Faşizm, seçimler ve ittifaklar
04.02.2018 09:17 BİRGÜN PAZAR
Mussolini’nin amaçladığı oy oranı, yüzde yirmi beşin çok üstündeydi. Aklındaki orana ulaşma amacıyla attığı bir diğer adım da, kendisine en yakın olan partilerle bir ittifak kurmaktı. Kaldı ki söz konusu bileşenler halihazırda siyasal bir açmaza girmiş ve açıkçası ittifak teklifini bir can simidi olarak görmüşlerdi

Önder Kulak - Dr., Felsefe

Faşist iktidarların tırmandığı, alenileştiği ya da sağlamlaştığı koşullarda kritik siyasi hamlelerden biri de, söz konusu iktidarlar kapsamındaki iradelerin ülke içinde kurdukları ittifaklardır. Bu gibi ittifaklar, çoğunlukla, içlerinden en güçlünün yararına diğer iradelerin soğurulması şeklinde gerçekleşirler. Kaldı ki böylesi ittifakların kurulabilmesi için gereken zemin, güçlü olanın diğerlerinin siyaset yapma alanlarını halihazırda kuşatmış ya da belirli oranlarda kendine katmış olmasıdır. Bu noktada belirli kişisel veyahut toplu menfaatler mukabilinde, azınlık kalanların iktidara teslim olmaları beklenir.

Böylece iktidar, söz konusu ittifaklar aracılığıyla, kalabalıklar üstündeki etkisini arttırabilir ve rakiplerini kendi bünyesine katarak iktidarını daha uzun erimli kılabilir. Bunun için yapısına en yakın olandan başlayarak ve yerine göre baskı ve zor araçlarını da kullanarak, diğer unsurların amaçları doğrultusunda massedilmesi sayesinde, büyür ve gücüne güç katar.
Bu koşulu daha iyi kavramak bakımından Benito Mussolini’nin tam iktidarını ilan ettiği 1922 yılı ve sonrası üstünde durmak mümkün.

Roma Yürüyüşü ve 1924 Seçimi
Ulusal Faşist Parti’nin (PNF) kökleri 1915 yılına kadar gider. Buna karşın kendini rakiplerine ancak 1921’de düzenlenen III. Faşist Kongre ile kabul ettirebilmiştir. Burada elbette partinin sınıf karakterinde vuku bulan köklü değişimin ve sonuçlarının belirleyici bir etkisi vardır. Öyle ki yükselen proleter dalga karşısında burjuvazi, Mussolini etrafında kenetlenmeye adım adım ikna olma yolundaydı. PNF kendisine duyulan güvenin eşliğinde, kısa sürede önemli ölçüde güç kazanmıştır.

PNF, düzen partilerinin 1921 Seçimi’nde oluşturduğu Ulusal Blok1 isimli koalisyonun bir parçasıydı.2 Bu koalisyonun bir üyesi olarak, otuz yedi milletvekili kazanmış ve farklı bileşenlerden oluşan hükümetin etkili bir üyesi haline gelmişti.
Meclis içindeki gücüyle karşılaştırıldığında, sokaklarda çok daha büyük bir etki alanı vardı. Her an harekete geçirebildiği, kimileri silahlı, on binlerce üyesi mevcuttu. PNF, sokaklara değen gücü arttıkça, istikrardan yoksun hükümeti eleştirmeye ve açıkça iktidarı kendisi için istediğini dillendirmeye başladı. Bu isteği, 22 Ekim 1922’de vuku bulan darbe tehdidiyle gerçekleşti.

PNF kadroları ve paramiliter kolu, Kara Gömlekliler, başta Napoli olmak üzere, İtalya’nın birçok şehrinde sokakları işgal etme kararı almışlardı. Bunun en önemli sonucu, yaklaşık otuz bin silahlı faşistin Roma içlerine doğru yürüyüşe geçmesidir. Mussolini, Roma Yürüyüşü’nü arkasına alarak, önde gelen burjuva temsilcileri ve kraliyet mensuplarıyla görüşmüş, diğer burjuva partilerini bastırmış, iktidarı için tam bir mutabakat oluşturmuş ve meclisteki sınırlı temsiline rağmen yürütmenin kontrolünü eline almıştır. Bu nokta, PNF’nin süratle devletleşmeye başladığı bir eşiğe işaret etmektedir.

PNF, iktidarı almış, ancak kendini düzene ve kalabalıklara bütünüyle kabul ettirememiştir. Bu durum iktidarının henüz yeterince sağlam bir zemine oturmadığı anlamına geliyordu. Bunu aşabilmenin koşulu, mevcut koşullar düşünüldüğünde, ancak bir seçim zaferiyle gerçekleşebilirdi. Fakat adil bir seçim içerisinde PNF’nin olası oy oranları, istenen düzeyi yakalayabilme olanağından oldukça uzak görünüyordu. Mussolini ise hasımları karşısında yıkıcı bir sonuç arzuluyordu. Böylesi bir zafere ihtiyacı vardı. Öyle ki Mussolini, oyları meclisteki gücün niceliğinden çok, rıza gösterildiği oranda sınırsız olan bir gücün göstergesi olarak önüne koyuyordu.

