Fakir ebediyeti
SERAY ŞAHİNER SERAY ŞAHİNER

Gayri Safi Milli Hasıla kaç bilmem, istesem öğrenirim ama öğrenip de ne edeyim, payımıza düşenler ortada… Sırf cebimize düşen değil gösterge:

- Kazı Kazan’cıların “Zengin olmak isteyen var mı?” diyerek kart satabileceği kadar yoksuluz.

- Milli Piyango’cuların “Size de çıkabilir” sözündeki de bağlacından medet umacak kadar…

- Ekonomi sayfalarını anlayacak kadar yoksuluz.

- Çeyrek altının fiyatını her daim bilecek kadar yoksuluz.

- Dedemiz zamanında o arsayı satmasaymış şimdi zengindik…

- “Gönlümüz zengin” diyecek kadar yoksuluz.

- Erişmek istediklerimize fiyatından çok bedel ödeyecek kadar yoksuluz.

- “Yoksuluz, gecelerimiz çok kısa, Dörtnala sevişmek lazım.” (Cemal Süreya)

- Yoksuluz, zenginlik hayalimiz çatısı akmayan, rahat ısınan bir ev; su geçirmeyen ayakkabılar, karnı tok çocuklar, önünden başımız dik geçtiğimiz bakkallar.

-“Ah ah, şu evlerde oturanların benden ne fazlası var” diyecek kadar yoksuluz.

- “Hava bedava, bulut bedava, Dere tepe bedava, Yağmur çamur bedava, Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekânlar bedava” (Orhan Veli)

- Ocaktan mümkün mertebe fayda için kaynayan tencere üstünde tepsiyle su ısıtan annelerin çocukları…

- Parasını çorabının içinde saklayan pazarcı babaların çocukları…

- Ucuz diye deprem çatlaklı evlerde oturacak kadar yoksuluz.

- Bütün hayallerimizi çocuklarımızın geleceği üzerine kurup, ‘ben çektim, o çekmesin diyecek kadar

- Çocuğumuz önüne koyduğumuz yemeği beğenmediğinde “bunu bulamayanlar da var” cümlesindeki de bağlacına sığınacak kadar

- “Evladım yemeğini ekmek ban da ye” diyecek kadar

- Her sebze yemeğine bollaşsın diye patates koyacak kadar

- Evde hasta varsa, bütün paraya kıyıp ilaç niyetine et alacak kadar

- Afrika’ya bakıp halimize şükredecek kadar yoksuluz.

- “Yol parası veremedim diye bu dağları bana deldirdiler.” (Enver Gökçe)

- Çoğumuz, başka bir şehirden gelsek de bulunduğumuz yere… Kimimiz “göçmenler geldi, fakirlik arttı” diyecek kadar, bir lokma ekmeği bölüşmemek için milliyetçilik zırhını giyecek kadar yoksul…

- Kimimiz, hakkımızı yiyenlerden ne koparabildiysek memleketinden kopup gelenlerle bölüşüp yiyecek kadar…

- Fakir olduğumuz için kıvrak zekâlı olmak zorundayız. Zira günü kurtarmak, çoğu zaman hayatı kurtarmaktır.

- Her mahalleden bir milyoner çıkmadığını, çıksa da onun mahalleye ancak o mahalleyi yıkıp yerine diğer mahallelerden çıkmış milyonerlere layık rezidanslar yapmak için döndüğünü gördük.

- Doların yeşilini ağacın yeşiline tercih edenleri gördük.

- Bizim kolumuz kırılsa yen içinde kalmalıydı ama gecekondu statüsündeki saraylardan gecekondu sofralarımıza uzanan eli gördük.

- Malvarlığımız sıfırlanamayacak kadar fakiriz.

- Memleketin en zenginlerinin inşaatlarında çalışırken ölecek kadar yoksuluz.

- “Dünyayı biz inşa ediyoruz ama altında kalan yine biz oluyoruz.” (İnşaat İşçileri Sendikası)

- Torunlar İnşaat’ta, iş cinayetinde ölen işçilerin bazılarının ailesi kendilerine tazminat namına teklif edilen parayı aldı haberi yayıldığında; kalbimizin kuytu bir köşesinden, “onlar da ne yapsın, parasızlık…” diyecek kadar yoksuluz.

- “Metrelerce kumaş dokuyoruz ama biz yarıçıplağız.” (Reşat Enis)

- Yoksuluz, bize hayat sigortalı bir iş için hayati tehlikeye maruz kalmamız reva görülüyor.

- Kömür madeninde sudan boğulmamız, gazdan nefesimizin kesilmesi doğal!

- Yoksuluz ya, çocuklarımız açlıktan ölmesin diye girdiğimiz işlerde ölmemiz normal!

- Boğaz tokluğunu çalışsak da sus payıyla doymayacak kadar yoksuluz.

- Yağlı gülüşlerle karşımızdakini küçük görmeyi bilmeyiz… Biz üzülecek, kahredecek, öfkelenecek kadar yoksuluz.

- Kimi zaman hakkımızı yiyenleri Allah’a havale edecek kadar yoksul…

- “İşçinin alınteri kurumadan hakkını veriniz” (Hz. Muhammed)

- Fıtrat değil, iş kazası değil, kader değil! Bilecek kadar…

- “Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak elbette!” (Hasan Hüseyin Korkmazgil)

- Hakkımızı yiyenlerin boğazında, hiç geçmeyecek bir Adem elması olacak kadar…

- Kalbimiz kadar yumruğumuzu sıkıp tüm kalbimizle havaya savuracak kadar yoksuluz. Zenginliğimiz bundan.