Fidel, geceleri aç yatılmayan eşit bir dünya umududur
BARIŞ İNCE BARIŞ İNCE

Halkı için savaşmayı göze almak... Zengin ve güçlü ülkelerin toprağını, emeğini, aşını çalamadığı bağımsız bir ülke fikri... Kimsenin kimseyi ezmediği, zenginlik hayallerinin değil huzurun, rekabetin değil dayanışmanın egemen olduğu bir toplum... Küçücük bir adadan dünyaya yayılan umut... Fidel’i anla, Fidel’i yaşat...

Fındığına, çayına üç kuruş paraya el koyup yurtdışında marka adı altında fahiş fiyata satan döngüyü kırmak istediğinde aklına bağımsız ülke umudu gelir. Plaza köşelerinde belki bir gün yükselip de alabileceğin maaş ve yılda iki hafta yurtdışı tatili için yaşadığın stresten usandığında aklına gitmesen de görmesen de bildiğin o ada gelir. Bize sunulan berbat yaşamda, kâr için bozdukları ve bizi hasta eden gıdalarda, sonrasında ilaç bulma umudunda bile aklına küçücük bir ülke gelir. Bir efsane ya da bir hayal değil... Örgütlenerek, direnerek yaratılan bir değer gelir.

Nazım Hikmet, Fidel’i ilk gördüğü anı anlatıyor Nazım Hikmet, Fidel’i ilk gördüğü anı anlatıyor


Ama belki de sen her sosyalizm mevzusu açıldığında aklına “ama nasıl eşit olunacak ki, bu doğal değil ki” lafı gelenlerdensin. “Vay benim yazlık olacak mı ne olacak, vay benim araba ne olacak, vay efendim ben onla eşit mi olacağım, yalılarda kim oturacak” diyenlerdensin. Hiç oturamayacağın, önünden geçerken denizi göremeyeceğin bir yalıda bir gün oturma hayali ile ömür tüketenlerdensin. Çünkü ötesi sana daha uzak geliyor. Dünya üzerinde, 1.2 milyar kişinin günde 1 dolardan az parayla yaşamaları sana mantıklı geliyor, 62 süper zenginin dünyanın geri kalan yarısından daha fazla servete sahip olması makul geliyor, stresten kanser olduğunda ilaç bulamayıp ölecek olman seni rahatsız etmiyor. Biraz daha eşit bir dünya istemek yerine yılda bir kez çıkabileceğin ve sosyal medyada paylaşabileceğin tatil için ayda 2 bin liraya 350 gün köle gibi çalışmak sana “dünyanın dengesi” gibi geliyor. Fidel ve Küba halkı ise bu çıldırtan dengeyi alt üst ettiği için nice baskıyla boğuşuyor.
Tatilini geçirmek için Küba’yı seçen sonra da “Küba’ya gittin mi ben gittim” diye söze başlayıp olumsuz şeyleri sıralamaya bayılan çok. Antalya’da açık büfe tatile gitseydin, zorla mı gönderdik? 13 yaşında çocukları 18 saat çalıştırarak iyi hizmet alıyoruz değil mi? Sen demek Aborjinlerin arasına girsen şok geçirir ölürsün ama onların senden daha mutlu olabilme ihtimali aklına gelmez. Fidel’in dediği gibi, mevcut teknolojiyi bilimi kullanacağız ama bir avuç zenginin değil toplumun hizmetinde... Doğayı ve geleceği de düşünerek…

Fidel çocuklara sesleniyor Fidel çocuklara sesleniyor

Ambargo altında bir küçücük bir ada, yavaş ve sağlıklı bir yaşam, herkese eşit eğitim, barınma ve beslenme hakkı, zenginlerin arasında yarıştığı yalandan demokrasiye inat kendi kendini yönetme iradesi, tüm eksikleriyle, başaramadıklarıyla beraber kıtadan yayılan sıcacık bir iklim... Küba’nın dünya haritasındaki görüntüsü parkımızın Taksim’deki görüntüsü gibidir. Rantın, grinin arasında yeşil bir adacık. Ya korursun, büyütürsün, sahiplenirsin yayılmasını istersin ya da betona razı gelirsin.
Küba yaşlı dünyanın Gezi Parkı’dır. Fidel, geceleri aç yatılmayan eşit bir dünya umududur. Umut sürüyor, başkomutan yaşıyor.