Final rahatlığı!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Çok rahatladım, çok! Ne de olsa, finale geldik. Artık ne söylesek olur, ne yapsak ya da yapmasak yeridir.

Mayıs 2016, milletçe / memleketçe kuma oturduğumuz süreç olarak hatırlanacak. Daha doğrusu, öyle bir yere vardık ki, hatırlanmasa da olacak!

Buyurun:

* Cumartesi günü, Dil Derneği’nin Kurultayı’nda konuşmak için günübirlik Ankara’ya gittim. Epey de hazırlandım. Müthiş bir kadro vardı çünkü: Dil deyince akla gelen ilk isimlerden Emin Özdemir, Prof. Korkmaz Alemdar, Kent Konseyi’nden Tevfik Kızgınkaya. Ve bizim mahalleden dostlar; Orhan Bursalı, Merdan Yanardağ, Faruk Bildirici, Can Ataklı, Barış Terkoğlu. Dil Derneği Başkanı, sevgili Sevgi Özel, daha Ocak ayında bu kadroyu kurmuş, aylarca hazırlık yapmıştı. Dil Derneği’nin eti ne budu ne, elbette hazırlıklarda başrolde Çankaya Belediyesi vardı. Nitekim, Belediye Başkanı Alper Taşdelen hem salon vermişti, hem de bir konuşmayla Kurultay’ı açacaktı. Hayaller böyleydi yani! Gerçeklere gelince... Başkan salonda bile değildi. Olsa fark ederdik. Zira salonda –bir ara saydım- benim konuştuğum son oturumda 72 kişi vardı. Yazıyla yetmiş iki kişi… Meğer sabah biraz daha tenhaymış! 72 kişi, biraz yüz güldürmüş. İşin iyi yanı, konuklarla tek tek selamlaşıp kucaklaşmak fırsatı bulabilmekti. Yarısından fazlası her yaştan kadındı... Hepsi de ülkesi için yanıp tutuşuyordu... Hepsi de sıcacıktı... Tıpkı sevgili Sevgi Özel gibi!

* Başkan Taşdelen neredeydi bilmiyorum, ama CHP yönetimi Antalya’da kamptaydı. Muhtemelen Dokunulmazlık Yasası için CHP’den çıkan 20 küsur oyu konuşuyorlardı. Kısa Ankara yolculuğumdan, muhtelif telefon konuşmalarımdan, meslektaşlarımın izlenim yazılarından anladığım kadarıyla –ve gençlerin pek sevdiği deyişle- “SIKINTI YOK”tu. Çünkü, yine anladığım kadarıyla, CHP’liler bunu “konuyu referanduma götürmemek için akıllıca düşünülmüş bir strateji” diye takdim ediyordu. Düşününce insana “makul” gelmiyor değil. Ama insan düşünmeden de edemiyor. Madem bu –üstelik başarıya da ulaşmış- bir plan / bir strateji... Neden CHP’nin neredeyse yarısı bundan habersiz? Neden bırakın Türkiye’yi, kendi kamuoyunda bile “ŞOK” etkisi yarattı? Neden, daha önce gerekçeleriyle birlikte açıklamadılar da AKP’ye “NASIL GEÇİRDİK” coşkusu yaşattılar? Bir de (bu benim kişisel merakım ve sorumdur) neden, AKP’liler “teröristlerle işbirliği yapmak” ile suçlayınca anında geri adım atıyorlar? Gerileye gerileye duvara yaslandıklarının farkında değiller mi? HDP’nin yüz karası bir yasa için AYM’ye başvurması halinde, dilekçeye imza verecek CHP’liler sahiden atılacak mı? Kılıçdaroğlu sahiden böyle bir şey söyledi mi?

* Başkanlık yasal hüviyete bürünmüş ya da fiilen yürütülüyormuş. Eğer, bu ülkenin muhalefet partileri, “BAŞKAN’IN İSTEDİĞİ GİBİ BİR ÜLKE İÇİN ELİNDEN GELENİ ARDINA KOYMUYORSA” ne fark eder ki!

