Faşizmin pratiği ve keyfiliğine karşı: Dilek Doğan’ın yaşam mücadelesi
23.10.2015 08:02 GÜNCEL
Dilek Doğan’ı yirmi dört yaşında vurdular. Yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Polisin ve yandaş medyanın ısrarla adını anmadığı, Sarıyer deyip geçiştirdiği Küçükarmutlu’da oturuyor, giyim mağazasında çalışıyor, emekçi, genç bir kadın...

EMRAH SERBES @EmrahSerbes

Gece, hastane bahçesi yarı karanlık, puslu, yağmurlu. Dilek Doğan’ın ailesi, arkadaşları ve avukatları acilin önünde, kimi saçağın kenarına yaslamış sırtını, kimi bankta, dizlerinde battaniye, yüzlerinde acı, bekliyorlar. Beklemekten başka yapılacak bir şey yok. Dilek Doğan’ı yirmi dört yaşında vurdular. Yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Polisin ve yandaş medyanın ısrarla adını anmadığı, Sarıyer deyip geçiştirdiği Küçükarmutlu’da oturuyor, giyim mağazasında çalışıyor, emekçi, genç bir kadın. Özel harekât polisleri baskına geldiği sabah, evinin bahçesinde oturuyor akrabalarıyla birlikte. Polisin aileye dediği şu, kapınız açık olmasaydı kıracaktık. Çünkü artık AKP’nin polisleri evlerin zillerini çalmaya bile tenezzül etmiyorlar. Kapıları kırmaktan zevk alıyorlar. Omuzlarında otomatik tüfekleri, ayaklarında botlarıyla evlere girip insanları yere yatırmaktan, ters kelepçe takmaktan, ortalığı dağıtmaktan zevk alıyorlar.

Hastaneden çıkıp Dilek Doğan’ın Küçükarmutlu’daki evine gittik aynı gece. Evin önünde oturduğu bahçeyi, vurulduğu holü gördük. Bahçedeki polis boynundaki tüfekle evin içine yürüyor ve holde, banyo kapısının önünde, yakın mesafeden Dilek’e ateş ediyor. Dilek annesinin ve ağbisinin ayakları arasına yığılıyor. Göğsünden giren kurşun sırtından çıkıyor. Banyo kapısındaki mermi deliğine ve merminin banyo fayanslarında bıraktığı ize baktık. Hangi mesafeden nasıl ateş edildiğini anlamaya çalıştık. Olay Yeri İnceleme polislerinin yapması gereken gözlemleri biz yapıyoruz bu ülkede. Savcıların incelemesi gereken mermi izlerini biz inceliyoruz. Fotoğraflarını çekiyoruz. Acı olan da bu. Bunca ölüm, cinayet, katliam ve binlerce davadan sonra 14 yıllık AKP iktidarı herkesi yarı hukuk mezunu yaptı çünkü. Geldiğimiz nokta, işte tam olarak da bu. Dilek Doğan ailesinin avukatlarından, Halkın Hukuk Bürosu mensubu Oya Aslan’la, Dilek’in durumunu ve son dönemde yaşanan benzeri hukuksuzlukları konuştuk.

>> 22 Ekim itibariyle Dilek Doğan’ın sağlık durumu nasıl?
Dilek şu an uyutuluyor. Hayati tehlikesi devam ediyor. Beyin bölgesinde ödem oluşmaya başlamış. Bu iyi değil. Doktorlar net bir şey söylemek için on gün beklememiz gerektiğini söylediler.

>>Son dönemde polis “terör operasyonu” adı altında yargısız infaz girişimlerinde bulunmaya başladı. Günay Özaslan’ın katledilmesi bunlardan biriydi.
Evet, Suruç Katliamı sonrasında yaşandı. IŞİD militanlarını bulmak yerine, IŞİD, DHKP/C ve PKK'ye yönelik operasyon yapılacağı iddiasıyla birçok bölgede ev aramaları, gözaltı işlemleri yapıldı. Yüzlerce kişinin evi basıldı. Gözaltına alındığı söylenen IŞİD elemanları ellerini kollarını sallaya sallaya adliyeye çıkartılırken, devrimciler işkenceyle gözaltına alındılar. Operasyon sabahı ise Günay Özarslan “canlı bomba” olduğu iddiasıyla katledildi. Oysa Günay hakkında bir yakalama kararı bile yoktu. Üstelik arama kararında Günay'ın ismi yazmıyordu. Günay “teslim ol” çağrısına karşı “teslim olmayacağını” dediği için katledildi. 15 kurşunla katledilmişti. Olayın yaşandığı yerde inceleme yapılırken oraya Günay'ın avukatları olarak bizi almadılar. Deliller gizlendi. Polisin tuttuğu tutanakta açık bir katletme olduğu belli olmasına rağmen Günay'ı katledenler hakkında bir soruşturma yürütülmemektedir. Soruşturmanın genişletilmesi için yaptığımız başvurudan sonuç alamadık.

