Aygün Bulut

Kültürel geçişlerin olduğu dönemlerde yaşamanın zorlukları vardır. Bir ayağı geçmişte, bir ayağı gelecekte olan ortaya anlama ve anlaşılma sorunu çıkıyor. Erich Fromm böylesi bir dönemde sağlıklı düşünebilen düşünürlerden biri olarak insanlara ‘Dinleme Sanatı’ ustası olarak düşüncelerini sundu. Türkçeye yeni kazandırılan derleme kitabı Dinleme Sanatı adlı yapıtında, insanın dünyaya asimile olma sürecine değiniyor Fromm.

Çoğu kişinin, her çeşit seçeneği olduğunu sandığını ancak geçmişlerine göre, yapılarına göre, durumlarına göre sayısız seçenekleri olmadığını açıkça dillendiren Fromm’a göre özgürlük, sahip olduğumuz bir şey değildir, özgürlük diye bir şey yoktur. Özgürlük kişiliğinizin bir niteliğidir, baskıya direnecek az çok özgürlüğümüz vardır, az çok istediğimizi yapacak, kendimiz olacak özgürlüğümüz vardır. Özgürlük daima, insanın sahip olduğu özgürlüğü artırması veya azaltması meselesidir.

Günümüzde ilişkilere göz atan Fromm, iki insan arasındaki aşk ilişkisini yapmacık olarak tanımlıyor çünkü toplum içinde sevişmiyorlar, en özel anları başka on kişi ile paylaşılmıyor. Bu nedenle mahremiyetin giderek kaybolduğu bir çağın bir sürü bahanesi olduğunu düşünüyor… Mutsuz bir evlilikleri var, bazı kişiler yine de mutlu evliliklerinin var olduğunu söylüyorlar. Biri, “Mutlu bir evliliğim var,” derse evliliğinin muhtemelen çok mutlu olmadığını anlarsınız. Çünkü mutsuz evlilik var olmadığı gibi mutlu evlilik de var olamaz. İnsan, karısıyla veya kocasıyla mutlu olabilir ya da mutsuz olabilir. Fakat evlilik bir mal, bir kurum haline geliyor. Şuyum var. Günümüzde çoğu insan, “Bir problemim var” diyor ama onların problemi yok, problem o kişi olabilir. Biri, “Bir problemim var” derse bu ne demek? Bu, bir ruh halini mülkiyet ilişkisi şeklinde ifade etmenin örtüsü. Ayın şekilde, “Kocam var,” “Çocuklarım var,” “Arabam var,” İyi bir evliliğim var,” ve “Uyuyamıyorum,” yerine “Uykusuzluğum var,” deriz. Gerçekten kastedilen şeyi fiil olarak, “Uyuyamıyorum,” “Mutsuzum,” “Seviyorum,” “Sevmiyorum,” şeklinde ifade etmek yerine her şey, var kelimesiyle bağlanmış bir isim halinde.”

“Mutsuz bir evliliğim var,”; “Mutlu bir evliliğim var,” demenin kendini bir şeyler yaşamaktan korumak olduğuna işaret eden Fromm: “O zaman bu, sahip olduğunuz malların bazıları haline gelir. Sonradan Marx, insanlar sevmek yerine sevgiden söz ettiklerinde bu konuda konuşmuştur. Sevgi bir isim haline gelir: “Sevgim var,”; “Sana sevgimi veriyorum,”; “Çocuk yeterince sevgi almadı” -ya da genellikle söylendiği şekliyle- “Çok sevgi”, bana yarım kilo peyniri hatırlatıyor. “Çok sevgi” nedir? Ya severim ya da sevmem. Sevgim daha yoğun olabilir, daha yoğun sevebilirim veya daha az sevebilirim fakat bütün bu “çok sevgi” veya çocuk “yeterince” sevgi almadı kavramı, çocuk yeterince süt almadı veya yeterince gıda almadı kavramıyla aynı. Bütün bu var fiiliyle bağlanmış isimler, kendini bir şeyler yaşamaktan korumanın yoludur.”

Eski kuşağı şaşkın eden hızlı aşı olma, evlenme ve boşanmaları sezen Fromm’a göre cinsel çekimin, delicesine âşık olmanın, bilindiği gibi, gelgeç bir şey olduğu da söylenmelidir. Yani, bunu yetişkinlik çağında görürüz. İki kişi arasında salt cinsel açıdan bir çekim varsa, yani aslında bağı cinsellik sağlıyor da başka hiçbir şey olmuyorsa, bu ilişkinin ne kadar devam edeceği konusundaki tahminler değişmekle birlikte ılımlı bir tahminin altı ay civarı olacağını düşünüyor. Bu, biraz daha uzun veya çok daha kısa olabilir. Birine derinden, kalıcı bir şekilde bağlı olmak, başka bir şey. Cinsellik, en kalıcı olmayan ve en az bağlayan şeydir. Kendimi en doğru şekilde ifade etmek için bir istisna yapmalıyım, çok özel sapıklıklar hariç tutulmalı. İki kişi birbirini, örneğin, aşırı sadizm ve aşırı mazoşizm içinde bulur da sapıklıkları birbirine tam olarak uyarsa aynı özel zevklere sahip başkalarını bulmak çok zor olacağından, bu tür cinsel bağlar kendi içlerinde uzun sürebilir.

Fırtınanın ortasındaki insanlara bir rehber Dinleme Sanatı. İşte Fromm’dan küçük bir çözüm önerisi: “Çok büyük bir etkisi olan şey, duygusal bağdır. Burada anne, toprak gibi, doğa gibi ait olunan bir yer, bir yuva, insanı asla terk etmeyen, koşulsuz seven biri olarak sığınma, koruma, hayranlık verir.”