Faşizmi tanırsınız!
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

“Eski zamanlarda olsaydı Willie McCracken bir siyahı vurduğu zaman hiç böyle yaygara koparılmazdı, ama bunlar eski zamanlar değildi. Yargıç ter içinde oturuyor, başkentten gelen telefonda gürleyen sesi dinliyordu: ‘Ama beyaz bir adamı bir siyahı vurdu diye asamazsınız!’ ‘Asmaktan bahseden de kim?!’ dedi telefondaki ses sabırsızca, ‘Sadece her şeyin düzgün gitmesini istiyorum. İki hafta sürebilecek bir davayı yarım saatte sonuçlandırmayın, yeter.”

Amerikalı yazar Theodore R. Cogswell’in 1957 tarihli öyküsü You Know Willie (Willie’yi Tanırsınız) böyle başlıyor. Öyküde cinayetin çok önemli iki görgü tanığı var: Biri çok yaşlı ve ‘çok siyah’ Hattie Teyze, diğeri Willie’nin genç sayılmasa da ‘beyaz’ karısı. Hattie Teyze Ku Klux Klan’ın bölgedeki önemli isimlerinden Willie’nin işlediği cinayeti ayrıntılarıyla anlatıyor ama büyük yerlerden gelen telefonlarla mahkemenin sonucunu o gece kocasının evde olduğunu söyleyen kadın belirliyor. Ama cinayet suçlamasından kurtulan Willie Hattie Teyze’nin lanetinden kurtulamıyor: Bir gece Willie öldürdüğü siyah adama dönüşüyor ve kendisini tanımayan klan üyesi arkadaşları tarafından öldürülüyor.

Ne yazık ki aradan 60 yıl geçmiş olmasına rağmen Cogswell’in öyküsü güncelliğini hiç kaybetmiyor; Ku Klux Klan ve benzer beyaz ırk faşisti oluşumlar isim ve kılık değiştirerek faaliyetlerini sürdürüyor, yoksul ve eğitimsiz gençlerden ırkçı katiller yaratıyor.

Bu hafta gösterime giren Imperium/Köstebek de böyle bir dünyanın anlatısı işte: Genç bir FBI ajanı siyahları, Asyalıları, Hispanikleri, kısaca beyaz, Amerikalı ve Hıristiyan olmayan herkesi yok edilmesi gereken düşmanlar olarak gören neonazilerin arasına dalıyor. Kendisinden de gölgesinden bir türlü kurtulamadığımız ırkçı şiddetin toplumsal yüzeye ne kadar kolay çıkabileceğini gösteren American History X/Geçmişin Gölgesinde (1998), The Believer/İnançlı (2001), Green Room (2015) gibi filmlerin oluşturduğu zincirin şimdilik son halkası olan Imperium’da Amerikan faşistlerinin sıradanlığını izliyoruz.

Faşist olmak dünyanın en kolay işlerinden biridir. Hele eğitim sistemi evrensel insanlık değerleri üstüne değil de milliyetçi, muhafazakâr, dinsel ideolojik temellere dayanan coğrafyalarda doğup büyüyorsanız hiçbir şey yapmanıza gerek yok; sadece size söylenenleri sorgulamadan yapın, size verilen kitaplardan başka bir şey okumayın, size sunulan filmlerden başka bir şey izlemeyin, size sunulan müziklerden başka bir şey dinlemeyin, ‘farklı’ olan hiçbir şeyle ilgilenmeyin! Bu sayede sizin türünüzden, ırkınızdan, cinsinizden, ülkenizden olmayanları önce ‘öteki’, giderek ‘düşman’ olarak nitelemeye başlarsınız. Bu formülasyon dünyayı tanımlama konusunda da büyük kolaylık sağlar. Mesela dünyada olup biten her türlü kötülüğün nedeni büyük bir Yahudi komplosudur; sizin sizden başka dostunuz yoktur, tüm medeniyeti sizin milletiniz kurmuştur, sizin dininiz hakikidir diğerleri sahte vs. Kötülük ve faşizm böylece sıradanlaşır, ‘ortalama faşizm’ parmağınızı bile kıpırdatmanıza gerek kalmadan hayatınızı kaplar.

Sonra Hrant’ın katilini polis merkezinde bir kahraman gibi ağırlayan polislerin görüntülerini izleriz; soykırımın nasıl olup da devam ettiğine şaşırarak, bir Hattie Teyzemizin olmayışına yanarak…

Fotoğraf: Köstebek / Imperium