Faşizmin fikir politikasını yansıtan kavram: Limpieza
01.10.2017 10:06 BİRGÜN PAZAR
Franco fikir politikasının ilk adımlarından biri olarak, eğitim ve araştırma kurumları için merkezi birer yönetim aygıtı oluşturdu. Fikir politikasını istediği şekilde uygulamak niyetiyle bir dini cemaatten, Opus Dei’den yardım istedi. Eğitim, Opus Dei danışmanlığında yeniden düzenlendi. Bu noktada başlıca fiil, falanjist ilkelere ve dolayısıyla Hıristiyanlık ve imparatorluk ilkelerine aykırı fikirlerin eğitim alanından bütünüyle çıkarılmasıdır

Önder Kulak - Dr., Felsefe

Francisco Franco iç savaşın ardından, Milliyetçi İspanya adıyla anılan düzeni mutlak kılmayı amaçlıyordu. Bunun başlıca koşulunu, toplumun zararlı (!) fikirlerden arındırılması olarak görüyordu. Bu bağlamda eğitim, araştırma ve kültür boyutları bulunan bir fikir politikası hazırladı.1 Bu politikanın uygulanmasını ve sonrasında sonuçlarını, birkaç nesil ötesine uzanan bir zaman dilimine yaymayı uygun gördü. Franco, fikir politikasının ana kavramını, Türkçe karşılığı arındırmak sözcüğü olan limpieza olarak belirledi. Anlam bakımından, hasmını kaba kuvvet kullanarak ortadan kaldırma fiilini içeren kavram, falanjizmi mutlak kılan bir ideolojik çeşni de içeriyordu. Limpieza, iç savaş sırasında da sıkça kullanılmıştı. Franco’nun silahlı birlikleri, iç savaş sırasındaki katliamlarını bu kavrama sığdırmaya çalışmışlardı. Franco, iç savaşın ardından da limpiezanın sürdürüleceğini belirtmiş ve kavramı fikir alanı için özellikle genişletmişti. Başka bir deyişle, Beyaz Terör2 devam edecekti.

Franco’nun ideolojisi falanjizmde, ilkelerin önemli bir kısmı ruhban topluluğuna karşı, Katolik bir Hıristiyanlık yorumuna dayanıyordu.3 Franco söz konusu yoruma birebir uygun bir yaşam biçimi oluşturabilmeyi umuyordu. Bunun için fikir ağırlıklı alanlarda ve özellikle de eğitimde, Ortaçağ’ın dini birikimini kendine kaynak edinen ve onu günün toplumuna yansıtan bir anlayış hâkim kılınmalıydı. Bu noktada Aydınlanma ve onu takip eden düşüncelerin yok sayılması, Marksizm ve ondan etkilenen düşüncelerden uzak durulması önemli bir koşuldu. Bu şekilde 18. yüzyılın ardından yükselişe geçen din karşıtı fikirler bastırılabilecekti. Buna imparatorluk bilinci taşıyan kültürel mirasın korunması da eklenmeliydi. Böylece bireyler, eğitimleri boyunca Katolik Hıristiyan inancın ve imparatorluk kültürünün değerleriyle, onlara sadık kalarak, düzenle uyum içinde yetişeceklerdi. Zira inançlardan ve imparatorluktan uzaklaşan bir neslin sonu cumhuriyet bile olabilirdi! Ve cumhuriyet, falanjistler nezdinde kötülük kavramıyla eş anlamlıydı.

Franco fikir politikasının ilk adımlarından biri olarak, eğitim ve araştırma kurumları için merkezi birer yönetim aygıtı oluşturdu. Bu iki alanı da yeniden yapılandırmak istiyordu. Fakat ideolojik üretim noktasında, falanjist kadrolar yetersiz kalıyorlardı. Bu nedenle Franco, fikir politikasını istediği şekilde uygulamak niyetiyle, kendi dini yorumuyla uyumlu olan bir dini cemaatten, Opus Dei’den yardım istedi. Opus Dei, Franco’nun yardım talebini memnuniyetle kabul etti. Böylece Franco’nun fikir politikasında Opus Dei önemli bir rol üstlenmiş oldu. Bu rolü özellikle eğitim ve araştırma alanlarında açıkça hissedilmişti.