Mussolini seçim kurallarını kendi yararına göre belirleyerek, amaçladığı zaferi edinebileceğine inanıyordu. Bunun için öncelikle, seçimlerde gelişmesi olası sürprizlere karşı bir tedbir alınması gerektiğini düşündü. Böylece bir kararname marifetiyle, tüm oyların yüzde yirmi beşini elde eden partinin meclisteki üçte iki çoğunluğa ulaşmasını olanaklı kıldı. Bu durumda PNF’nin yüzde yirmi beş oy alarak yegâne parti haline gelebilmesinin önü açılmış oldu.

Ne var ki Mussolini’nin amaçladığı oy oranı, yüzde yirmi beşin çok üstündeydi. Aklındaki orana ulaşma amacıyla attığı bir diğer adım da, kendisine en yakın olan partilerle bir ittifak kurmaktı. Kaldı ki söz konusu bileşenler halihazırda siyasal bir açmaza girmiş ve açıkçası ittifak teklifini bir can simidi olarak görmüşlerdi. Böylece İtalya’nın geleceği için (!) çeşitli partiler arasında görüşmeler başladı. Bu görüşmeler sonucunda, çeşitli vaatler ve milletvekili sayıları üstünden bir birlik oluşturulmuş, PNF’nin başını çektiği Ulusal Liste ortaya çıkmıştır. Bu ittifak içerisinde PNF’nin yanında İtalyan Halk Partisi, İtalyan Liberal Parti ve Demokratik Liberal Parti bulunuyordu.

Mussolini liderliğinde oluşturulan ortak liste, kalabalıklar nezdinde İtalya’nın geleceği için (!) bir bütünleşme mitosu sunması itibarıyla bir coşkulanım yaratmıştır. Bu coşkulanımın Mussolini ve PNF’ye oldukça büyük bir getirisi olduğu söylenebilir. Ayrıca PNF karşısındaki olası düzen alternatifleri, verili ortaklaşma üstünden Mussolini’ye yedeklenmiş ve olası birer tehdit olmaktan da çıkmışlardır. Peki, tüm bunlar Mussolini’nin tam iktidarı için yeterli miydi? Mussolini’ye göre yanıt halen olumsuzdu.

Mussolini seçim süreci için kendisine bağlı paramiliterleri de işe koşmuştu. Kara Gömlekliler, iktidar olanaklarını da arkalarına alarak, seçim öncesinde Ulusal Liste dışındaki düzen partilerinin ve kuşkusuz komünistlerin çalışmalarını engelleme, yaralama ve ölümle sonuçlanan saldırılar düzenleme gayreti içindeydiler. Seçimlere gelindiğinde, dikkat çekici bir oy hırsızlığının başlıca sorumlusu durumundaydı. Bu hırsızlık o kadar aleni ve büyük oranda gerçekleşmişti ki, seçime giren sosyal demokrat bir parti olan Birleşik Sosyalist Parti lideri Giacomo Matteotti, meclis önünde seçimlerin iptal edilmesini talep etmişti. Matteotti’nin sert tepkisine Mussolini ve destekçilerinin karşılığı, parti liderinin hedef gösterilmesi oldu. Böylece birkaç gün sonra Matteotti, Kara Gömlekliler tarafından öldürüldü. Ve hemen, Ulusal Liste’nin seçimleri yüzde altmış beş oy oranıyla kazandığı ilan edildi.

fasizm-secimler-ve-ittifaklar-423195-1.

Seçim sonrası
Faşizm koşullarında herhangi bir seçimin mümkün olmadığı fikri doğru değildir. Bu noktada seçimlerin verili toplumsal ve siyasal koşullar tarafından belirlenen ve söz konusu dolayımın ağırlığı altında içerik kazanan birer araç oldukları, sıkça göz ardı edilmektedir. Buna karşılık, örneğin örtük faşizm koşullarında seçimlerin siyasal yapıya yerleşik olduğuna, ve diğer yandan aleni faşizm koşullarında seçimlere ancak belirli bir eşiğe kadar yer verildiğine rastlanabilir. Ne var ki seçimler her iki koşulda da, siyasal gücün meclise yansıyan niceliğinden çok, sınırsız bir güce gösterilen rızanın göstergesi olarak belirmektedir. Burada burjuvazinin işçi sınıfı ve halk üzerinde, mümkün olduğunca en yüksek baskıyı sergilediği anımsanabilir. Bunu sağlamak için faşizmin seçim kurallarını sürekli kendi yararına ve hasımları zararına düzenleme, mülkiyet üstünden sahip olduğu olanakları baskı koşullarında daha da derinleştirme, asimetrik bir ortam dâhilinde sınıf ve halk örgütlülüklerine mümkün olduğunca zor kullanımı dışında hiçbir mücadele olanağı bırakmama gibi pek çok gündemi bulunur. Bu durumda faşizm koşullarında seçimin bir rıza alma göstergesi ve elbette bir aldatma aracı olduğu aşikârdır. Mussolini ve PNF’nin seçim zaferi sonrasındaki hamleleri, aleni faşist bir iktidar nezdinde seçimlerin ne anlama geldiğine dair en iyi örneklerden biridir.