>> Dilek Doğan’a yakın mesafeden ateş edildiğini biliyoruz.
Dilek Doğan'ın vurulması da benzer şekilde gerçekleşti. Yine “canlı bomba” bahane edilerek evler basılıyor. Polis, Dilek'in evinin önüne geldiğinde ağbisini ve arkadaşlarını kapıda görüyorlar. Polis evde kimin olup olmadığını soruyor, kimlik kontrolü yapıyor. Ailenin kimlikleri hâlâ polisin elinde. Aradıkları söyledikleri kişinin evde olmadığını bildikleri halde içeriye özel harekât eşliğinde girmeye çalışıyorlar. Dileklerin evini polis ilk kez talan etmeye gelmedi. Aynı eve polis daha önce de gelmişti. Kapıda bulunan ağbi, içeriye gireceklerse düzgün girmelerini istiyor. Bu esnada yine kapının eşiğinde bulunan Dilek'i polis vuruyor. Polis önce abisinin silahı ellerinden almaya kalkıştığı esnada vurulduğunu iddia etti. Durum polisin anlattığı gibi olsaydı, ağbisinin silah üzerinde parmak izleri olmaz mıydı? Soruşturma dosyasında böyle bir iddia yok. Ya da silahın yönü başka türlü olurdu. Dilek tam göğsünden vuruluyor. Polis ile karşı karşıya iken vurulmuş. Bu durum polisin anlatımlarını yalanlıyor. Operasyon özel harekât polisleri tarafından yürütülüyor, eve girerken silah ateşlenmeye hazır vaziyette geliniyor. Açıktır ki, polis katliam yapmaya gelmiş. Aradıkları kişiyi görmüş olsalardı, katledeceklerdi öyle mi? Sanki sorun aranan kişinin Dilek olmaması gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Polis Amerika Konsolosluğu’na eylem yaptığını iddia ettikleri kişiyi aradığını söylemişti. Aranan kişi o gün evde olsaydı, bugün katledilmiş olacaktı. Bunu hepimiz biliyoruz. Bunu normal, olağan göstermeye çalışıyorlar. Hayır, bu keyfiyetin ve faşizmin pratiğidir. Kişi hangi suçla itham edilmiş olursa olsun, kendini anlatma, aklama hakkına sahiptir. Normal bir hukuk devletinde Dilek'i vuran kişi hakkında açık bir soruşturma yürütülür, kişi öldürmeye teşebbüsten tutuklanırdı. Silahına el konulması gerekirdi. Savcı mağdurların ifadesini alırdı.

>> Emniyetin de birbiriyle çelişen açıklamaları oldu. Çatışma ve canlı bomba iddialarının ardından kaza kurşunu dediler.
Emniyet kendini aklamaya çalıştı. Delil uydurabilseydi ilk söylediklerine devam edeceklerdi. Aile mağdur olduğu gibi suçlu da olacaktı. Halkın Dilek'i sahiplenmesi, gerçeği aramaya çalışması, ailesinin dik duruşu, sorumluların cezalandırılması talebi, polisin tehditleri karşısında ailenin ve arkadaşlarının sinmemiş olması ve Dilek'i vuran kişiyi tarif etmesi emniyetin oyununu bozdu. Açıklamalarında Dilek için eve gelmediklerini, başka birisini aradıklarına söylemelerine rağmen Dilek hakkında soruşturma açıldı. Emniyetin işi, gerçekliği tepetaklak etmesidir. Galeano'nun dediği gibi gerçekliği tepetaklak ederek yönetiyorlar.

>> Hastaneden Dilek’in elbiselerinin çalındığı iddiası doğru mu? Birinci dereceden delil olan elbiseler şu an nerede?
Hastaneye gider gitmez kıyafetlerini kontrol ettik. Kıyafetler silahın yönünü, yakınlığını gösteren önemli delillerden bir tanesi idi. Ameliyata alınırken kıyafetler üzerindeydi ve bu konuda doktorları uyardık. Buna rağmen öğrendik ki, kıyafetler polise teslim edilmiş. Polise teslim edildiğine dair tutanak tutulmuş. Fakat ne yapıldığı konusunda bilgi sahibi değiliz. Ferhat Gerçek dosyasında, Günay Özarslan dosyasından biliyoruz. Polis bu durumlarda derhal kıyafetleri alıp kaybediyor. Bunda da aynı durumu yaşamamak için hem Hastane Başhekimliği’ne hem de savcılığa dilekçe verdik. Fakat henüz bilgi alamadık.

>> Dilek’i vuran polisin “Karadayı” lakaplı ve daha önce pek çok kez soruşturma geçirmiş bir işkenceci olduğu iddiası var. Polisin kim olduğunu biliyor musunuz?
Dilek Doğan'ı vuran polisin kim olduğunu bilmiyoruz. Eve kimin girdiği, operasyona kimlerin katıldığı belli. Emniyet kayıtlarında bunlar bellidir. Anne 55 yaşlarında, sakallı biri olduğunu ve teşhis edebileceğini söylüyor. Fiziki olarak kim olduğunu biliyoruz. Ancak isim verebilecek durumda değiliz. Fakat bu operasyona daha önceki infaz dosyalarında yargılanmasından ismi bilinen Ali Erşan'ın da katıldığını biliyoruz. Ali Erşan, Ayhan Çarkın, Şefik Kul ekibinde yer alan kişilerden birisidir. Bu dönemde ve bu kişinin operasyona katılması bir tesadüf olmasa gerek.

>> Dilek’i vuran polis hâlâ görevi başında ve soruşturmasına gizlilik kararı getirildi.
Etkili bir soruşturmanın nasıl yürütüleceği bellidir. Özellikle faili devlet görevlileri olan soruşturmaların şeffaf ve halka açık olması gerekir. Uluslararası insan hakları sözleşmelerine göre devletler, ister resmi güvenlik güçleri ister özel kişiler tarafından işlenmiş suçlar olsun, bu suçlardan sorumlu olanların belirlenip cezalandırılması konusunda sonuca götürebilecek nitelikte etkili bir soruşturma yapmakla yükümlü olduklarını söyler. Mağdur tarafın, ceza soruşturmasının her aşamasına aktif katılımının sağlanması gerekir. Oysaki gizlilik kararları mağdur veya mağdur yakınlarını hazırlık soruşturması prosedürü dışında tutmakta ve kendi menfaatlerini korumak için gerekli olan adımları atmalarını engellemektedir. Bu kararlar yoluyla mağdurların dosyada ne tür işlemler yapıldığı, ne tür delillerin olduğu, soruşturmanın kimler aracılığıyla yürütüldüğü gibi bilgilere ulaşmaları engellenmektedir. Ayrıca mağdur veya avukatlarının faillerin aleyhine olabilecek olası bir bilgiyi kamuoyu ile paylaşmalarının önüne geçilmekte, kamuoyu baskısı engellenmekte ve soruşturmalar uzunca bir zamana yayılarak kamuoyunun gündeminden düşürülmeye çalışılmaktadır. Soruşturma, tamamen savcı ile savcının emrinde bulunan ve çoğu zaman da yöneltilen suçlamaların faili olan güvenlik güçlerinin araştırmaları neticesinde elde edilen delillere dayandırılmaktadır. Olayları aydınlatacak ve suçluları ortaya çıkaracak olan delillerin büyük çoğunluğunun soruşturma aşamasında toplandığı dikkate alınırsa; bu uygulamayla soruşturmanın adil ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi engellenmekte ve faillerin cezasız kalmalarına yol açan zemin hazırlanmaktadır. Gizlilik kararları mağdurların gerçeğe ulaşmaları önünde büyük engel oluşturmaktadır. Faillerin cezasız kalmaları gelecekte bu tür suçların tekrar işlenmesine zemin hazırlamaktadır.

>> Son dönemde sıkça polis kapıları kırarak her eve elinde otomatik tüfeklerle girebilir mi? Böyle bir durumla karşılaşan insanların yapmaları gereken nedir?
Özel harekâtlarla yapılır oldu operasyonlar. Savaşa gider gibi gidiliyor artık. Helikopterler, özel harekâtçılar, binlerce polis ile mahalleler kuşatmaya alınıyor. Her baskın bir olağanüstü hâl içerisinde gerçekleşmekte. Bu operasyonların amacı kişi yakalamak değil, halka mesaj vermektir. Polisin bu şekilde yaptığı operasyonlar hukuk dışıdır. Mutlaka şikâyet konusu edilmelidir. Polis kapıları kırarak evlere elinde otomatik tüfeklerle giremez. Arama ve içeriye girmenin prosedürü bellidir. Evi aranmak istenen kişi önce arama kararını görmelidir. Arama kararı usulüne göre alınmamışsa polisi içeriye almak zorunda değildir. Arama kararında ne arandığı açıkça yazılmalıdır. Adres doğru yazılmış olmalıdır. Polis geldiğinde kişi mümkünse hemen avukatına haber vermeli, bilgilendirmelidir. Arama kararı da usulüne göre yapılmadır. Polis kapıyı çaldıktan sonra açılmasını beklemelidir. İçeriye girdiğinde geliş nedenini açıklamalı, arama kararını göstermelidir. Polis içeriye girerken yanında muhtar ya da komşulardan bir kişi ile gelmelidir. Bir kişiyi arıyorlarsa, eşyaları talan edecek şekilde arama yapamazlar. Kimlik tespiti yapmakla yetinmeliler, eşyaları arayamazlar. Kişi dışında bir eşya aranıyorsa, arama buna uygun olmalıdır. Silah aranıyorsa kitapların içine bakamaz örneğin. Arama hukuka aykırı yapılmışsa arama tutanağına bu durum yazılmalı aksi takdirde tutanak imzalanmamalıdır. Tutanağın bir örneği istenmelidir.


***

Yandaşlar suç işliyor

fasizmin-pratigi-ve-keyfiligine-karsi-dilek-dogan-in-yasam-mucadelesi-82717-1.

(Dilek Doğan’ı vuran kurşun kapıyı da delip geçmiş.)

>> Dilek’in vurulmasının ardından yandaş basında ve bazı televizyon kanallarında pek çok yalan haber yapıldı. İbrahim Çuhadar ile çekilmiş bir resmi de özellikle kullanıldı. Bu konuda bir hukuki girişiminiz olacak mı?
Basın halka ve gerçeğe karşı sorumlu olmalıdır. Gerçeği aramalıdır. Olay yerini görmeli, tanıklarını dinlemelidir. Fakat yandaş basın, basın faaliyeti yürütmüyor. Bunun yerine gerçeği çarpıtma, polisi aklama, insanları karalama, ayrımcılığı büyütme, hedef gösterme, suç uydurma, kişi haklarına saldırma, özel hayatı ifşa etme görevini yürütmektedir. Polisin yaratmak istediği etkiyi onlar tamamlıyor. Mesleği bu şekilde yürütmenin adı gazetecilik olamaz elbette. Gazetecilik kılıfı altında suç işliyorlar. Yandaş medya bugün iktidarın baskı aygıtını güçlendiriyor, bilinçleri bulanıklaştırmaya, gerçekleri saptırmaya çalışıyor. Dilek Doğan'ın İbrahim Çuhadar ile çekilmiş fotoğrafının bulunması neyi ifade eder? Hiçbir şeyi ifade etmez, İbrahim Çuhadar’ı Armutlu halkının tümü tanır, her eve girmiştir. Bunun için Armutlu halkını suçlu mu ilan edeceksiniz? Dilek hakkında yapılan haberler kişilik haklarına saldırıdır, yarattığı maddi ve manevi zararları için başvurular yapacağız. Haberleri tekzip etmeye başladık.


***

Gerçekliği tepetaklak ederek yönetiyorlar

fasizmin-pratigi-ve-keyfiligine-karsi-dilek-dogan-in-yasam-mucadelesi-82718-1.

>> Galeano’nun gerçekliği tepetaklak ederek yönetiyorlar tespitiniz çok önemli. Bunu biraz açabilir miyiz?
“Günümüzün tersine dünyasında evrensel barışı en çok gözeten ülkeler en çok silah üreten ve diğer ülkelere en çok silah satan ülkelerdir; en itibarlı bankalar en çok uyuşturucu parası aklayan ve en çok çalıntı para saklayan bankalardır; en başarılı endüstriler gezegeni en çok zehirleyenlerdir; çevrenin korunması onu yok eden şirketlerin en parlak işidir; en kısa zamanda en çok insanı öldürenler, en az işle en çok parayı kazananlar ve doğayı en ucuza en fazla yok edenler dokunulmazlık ve kutlamayı hak ederler” diyor Galeano. Tersine dünya bizi komşumuzu bir güvence değil, bir tehdit olarak görmemiz için eğitir, bizi zamansızlığa, mekânsızlığa, yersizliğe yurtsuzluğa iter, sanal ve simülatif dostlar gelir bizi teselli eder ve sonunda eğer şansınız varsa serseri bir kurşun işini daha önce görmezse, açlıktan, korkudan ya da sıkıntıdan ölmeye mahkûm oluruz.