Eğitim, Opus Dei danışmanlığında yeniden düzenlendi. Bu noktada başlıca fiil, falanjist ilkelere ve dolayısıyla Hıristiyanlık ve imparatorluk ilkelerine aykırı fikirlerin eğitim alanından bütünüyle çıkarılmasıdır. Başka bir deyişle, eğitimin yeniden düzenlenmesi esasen bir tür sansür işlemidir. Bu bağlamda, felsefe akımlarının büyük kısmı ve evrim teorisi gibi birçok bilimsel çalışma, falanjist ilkelere aykırılığı dolayısıyla çıkarılmış, geriye kalan kimi katkılar ise ya öğrenciler için gereksiz kabul edilerek ya da çalışmaları yapanların dini ve etnik kökenleri gerekçesiyle yok sayılarak bir kenara atılmıştır. Böylece üniversite öncesi eğitim kapsamında, kimi temel bilgiler, bahsi geçen Katolik Hıristiyanlık yorumunu açıklayan teolojik bilgiler, Latin kökenli olmanın ırksal üstünlüğünü anlatan antropolojik bilgiler, falanjist yoruma dayanan imparatorluğa dair tarihsel ve kültürel bilgiler dışında pek bir şey kalmamıştı. Bu noktada üniversite eğitiminde ise, ek olarak, üretim ilişkileri açısından ihtiyaç duyulan teknik bilgiler, ideolojik üretimler açısından başlıca falanjist ilkelerin derinleştirilmesi, Katolik Hıristiyanlık ve imparatorluğa dair kimi ayrıntılı bilgiler vardı. Bu durum araştırma alanı için de pek farklı değildi. Araştırmalar, savunma sanayisine ilişkin kimi pratik çözümler, teolojik çalışmalar, din ve ırk temalı mitosları desteleyen yayınlar gibi pseuodo [sözde, gerçekte olmayan] uğraşlardı.

Bunun yanında entelektüel alan iyice daralmış ve sıkı bir sansür altında, sürekli Franco’yu öven bir döngüye girmişti.
Franco’nun fikir politikasının önceliği, teorik, ideolojik savaşım değil hasmı kabul ettiği zihinlere yönelik fiziki saldırılardı.

Franco’nun silahlı birlikleri, cumhuriyetçi saflarda silahlı ya da silahsız bulunmuş binlerce ilerici ve komünist eğitim emekçisini ve entelektüeli hâlihazırda katletmişti. Kalanlardan bir kısmı yakalanarak, toplama kamplarına ve işkence merkezlerine kapatılmış, diğer bir kısmı ise ya sürgün yolunu tutmuş, ya da sürgünü reddederek, ülke içindeki kapalı alan çalışmalara dâhil olmuştu. Netice olarak, ilericiler ve komünistler resmi okulların ve üniversitelerin dışında bırakılmışlardı. Ne var ki, Franco’nun tek hedefi onlar da değildi. Franco faşizmiyle işbirliği yapmayı reddeden herkes İspanya karşıtı olarak etiketlenmiş ve ihraç listelerine dâhil edilmişti. Böylece eğitim kurumları sadece falanjistlere kalmıştı.

Franco muhaliflerin eğitim ve araştırma kurumlarından uzaklaştırılmalarını yeterli görmüyordu. Onları entelektüel alandan bütünüyle dışarıda bırakmak istiyordu. Bu, onları entelektüel üretimden alıkoymak, yani teslim almak ya da fiziken yok etmek fiilleriyle eş anlamlıydı. Franco açık alan çalışmaları olabilecek tüm etkinlikleri daha baştan engellemişti. Öyle ki açık alan çalışması diye nitelenebilecek neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Bundan memnun olan Franco, kapalı alan çalışması yürüten entelektüel hücreleri de dağıtmak istiyordu. Rahatlıkla erişemediği tek kesim, kapalı alan örgütlenmeleri ve direnişin, dolayısıyla silahlı mücadelenin etkili olduğu bölgelerin halklarıydı.

Franco örgütlü ya da bireysel çalışmalarda kullanılmasın diye ilerici ve komünist nitelikteki gazete, dergi, kitap gibi çeşitli materyalleri İspanya ölçeğinde ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bu kapsamda kurumlardan evlere kadar çeşitli baskınlar yapılmış ve yasaklı kabul edilen tüm materyaller imha edilmiştir. Bu noktada en çarpıcı örnek, ünlü Katalan dilbilimci Pompeu Fabra’nın kütüphanesinin “Kahrolsun entelektüeller!” bağırtıları eşliğinde yakılmasıydı. Fabra’nın kütüphanesinin yakılması, Franco faşizmini anlatan sembolik örneklerden biri haline gelmiştir. Bu ve benzeri çok sayıda örneğe ve sayısız materyalin imhasına rağmen, Franco mutlu değildi. Öyle ki tüm saldırılara rağmen, yayınlar yeniden basılıyor, çoğaltılıyor ve halkın kendi imkânlarıyla dağıtılarak, zihinler besleniyordu. Bu durum, iç savaşın kaybedilmesine karşın güçlü bir dinamiğin varlığını koruduğuna işaret ediyordu.

