Fotoğrafçı Erdal Kınacı ile yapılan röportaj;
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN
Geçen Cumartesi gazetemiz BirGün’de yayınlanan Fadime Akıncı’nın, fotoğrafçı Erdal Kınacı ile yaptığı röportajı üzerine bir şeyler yazmadan geçemedim. Yıl 2007, AFSAD’ın 7. Fotoğraf Sempozyumu kapsamında Erdal Kınacı “Gir-Geç Pansiyonlar” adlı fotoğraf gösterisini sundu. Kalabalık bir izleyici kitlesi vardı. Sunum bittiğinde benim de içinde bulunduğum bir grup fotoğrafçı çalışmanın bütününe itirazlarımızı iletmeye çalışmıştık. Ancak program yoğun olduğundan kürsüdeyken pek de yanıt alamamıştık. Sunumu sonrası verilen molada hemen kendisine düşüncelerimizi aktardık. Fotoğraflarda görünen kadın bedenleri kabul edilemez fotoğraflardı. Teşhirin özenle estetize edilmesi görüntülerin kurgu olduğu konusunda şüphe uyandırmıyordu. Üstelik randevuevlerine gelen ve fotoğrafları çekilen adamların görünümleri de hilkat garibelerini çağrıştırıyordu –bu çekim tarzı bilinçli olarak fotoğrafçının tercihiydi- Gazetede yayınlanan röportajda çekim öncesi izinlerin alındığını ve kişilerin fotoğraf çekildiklerinden haberdar olduklarını söyleyen Erdal Kınacı, o tarihlerde de aynı sözleri söyleyip duruyordu. Ancak durum kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Fotoğraflarda görünen bir kişinin ailesi, Erdal Kınacı hakkında dava açtı. Çünkü fotoğrafa konu olan adam akıl özürlüydü ve ailesine göre fotoğraf fotomontajdı ya da başka bir olasılık kişi bilincinin dışında randevuevine götürülmüştü. Kınacı bu arada Mersin-Anamur İlçe Sağlık Kurumu’nda doktordu, bu şikâyetten sonra görevden alındı, tutuklandı ve dava bir sürece girdi. Ancak Kınacı’nın söylediği gibi izinler alınmış olabilir, ama bu iznin alınmış olması yapılan çalışmanın etik olmayan niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. 2 Temmuz 2008’de gazetelerde ve internet gazetelerinde çıkan haberlere bir göz atılırsa ne demek istediğim anlaşılacaktır. İşte o dönem çıkan bu haberlerden birinde; (Haberler.Com sitesi) “Gir Geç Pansiyonlar” adlı çalışmasında konuyla alakası olmayan kişilerin fotoğraflarını montajlayarak kullandığının tespit edilmesi sonucu tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konuldu, diyordu. Yani kısacası gazetemizde yayınlanan röportaja göre Türkiye’de çektiği fotoğraflar nedeniyle hapis cezası alan tek kişi olma nedeni politik bir mücadelenin iradi direnci değil, nereden bakarsanız bakın kültürel birikimden yoksun etik bir tutarsızlıktır. Mahkemenin devam edip etmediğini bilmiyorum. Bu konuda röportajı yapan Fadime Akıncı’yı telefonla aradım ve Erdal Kınacı’nın kendisine süren bir davası olmadığını söylediğini öğrendim. Ancak daha önce bu konuyla ilgili yazdığım bir yazıda; “Mücadele yalnızca sonuçlara yönelik olduğu sürece hiçbir değişim olanaklı değildir. Nedenleri irdelemek gereklidir. Mahkeme ne karar alırsa alsın, karar yalnızca bir sonuçtur. Ülkemizde Belgesel Fotoğraf üretimindeki problemler bilgisizliğin kirliliğini yaşıyor,” demiştim.

Başlık olarak atılan “başkaldırı  olmadan sanat da olmaz” cümlesinin sahibi fotoğrafçı Kınacı’yı  hiçbir şey olmamış tavrını kınıyor ve başkaldırı edebiyatı yapmadan önce kendi özeleştirisini yeniden ve yeniden sağlıklı bir şekilde yapması gerektiğini düşünüyorum.