* Ha! Diyecekler ki, “Medya ellerinde, biz ne anlatsak duyuramıyoruz. Dolayısıyla AKP’nin bir zamanlar PKK’ya nasıl göz yumduğunu söylesek bile işiten yok”... Artık dayanamayarak diyeceğim ki, “ELİNİZİN ALTINDA HALK TV GİBİ BİR KANAL VAR. ONU BÜYÜTMEYİ BİLE BAŞARAMADINIZ. BÖYLE BİR FIRSATI BİLE DEĞERLENDİREMİYORSANIZ DİĞERLERİ NE YAPSIN!”

* Halk TV’den yararlanmayı, CHP’li belediye başkanlarının fazlasıyla yerel meseleleri anlatıp “seçmene selam gönderdiği” konuşmalar zannediyorsanız yanılıyorsunuz. O konuşmaları, o başkanların seçmenleri bile dinlemiyor. Hele böyle “FİNAL KARŞILAŞMASI” oynanırken kimse merak bile etmiyor. Tıpkı aynı cümlelerle gündem değerlendirmeyi “iş yapmak” zannedenlerin konuşmaları gibi…

* Bir taraf böyle kumda oynarken, diğer taraf MEMLEKETİ, tüm tersaneleri / okulları / kışlaları ile ELİNE GEÇİRMİŞSE.. Artık kime ne söylenebilir ki!

* Bakınız, gele gele geldiğimiz yere son bir örnek: Flash TV haber sunucusu Mustafa Yenigün hakkında dava açıldı. Hem de 301. Maddeden. Nedir o madde? Özetle şu; “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına karşı suç işlemek… Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılamak”. Peki, genç sunucu, böyle bir madde ile yargılanmak için ne yapmış olabilir? Geçen Temmuz’da, Çamlıhemşin’deki Yeşil Yol eylemine canlı yayında destek vermiş. Şunları söylemiş: “Havva Ana gibi benim de sana soru sormaya hakkım var ey devlet. Hem de kendi şivemle. Sen kimsin la, sen nesin...” Hrant Dink’i ölüme götüren sürecin başlangıcı bu meşhur 301. Maddeydi. Şimdi böyle bir cümle için işletiliyor. Yasa gereği, elbette Adalet Bakanı’nın İZNİ ile!!!

* İşte artık böyle bir yerdeyiz. Memleket şaka gibi... Köşelerde köşeli köşeli yazılar yayınlanıyor. Dokunulmazlıklar kalkarsa… HDP’li vekiller cezaevine girerse... Türkler ile Kürtler arasında gerçek bir kopuş yaşanırsa... Bugüne kadar sadece provokasyonla birbirine düşürülen Türkler ve Kürtler, bugünden sonra kendiliğinden ve sokaklarda karşı karşıya gelirse… Yok, illa bu silah patlatılacak... Başkanlık “DAVASI” için böyle bir ateşle oynanacak... Hatta, CHP-PKK- TERÖR algısı yaratmak için şehit cenazelerinde Kılıçdaroğlu’na kumpaslar kurulacak... Yumurta atılıp adı çelenklerden çıkarılacak… Ama Kılıçdaroğlu kükreyip SÖZÜNÜN / ÖZÜNÜN / TOPLUMSAL AİDİYETİNİN gereğini yerine getirmeyecek... Tam aksine gerileyip “aman beni terörle ilişkilendirmesinler” diye Türkiye’nin bu en vahim gelişmelerinden birine karşı susacak…

Dedim ya! Finale geldik. Bundan sonra kafamıza huni koyup göbek atsak da olur! Yeni Başbakanımız gibi Temel fıkraları anlatıp “GÜLÜMSEYEN TÜRKİYE” tablosuna katkıda bulunsak da…