Faşizm baskı ve katliam dolu saldırılarını arttırmasına rağmen, bir yandan kapalı alan kitle örgütleri çalışmalarını sürdürüyor ve halka ulaşıyor, diğer yandan gerillalar etkili oldukları bölgeleri sağlamlaştırmaya çalışıyorlardı. Bu noktada örgütlenmenin ve silahlı mücadelenin başlıca destekçisi entelektüel hücrelerdi. Bu hücreler bir yandan yayınlar hazırlıyor, diğer yandan örgütlü, örgütsüz antifaşistler için eğitim çalışmaları düzenliyordu. Dahası imkânlar çerçevesinde birçok alternatif eğitim kurumu da hâlihazırda oluşturulmuştu. Faşizmin okullarda ve üniversitelerde verdiği eğitim görünümlü yanılsamalara karşılık, bireyler alternatif üretimlere dâhil oluyorlardı. Bu noktada kurumların ulaşamadığı binlerce, on binlerce hanede bireyler, sözlü ya da yazılı materyaller eşliğinde, alternatif bir bilinç kazandırma sorumluluğunu üstleniyorlardı. Burada iç savaşı yaşamış bilinçli bir halkın fikirlerini, kültürünü ve pratiğini koruma mücadelesi söz konusuydu. Böylece halkın önemli bir kısmı, faşist yanılsama karşısında süreğen bir direnç sergiledi. Aynı kararlılığı gösteremeyen falanjistler ise Franco’nun hemen ardından birkaç parçaya bölünmüş ve iktidarı kaybetmişlerdi. Onlar karşısında ilericiler ve komünistler, faşizmin tüm saldırılarına ve kimi yozlaşmış unsurlara rağmen diri kalmış ve Franco sonrası İspanya’da süratle olanaklarını geliştirmeye koyulmuştur.

Diğer tarihsel örnekler gibi falanjizmin de gösterdiği, faşist ideolojilerin daima entelektüel bakımdan zayıf olduklarıdır. Fakat faşistler, uygun koşulları bulduklarında ve bu koşulları doğru ve yerinde kullandıklarında, rakiplerinin fiziki zayıflıklarından yararlanarak, siyasi bakımdan güçlenebilir ve entelektüel zayıflıklarını buradan edindikleri kaba kuvvet aracılığıyla kapatabilirler. Bu durum İspanya örneğinde en açık haliyle gözlemlenebilir.

Faşist ideolojilerin esasen iki evreleri bulunur. Bunlardan ilki faşizmin daha muhalefet bileşeni olduğu, sonrasında henüz iktidarı aldığı ve yerini sağlamlaştırmaya uğraştığı döneme, diğeri ise iktidarını sürdürdüğü döneme karşılık gelir.

Faşist ideoloji ilk dönemde, düzenin sorunlarını, özellikle de kitleyi en mutsuz kılanları birçok olgusal bağlantı eşliğinde gözler önüne serer. Konu ettiği sorunlara dair büyük vaatler verirken, kitleye kendi ilkelerini anlatır. Kitlenin daha iyi yaşam koşullarına ilişkin özlemlerini istismar eder ve karşılanamayan özlemleri üzerinden öfkesini açığa çıkarmaya odaklanır. Bu öfkeyi istediği şekilde işler. Onu sorunların kaynağı olan düzenin temelleri yerine faşizmin hasımlarına yönlendirir. Bu dönemde faşist ideolojinin başlıca fiilleri eleştiri ve tehdittir.

Bu ilk dönemin ardından, iktidarını sağlamlaştıran faşizmin ideolojik tutumu değişir. Daha önce kendisi tarafından eleştiri konusu yapılan sorunların iktidarı sırasında daha da derinleştiği görülür. Ne var ki, faşizmin konuyu ele alma biçimi değişmiştir. Bundan böyle olgusal bağlantıları dışarıda bırakır ve tohumlarını önceki dönemde zihinlere serptiği mitoslara başvurur. Bu mitosları, içinde inkâr ve yoksayma fiilleri de bulunan yalanlarla güçlendirir. Böylece sorunların içeriği, bir eleştiri fiiliyle buluşmadan, mitoslar ve yalanlar etrafında saklanmaya çalışılır. Bu noktada, olası eleştiriler karşısında faşizmin elinde tek bir şey kalır: Limpieza.

Limpieza bir saldırı değil savunma refleksidir. İdeolojik bakımdan güçlü hasmının, kitleye bilinç taşıma fiili aracılığıyla, iktidarını tehdit etmesinin önüne geçmeyi amaçlar. Bu nedenle fikir politikasını fiziki saldırı temelinde oluşturur. Fikir sahibi özneyi yok etmeye odaklanır. Bu bir anlamda teori karşıtlığıdır. Faşizm teorik açıdan sadece kendi bayağı fikir dünyasını muhafaza etmeyi amaçlar. Kendisinin herhangi bir hasım teoriye karşı koyacak gücü yoktur. Bu yüzden teoriyi oluşturan koşulları, nesneleri ve bilhassa özneleri ortadan kaldırmaya çalışır. İspanya örneği faşizmin limpiezayı temel alan fikir politikasının başarılı olamadığını göstermiştir. Bundan sonra da başarılı olabileceğini düşünmek için hiçbir neden yoktur.

1 Bu fikir politikasına dair kapsamlı bir çalışma için bkz. Joan Domke, Education, Fascism, and the Catholic Church in Franco’s Spain, PhD Thesis, Loyola University Chicago.

2 Franco’nun 1936-1945 yılları arasında halka karşı işlediği suçlar.

3 Falanjist ideolojinin ilkeleri ve tarihi için bkz. Sheelagh M. Ellwood, Spanish Fascism in the Franco Era, New York: Palgrave Macmillian, 1987, ss. 7-29.