Matteotti’nin öldürülmesi, Mussolini’nin tam iktidarı bakımından önemli bir eşik olarak düşünülebilir. Bu olay sonrası birçok muhalif hareket önemli tepkiler göstermiş ve hatta kimileri, faşistlerin müdahalesini beklemeden, devlet ve kamu kurumlarını bütünüyle terk etmişlerdir.

Kara Gömlekliler, muhalefet karşısında sergilenen tüm bu baskı ve saldırı fiillerine karşın Mussolini’nin muhalefetle mücadelede attığı adımları yetersiz buluyorlardı. Bu düşünceyle, 31 Aralık 1924 tarihinde, Mussolini’ye muhalefetin yasaklanması için bir ültimatom verdiler. Aksi durumda atılması gereken (!) adımları kendilerinin atacağını beyan ettiler. Bu noktada komünistleri, iktidar karşısındaki en büyük tehlike olarak niteliyorlardı. Öyle ki, seçimlerden sonra dahi dirençleri kırılamamıştı. Diğer yandan zamanında PNF ile ittifak içine giren partiler de söz konusu baskı ve saldırı fiillerinden muaf değillerdi. Başka bir deyişle, faşist iktidar, artık işine yaramayan müttefiklerini de birer hedef olarak etiketliyordu. Kaldı ki tabanları zaman içinde çoktan Mussolini’nin oluşturduğu yığının bir parçası haline gelmişlerdi.
Mussolini, Kara Gömlekliler’in baskısıyla adımlarını hızlandırdı. 1925 yılıyla beraber ülke çapında büyük bir saldırı dalgası başlattı. Bu dalga, kısa sürede, daha fazla baskının, daha fazla hapishanenin ve daha fazla katliamın üstünde yükselmeye başladı. Bu sırada kalan tüm “demokratik kırıntılar” da ortadan kaldırılmıştı. 1926 yılının Kasım ayına gelindiğinde, PNF dışındaki tüm partiler yasaklandı ve PNF’ye tehdit olarak görülen yöneticileri ve kadroları (eğer halihazırda tutuklanmış değillerse) tutuklandı.

Mussolini esasen seçimlerin de kaldırılmasını amaçlıyordu. Buna uygun zemin de hazırlamıştı. Fakat aynı zamanda, kalabalıkların desteğini sergileyen bir göstergeye de ihtiyaç duyuyordu. Bu durumda seçimlerin mahiyetini değiştirmeye karar verdi. Her şeyden önce, kimlerin oy verebileceğini belirledi. Bu bağlamda oy verme hakkına sadece erkekler ve dolayısıyla askerler, din görevlileri, sendikaların ya da faşist derneklerin üyeleri sahipti. Bu kimseler oy vermeye gittiklerinde, onları, Mussolini’nin yürütücüsü olduğu bir kurul tarafından belirlenmiş blok listenin onaylanmasını ya da reddedilmesini içeren bir plebisit bekliyordu. Bu plebisitin 1929 ve 1934 yıllarında yüzde yüze yakın bir onay oranına sahip olduğu görülebilir…

Mussolini’nin en büyük rüyası, kendisine muhalif olan kesimleri, özellikle de komünistleri bütünüyle yok etmekti. Bu amacı doğrultusunda sınıfın üretimden gelen gücüne bağlı siyasal mücadelesiyle edindiği hakları ve özgürlükleri zora dayanarak aşındırmış, büsbütün ortadan kaldırmış ve böylece sınıfın ve halkın açık siyasal alanları kullanmasının önüne geçebilmiştir. Bu durum da, sınıf ve halk örgütlülüklerinin ağır bedeller pahasına kapalı siyasal alanları geliştirmelerini ve ötesinde kendi örgütlü zor olanaklarını yaratmalarını hızlandırmıştır.

1 Bu birlik Faşist Mücadele Birlikleri’nin ittifakı, İtalyan Liberal Parti, İtalyan Milliyetçi Birlik ve Sosyal Demokrat Parti’den oluşuyordu.
2 Bu koalisyon PNF’nin oluşturulduğu III. Kongre öncesi, Faşist Mücadele Birlikleri’nin ittifakı ismi altında ve dolayısıyla çeşitli oluşumlarla gerçekleşen birleşmeden önceydi.