ilk toplantısında faizi yüzde 10’a kadar yükseltmek zorunda kalmıştı. Yapılan faiz artışı ilk aşamada hükümetin tepkisini çekmiş, ardından faiz oranı 2015 Şubat ayına kadar kademeli olarak yüzde 7,50’ye kadar düşürülmüştü.

Dolar da, faiz de durmuyor
Fed’in Aralık 2015 toplantısında 10 yıl sonra ilk kez faiz artırmasıyla birlikte faiz artış sürecini başlatması üzerine ise faizlerde gerilim tekrar tırmanmaya başladı. Saray’ın baskısından çekinen TCMB, 2017 Ocak toplantısında yüzde 7,5’lik politika faiziyle haftalık repo ihalesi açmama kararı aldı ve politika faizine dokunmayıp piyasayı ‘bankaların batmaması için son çare’ olan yüzde 10’luk geç likidite penceresi (GLP) üzerinden fonlamaya başladı. Bu adım iç ve dış piyasa tarafından eleştirilmesine rağmen mayıs 2018’e kadar sürdürüldü ve GLP faizi yüzde 16,75’e kadar yükseltildi. Yaklaşan seçimlerin de etkisiyle yabancı yatırımcılara şirin gözükmek isteyen hükümet, 1 Haziran 2018’de ‘sadeleşme’ adımı altında TCMB eliyle politika faizi yüzde 16,50’ye yükseltti ve tekrar piyasaya bu oran üzerinden fonlama yaptı. Ardından ise seçim öncesi dolardaki yükselişin önünü kesmek için bu kez de faiz yüzde 17,75’e yükseltildi.

Başkanlık Sistemi’yle birlikte bu kez de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’na damadı Berat Albayrak’ı getirmesi piyasaları ‘kuralsızlık devam edecek’ gerekçesiyle kızdırdı ve Türk Lirası’ndaki yükseliş daha da derinleşmeye başladı. Sorun yumağı içindeki ekonominin politik tercih nedeniyle daha da büyütülmek istenmesiyle birlikte hem borçlar hem de bütçe açığı yükseldi. Dış ticaret ve cari açığın sürdürülemez boyutlara gelmesinin üzerine bir de ABD ile yaşanan politik krizin eklenmesi ise bardağı taşıran son damla oldu ve bu kez dolar 7 lira 50 kuruşa kadar yükseldi. Yüzde 17,75’lik politika faizi yine devre dışı bırakılarak piyasa yüzde 20,75’e yükseltilen GLP faizi tarafından fonlanmaya başladı.

Şimdi ne olacak?
Merkez Bankası’nın tekrar faiz artıracağı beklentisinin hakim olmasıyla birlikte dolar yeniden 6 lira 40 kuruş seviyesinin altına çekilerek TCMB’nin kararına odaklanmış durumda. Yatırımcılarla yapılan bir dizi anket sonucu mevcut durumda yüzde 17,75 olan politika faizinde ortalama olarak 400 baz puan yükseliş yaşanması ve yüzde 22’nin üzerine çıkması bekleniyor. Buna karşın, ekonomik büyümede ‘frene basılmaması’ ve iç ve dış politik kriz ortamının sürmesi halinde yapılması beklenen faiz artışı günü kurtarmaya dönük bir adım olmaktan öteye gidemeyecek, liradaki değer kayıplarının daha da hızlanması ve yükselen enflasyonla birlikte yeni faiz artışlarının da önünü açacak.

***

İşsizlik artacak

Ekonomisi kendi kaynaklarıyla üretime dayanmayıp ithalat üzerinden büyümeye elverişli olan Türkiye, büyümenin yarattığı maliyeti dış kaynakla finanse etmek zorunda. Ekonomideki sorunların derinleşmesi ve politik krizlerin sürmesi ise yabancı yatırımcıların Türkiye’den hızla kaçmasına yol açıyor. Yatırımcıları tekrar ülkeye çekmek için akla gelen ilk adım faizleri yükseltmek oluyor. Buna karşın yüksek faiz ekonomik büyümeyi azaltıp işsizliği artırıcı etkiye sahip.