Faşizm çok ayıp bir şeydir

Geçtiğimiz günlerde, yalnız ve kafası bir hayli karışık ülkemizde, iki sevimsiz olay yaşandı.
İktidar kanadından bir Bakan, eşcinselliğin hastalık olduğunu buyurdu.
Sözde sosyal demokrat birkaç kadın partili de Hilafetin ilgasının yıldönümü şenliklerinde çarşaf parçaladı. Gerçi hem iktidar hem de muhalefet sözcülerinin, bu yaklaşımları hoş karşılamadıklarına dair açıklamalarını dinledik ama maalesef  kolektif  bilinçaltımız bu mevzularda hastalıklıdır.
Faşizmin en yalın tariflerinden birisi “olma” mecburiyetidir.
Bu coğrafyada asla kendiniz olamazsınız. Egemenler sizin kendinizi nasıl tarif edeceğinize dair sıkı ve yakın bir takip içinde olmuşlardır ve olmaya da devam etmektedirler.
Giyim kuşamınızdan cinsel kimliğinize,  etnik aidiyetinizden dinsel kimliğinize kadar, insanı insan yapan bütün değerler için zorunlu kalıplar hazırlanmıştır. Buna dahil olmayanların akıbeti hep baskı, zulüm ve işkence olmuştur.
Devletin bu konuyla ilgili muhtelif saçmalamalarından birinde Radikal gazetesinde bir yazı yazmıştım. Onun bir bölümünü aynen alıntılıyorum.
“Faşizmin dini, imanı, vicdanı yoktur ama cinsiyeti vardır. O en hoyratından bir erkek kristalizasyonudur; sefil, güçsüz, miyop ve korkak! Cunta, “milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz” o günlerde, yoksullar ve solcuların imhasıyla cansiperane uğraştığı gibi, karı-koca kavgasından trafik ışıklarına kadar bütün günlük yaşam ritüellerine de müdahil oluyordu. ‘80’li yıllarda, bir taşra kasabasında, sıkıyönetim komutanının önüne bir ihbar geldi. İhbarcı, ilçenin tek hamamı ve tek sinemasında erkeklerin birbirleriyle aşk yaşadıklarını bildiriyordu ve bu ahlaksızlığın behemehal önüne geçilmesini istiyordu. Sıkıyönetim kuvvetleri derhal sinemayı ve hamamı bastılar ve o anda orada bulunan herkesi derdest edip komutanlığa götürdüler. Kentte siyasi sorgulara bıçakla kesilir gibi ara verildi. Bütün sinema seyircileri ile hamama gidenler ve iki işletmenin görevlileri işkenceli sorguya alındı.
Faşizmin çok ayıp bir şey olmasında iki rengin dışındaki renklere tahammülsüz oluşu büyük yer tutar. Bu renkler siyah ve koyu siyahtır!
Sıkıyönetim komutanının eşcinsel ilişkilere dair, kerameti kendinden menkul bir kabulü vardı. “Eken, biçer!” ve “Yel değmedik kavak olmaz!” şeklinde özetlenecek bu mantığın zorunlu bir sonucu olarak herkese şu iki soru yöneltiliyordu: Kimlerle aktif, kimlerle pasif ilişkiye girdin? “C” şıkkı olmayan bu soruya iki kategoride de cevap veremeyenler ağır işkencelere uğradı. İşkenceli sorgulardan elde edilen isimler de aynı süreçten geçirilmeye başlayınca, ilçenin erkek nüfusu önemli bir “kırım”a uğradı. Bir müddet sonra bu operasyon kent içi hesaplaşmanın bir aracı haline dönüştürüldü. Artık işkencede itiraf edilen isimler, olayın esas failleri olmaktan çıkmış, türlü gerekçelerle gıcık kapılan insanlardan bir öç alma biçimine dönüşmüştü. Gözaltındakilerin sayısı astronomik rakamlara ulaşınca durum 12 Eylül generallerinin önüne bir rapor olarak kondu. Dehşete düştüler. Rivayet edilir ki “Bülent Ersoy meselesi” ilk o toplantıda dile getirildi. Bir dizi önlem almak gerekirdi. Maazallah, erkekliğini yitiren bir toplumu faşizmin uzantısı yapamazdınız! Mübalağa cenk olunmasına karar verdiler. İstanbul’daki eşcinseller gözaltına alınıp saçları kestirildi ve Eskişehir ile Tekirdağ yakınlarında ıssız yerlere bırakılıp kente geri dönmeleri halinde başlarına gelecekler hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirildiler!.. Bülent Ersoy’a da çalışma yasağı getirildi.?
Bu taşra ilçemizdeki operasyonun son resmi, Auschwitz’den bile daha vahim bir faşizm uygulamasıdır. Gözaltına alınanlar saç, sakal ve bıyıklarına ilaveten kaşları da kesilerek askeri cemselere bindirildi. Tüm ilçede bir hafta boyunca teşhir edildi. İntihar edenler oldu. Kenti terk edenler oldu. Sinema salonu ve hamam kapatıldı. O günkü sorgularda, “Mal benim değil mi? İstersem dinamit kor patlatırım!” diyen adamı o kadar çok dövdüler ki geri kalan yaşantısını yarı delirmiş bir şekilde tamamladı. Faşizmin çok ayıp bir şey olmasında, bireyin ‘mal’ını kamusal alan olarak görmesinin de büyük bir payı vardır. Malı, canı ve bedeni ile özgür bir ilişki kurabilmek “erkeklere mahsus” bir özellik değildir! Erkeklikten insanlığa terfi edebilenler ancak böyle bir konfora sahip olabilirler. Kadının erkeğe üstün olduğu en önemli alan tam da burasıdır.”
Ben yargıç olsaydım, bu sayın Bakan ve bu Sosyal Demokrat Kadınlara son günlerin moda uygulamalarından olan “tedbir cezası”na hükmetmem gerekseydi kararım şu olurdu:
Sayın Bakan, Kurtlar Vadisi’ni bir daha seyretmeyecek ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni 500 defa yazarak tekrar edecek!
Sayın Sosyal Demokrat Kadınlara gelince, onlar da Sütçü İmam’ın hayatını 500 kere okuyup Maraş’ın kurtuluşunu ve işgalci Fransızların akıbetini birbirlerine 100 defa tekrar edecekler!
Bütün ilkokulların duvarına da nal gibi şu sözleri çaktırırdım.
“Faşizm çok ayıp bir şeydir!”
Biz kaybolduk, bari çocuklarımız kurtulsun.
=

BİZİ TAKİP EDİN

360,158BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,365TakipçiTakip Et
7,986AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL