Feriköy Mezarlığı’nda Randevu
MELTEM GÜRLE MELTEM GÜRLE

Barış Uygur’un İletişim Yayınları’ndan çıkan Feriköy Mezarlığı’nda Randevu adlı polisiyesi bir kayıp hikayesi ile başlıyor.

“Divanın üzerinde uzanmış pencerenin önünden geçen ayakları seyrediyordum. Yapmam gereken bir iş vardı. Genç bir kadın kaybolmuştu ve ben bulacağımı taahhüt etmiştim. Ama nasıl?”

Bunları düşünen Süreyya Sami bir polis eskisi. Oy vermese de seçim sonuçlarını, takım tutmasa da maçları, kendisi pek katılmasa da hayatı dikkatle izleyen biri. Tanju Okan şarkılarıyla Sadri Alışık filmlerinden çıkmış duygusallığını genellikle yumruklarıyla gizliyor. Teşkilattan ayrılalı çok olmuş ama arada bir dolabındaki iki kravattan birini takıp iş takip ediyor. Bu öyküde de kayıp bir kadının peşine düşmesi için tutuyorlar onu.

"Annem yıllar önce bana 'Bir kadın aranmak istemiyorsa, onu asla arama. Bazı kadınlar, sen onları ara diye aranmak istemiyormuş gibi yapabilir. Onları da arama. Aranmak isteyen bir kadını da arama, bırak o seni bulsun,' demişti. Annemin bütün öğütlerine uysaydım zaten şimdi bambaşka yerlerde olmam gerekirdi.”

Böyle diyor Süreyya Sami. Oysa bütün bunları dert edecek kadar çok kadın yok hayatında. Bayağı yalnız biri o. Ama yalnızlığını süslemiyor hiç. Verili bir şey olarak kabul ediyor onu. Süreyya Sami, son zamanlarda polisiyeleri dolduran, kendi erkekliğiyle büyülenmiş o karakterlerden biri değil. Daha insan biri. Gömleği kirli, paçası sökük, kravatında yağ izleri var. Başka türlüsünü bilmiyor bile. Kavruk ve uyumsuz, bir kenarda duruyor. Kadınlara karşı da son derece savunmasız. Onu ilginç kılan da bu aslında. İncinebilir biri olması yani.

Barış Uygur bu noktayı çok iyi yakalamış. Üstelik hainlik bu ya, duygusal ilişkiler söz konusu olduğunda ergenlikte takılıp kalmış bu karakterin karşısına güçlü ve ne istediğini gayet iyi bilen bir kadın çıkarmaya karar vermiş. Bütün romanın ruh halini belirleyen de bu karşılaşma oluyor zaten.

Süreyya Sami’nin kayıp kız Deniz’i ararken tanıştığı Emel’in karşısındaki çaresizliği, cinsler arasındaki dengesizlikle birlikte sınıfsal bir eşitsizliğe de dayanıyor. Yazar özellikle bu duyguyu uyandırmakta çok başarılı. Pahalı mobilyalarla döşenmiş ofislerin, şık ve markalı giysilerin, lüks lokantaların etrafa yaydığı terörü hikaye boyunca hissettiriyor. Çorbacılardan, çay bahçelerinden, pidecilerden başka bir şey bilmeyen Süreyya Sami’nin bu dünyada pek bir şansı olmadığını daha başından anlıyoruz.

Bütün bunlar, Feriköy Mezarlığı’nda Randevu’nun sıkıcı toplumsal tahlillerle dolu ağırbaşlı bir kitap olduğunu düşündürmesin. Tam tersine, yazarın mizah duygusu hemen her satırda hissediliyor. Mesela Emel ile ilk randevusuna hazırlanan Süreyya Sami’nin anlatıldığı kısım unutulacak gibi değil. Bu sahneyi okuduktan sonra, muhtemelen siz de kimi buluşmaları hatırlayacaksınız. Saçlarını dana yalamış gibi alnına yapıştıranlar, yeni gömleğinin yakası boğazına dayandığı için huzursuz huzursuz kıpırdananlar, sürdükleri ağır kokuya kendileri bile dayanamadıkları için öksürüp duranlar. Hepsi bir bir gözünüzün önünden geçebilir.

Belli ki bu sıra dışı karakterle son görüşmemiz değil. Barış Uygur kitabının bir köşesine “Bir Süreyya Sami polisiyesi” ibaresini düştüğüne göre, anlaşılan onunla yeniden karşılaşacağız.

Onun için bu kitabı okumakta, özellikle de yukarıda sözünü ettiğim bölümü akılda tutmakta fayda var. İlk buluşmadan önce erkeklerin neler yapabileceğine dair paha biçilmez bir kaynak olduğu için değil. Yani sadece bunun için değil. Daha çok her konuda hazırlıklı olmak isteyen Süreya Sami’nin kişiliğine dair ileride çok işe yarayacak bilgiler verdiği için.

Yeniden görüşeceksek bu bilgilere ihtiyacımız olacak. Serinin devamını heyecanla bekliyoruz.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız