Fındığın kaderi tekellere emanet
08.08.2018 09:38 EKONOMİ
Büyük bölümü Karadeniz bölgesinde olmak üzere yaklaşık 400 bin çiftçinin ürettiği fındığın geleceği 5 ulus ötesi firmanın tekelinde

Konuk yazar: Necdet Oral - Dr. Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected]

Fındık, dünyada belirli bölge ve coğrafi alanların yaşam tarzıyla özdeşleşen, o yörelerde yaşayan insanların kültürü ve sosyoekonomik yapısı üzerinde derin izler oluşturan nadir ürünlerden birisidir.

Türkiye dünyanın en önemli fındık üreticisi olup, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini gerçekleştirmektedir. Ülkemizde fındık yetiştiriciliği aile işletmeciliği şeklinde yapılmakta olup, ekonomik olarak 400 bin aile yaklaşık 700 bin hektar alanda fındık üretimiyle uğraşmaktadır.

Fındığın döviz girdisi “milli” kaynaklardan
Türkiye ekonomisinde önemli bir yeri olan fındık, ihracat geliri ile de ekonomiye önemli katkı sağlamaktadır. Tarımsal ürünler ihracatımızda yaklaşık yüzde 15-20’lik payı olan fındığın en önemli özelliklerinden birisi, getirdiği döviz girdisinin tümünü “milli” kaynaklardan sağlamasıdır. Fındıktan 2014/15 sezonunda 2,8 dolar döviz girdisi sağlanmıştır. 2016/17 sezonunda ise 236 bin ton fındık ihracatı ile 1,9 milyar dolar döviz girdisi elde edilmiştir. 2017 yılında fındık ihracatımızdaki ilk beş ülke sırasıyla; Almanya (yüzde 24), İtalya (yüzde 20), Fransa (yüzde 8), Kanada (yüzde 4) ve Polonya (yüzde 4) olarak gerçekleşmiştir.

Önce FİSKOBİRLİK etkisizleştirildi
2000’li yılların başında, Türkiye’de tarımı çökertmek ve böylelikle kendi ürün fazlalarına yeni pazarlar yaratmak için, IMF ve Dünya Bankası, mevcut tarımsal destekleme sisteminin tümüyle ortadan kaldırılarak, tarımın giderek artan boyutlarda piyasa güçlerine teslim edilmesi için “reformlar” dayattılar.

Azgelişmiş ülkelere küreselleşme söylemi içinde yeni dünya ekonomik düzenine yapısal uyum programı çerçevesinde dayatılan özelleştirme saldırısından Tarım Satış Kooperatifleri de payını aldı.

Tarımsal desteklemede alım-satımdan işlemeye ve dönüştürmeye, hatta girdi sağlamaya kadar çok çeşitli ticari ve sınaî faaliyetlerde bulunan tarım satış kooperatiflerine ait işletme ve tesislerin özelleştirilmesini amaçlayan 4572 sayılı “Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun” Haziran 2000 tarihinde yürürlüğe girdi.

Bu Kanun çıkmadan önce fındık üretiminin, alım-satımının ve ihracatının içinde olan Fiskobirlik (Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği); 50 kooperatifi, 250 bine yakın ortağı, 5 bini aşkın çalışanı ile yalnız Türkiye’nin değil, dünya fındık sektörünün çok önemli bir kuruluşuydu. Kanunun yürürlüğe girmesiyle Fiskobirlik’te IMF ve Dünya Bankası dayatmaları çerçevesinde “yeniden yapılandırma” adı altında şirketleşmeye gidildi. Fiskobirlik üç ayrı şirkete bölünerek tasfiye sürecinin adımları atıldı.

Fiskobirlik fındık alamaz hale getirildi, çalışanlarının sayısı düşürüldü. Başta Ordu’da bulunan alışveriş merkezi, sosyal tesisleri ve lojmanlarının da aralarında bulunduğu birçok taşınmazının yanı sıra en büyük işletmelerinden biri olan yağ fabrikasını da satmak zorunda kaldı. Fiskobirlik üreticilerin haklarını korumak için mücadele eden bir örgüt olmaktan çıkarılarak bir tabela örgütüne dönüştürüldü.

Neoliberal politikaların tarıma yansıması olarak tüm bu yaşadıklarımızın, fındıkta yaşanan kavganın ve kooperatiflerin tasfiyesinin asıl amacı fındık üreticilerinin altın bir tepside ulus ötesi tarım-gıda şirketlerine sunumundan başka da bir şey değildir.

2006 yılında Fiskobirlik’i etkisizleştirmek amacıyla Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO) fındık alım görevi verildi. Üç yıl sonra 2009 yılında yeni bir fındık stratejisi uygulamaya konularak, TMO’ya verilmiş olan fındık alım görevi sonlandırıldı. Bu kapsamda fındıkta “Alan Bazlı Gelir Desteği” uygulaması başlatıldı. Fındık ticareti ise tamamen serbest piyasa şartlarına bırakıldı.

Ülkemizde çoğunluğu 1 tonun altında fındık üreten 400 bin dolayındaki çiftçi tarafından üretilen fındığın yüzde 50’sini 5 ulus ötesi firmanın alıp-ihraç ettiği piyasanın adı “serbest piyasa” değil; “tekelci piyasa”dır.

Nutella’nın da üreticisi olan İtalyan Ferrero, 2014 yılında dünyanın en büyük fındık ihracatçısı olan Oltan Gıda’yı satın aldı. Singapur sermayeli Progıda ise fındık ihracatında ikinci sırada yer almaktadır. Bir başka ulus ötesi şirket olan Stelliferi de 2012 yılında Ferrero tarafından devralınmıştır. Piyasada sözleşmeli üretimle çalışan ABD’li Noor Fındık ise başka bir ulus ötesi firmadır.

Rekolte tahmini hâlâ açıklanmadı
Fındık hasadı başladı ancak Tarım ve Orman Bakanlığı hâlâ rekolte tahminini açıklamadı. Bu nedenle fiyatı düşürmek için rekolte oyunları devam ediyor. Ulus ötesi şirketler rekolteyi bilinçli olarak yüksek göstermeye çalışıyorlar. TÜİK üretim tahminini 580 bin ton olarak açıkladı. Ancak bu rakamın iklimsel faktörler ve külleme hastalığına bağlı olarak biraz daha az gerçekleşebileceği öngörüsü yapıldı. Öte yandan Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi rekolteyi 640 bin ton olarak duyurdu. Ancak Tarım Bakanlığı’nın suskunluğu sürüyor.

Fındık piyasasında güçlü bir müdahale kurumu bulunmadığı için piyasa birkaç şirketin inisiyatifine kalmıştır. Tekelleşme nedeniyle piyasada arz/talep dengesi sağlanamamaktadır. 2014 yılı don afetinden fındık fiyatı 22 liraya kadar yükselmişti. 2016 yılı hasadının ardından fiyatlar 14 lira dolayında seyretti. Ancak daha sonra 8 liraya kadar geriledi. 16 Nisan 2017’de yapılan referandumun ardından TMO kilosu 10 liradan piyasaya girdi ama fiyatlar pek değişmedi, halen 9-10 lira civarında seyretmektedir. Buna karşılık son bir yılda mazot fiyatı yüzde 30, gübre fiyatları ise yüzde 45 oranında artmıştır. Ürün fiyatları yerinde sayarken bir yandan tarımsal girdi fiyatları öte yandan da yaşamsal girdilere zam üstüne zam yapılmakta ve fındık üreticisi daha da yoksullaşmaktadır.

***

Fındık üreticisi nasıl kurtulur?

findigin-kaderi-tekellere-emanet-496996-1.

Fındık yetiştiriciliği Karadeniz Bölgesi’nde yaklaşık 2 milyon üreticinin (400 bin aile işletmesinin) geçim kaynağını oluşturmaktadır. Fındık ayrıca erozyonu ve heyelanları önleyerek tarım topraklarının korunmasında büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla aşağıda sıralanan önerilerin bir an önce yerine getirilmesi ülke çıkarları açısından çok önemlidir:

» TMO gecikmeksizin müdahale alımlarına başlamalıdır. Fiyat belirlenirken döviz kurlarındaki artışlar ve buna bağlı olarak artan maliyetler dikkate alınmalı fındık çiftçisini mağdur etmeyecek bir fiyat açıklanmalıdır.

» 2000 yılında sözde özerkleştirme yasası olarak çıkarılan 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun’un şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmalıdır.

» Fiskobirlik, üretimden pazarlamaya kadar zincirin her halkasına hâkim olacak ve yönetim organlarını üreticilerin belirleyeceği şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

» Fındık üreticilerinin bağımsız olarak sendikal örgütlenmesini sağlayacak hukuki düzenlemeler yapılmalıdır

» 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu şirketlerin kazancını artırmak için değil, fındık üreticilerinin zor günlerinde yardımcı olmak amacıyla yeniden düzenlenmelidir.

» Fındık üreticilerinin eksiksiz sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır.

» Düşük ücretle ve sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaya devam eden mevsimlik fındık işçileri çalışma koşulları iyileştirilmeli, çocuk emeği kesinlikle kullanılmamalıdır.

***

Karadeniz’in can damarı

Türkiye’de fındık dikim alanlarında birinci sırayı Ordu alıyor.
» Ordu... Yüzde 32
» Giresun... Yüzde 17
» Samsun...Yüzde 13
» Sakarya...Yüzde 10
» Trabzon.... Yüzde 9