Fransa’dan yeni sosyal demokrasi atağı
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE

Fransa Devlet Başkanı François Hollande, klasik “sol sosyal demokrat” diyebileceğimiz bir programla Fransa’ı değiştirmeye başladı. Hollande’ın tezleri Avrupa’nın içinde bulunduğu ekonomik krizden ancak “siyasi birlik”le çıkılacağına inanan Parlamenter Sosyalistlerden de destek görüyor.  Hem Fransa’da hem de siyasi birlik arayan Avrupa’da Hollande modeli neler sunuyor?    

Avrupa’nın daha fazla  “ekonomik birlik” haline gelmesi için geçilen ortak para birimi Euro, bırakın bu birliği sağlamayı, varlığı bile krize girince, Avrupa hiç beklenmediği bir anda kendini hızla bir “siyasi birliğe” doğru koşarken buldu. Ekonomik birlik için geçilen ortak para birimi Euro, ekonomik birliği sağlayamadı ama gidişata bakılırsa sanki Avrupa bu krizden ancak bir  “siyasi birlik” kurarak çıkabilecek gibi.

Euro krizi,  Euro’ya geçiş sırasında “siyasi birlik sağlanmadan ortak para birimine geçilmesin” diyen Avrupa solunun ne kadar haklı olduğunu gösterdi ve kriz sırasında Avrupa solu “siyasi birlik” tezini daha bir özgüvenle dile getirmeye başladı.    

Son iki yıldır Avrupa’da,  Marksistlerden sosyal demokratlara kadar geniş bir kesim, Avrupa’nın siyasi birliğini yani “yeni Avrupa”yı tartışıyor. Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinin siyasi birlik olmadan ortak para birimi Euro’ya geçmesine en çok sosyalist Avrupa Solu karşı çıkmıştı ama şimdi Avrupa sosyal demokratlarının önemli bir kısmı bu konuda Avrupa Solu çizgisine gelmiş durumda.

Avrupa sosyal demokratlarının ideolojik liderliğini Fransa sosyal demokratları yapıyor ve Fransa’da ezici bir biçimde iktidara gelen sosyal demokratlar hem deyim yerindeyse Fransa’yı yeniden kurmaya başladı hem de Avrupa’nın siyasi birlik olması için diğer partileri yüreklendiriyor. CHP’ye hala “Blair – Schröder Üçüncü Yolculuğu”nu önerenler Çamlıca’ya yapılacak camiinin minarelerini tartışırken biz Fransa’da olup bitenlere bakalım.

ALTERNATİF NEO LİBERALİZM DEĞİL
François Hollande’ın devlet başkanı koltuğuna oturduğu 15 Mayıs 2012’den bu yana Fransa’da çok şey değişti. Fransa’da sanki sessiz sedasız bir Cumhuriyeti daha sonra erdirdi ve şimdilerde yeni bir Cumhuriyet daha başlıyor.  Evet, Fransa’nın bütün komşuları hala neo liberal ekonomi politikaları uyguluyor ve François Hollande’ın uygulamalarını dehşetle izliyor ama Fransa’da hızlı değişiklikler gerçekleştiriliyor. 

Fransızlar birkaç önceki seçimlerde sadece François Hollande’a değil her alanda sosyal demokratlara tam yetki verdi. Senato ve parlamentoda da sosyal demokratlar çoğunlukta. Fransa Başbakanı Jean-Marc Ayrault, “yoksulla zengin arasındaki uçurumu azaltma” hedefli “sosyal yeniden yapılanma” programını hayata geçirmeye çalışıyor. Bu program özünde Hollande’ın 60 maddelik seçim programından oluşuyor.

Fransa’nın programı başarılı olursa, zaten yana döne krizden çıkış arayan Avrupa, mutlaka Fransa modelini örnek alacak. Çünkü aslında krizin nednei de olan neo liberal Merkel – Sarkozy modeli uygulayan hiçbir ülke krizden kurtulamadı. Avrupalı sosyal demokratlar, kriz politikalarının baş mimarı Angela Merkel’ın “başka alternatif yok” korkusunu ancak alternatifi göstererek yenebileceklerine inanıyor. En azından  25 Euro kurtarma zirvesi sonrasında muhafazakâr ve neo liberallerin yönettiği Avrupa ekonomisinin Yunanistan’da olduğu kurtarılamadığı  kesin. Fransa’dan başlayan “yeniden kuruluş” un hiç değilse bu bakımdan bir alternatif olma şansı var.   

Hayır, hayır Fransa’ya sosyalizm falan gelmedi ve Hollande da büyük bir devrimci falan değil. Baştan bunu söyleyelim. Hollande’ın bütün plan ve programları asla  “mülkiyet” yapısına dokunmuyor.  Hollande’ın ekonomik programı özünde işçiler ve memurların pastadan daha fazla pay almasını ve toplumsal refahın biraz daha yayılmasını hedefliyor. Hayır, Hollande devrimci değil, sadece reformist. Üçüncü Yolculuğa karşı tekrar klasik sosyal demokrasiye dönüşü öneriyor. Hollande devrimci ya da sosyalist olmasa da olsun: Sadece AKP’ye mi “yetmez ama evet!” 

Elbette Hollande’a bu kadar kredi vermemizin bir nedeni daha var. Bakın Fransa İşverenler Birliği (MEDEF) Genel Başkanı Laurence Parisot, sosyal demokratların programı hakkında ne diyor: “Akıl dışı ve uygulanamaz. “

ASIL KAVRAM: ADALET
Hollande’ın seçim programını ve bütün politik hedefini “adalet” kavramı ile özetlemek mümkün. Hükümet “adaleti tesis etmek” amacıyla her alana el atmış durumda.  Sembolik ilk adımlar çok önemli: Hollande kendi maaşının da içinde bulunduğu bakanların maaşını yüzde 30 oranında düşürerek işe başladı. İşçilerin “taban ücretini” yani bizdeki “asgari ücreti” artırmak ve özel doktor muayenesi ücretini kaldırmak da ardından geliyor.

Fransa’da en düşük işçi maaşı 1425 Euro ve en düşük saat ücreti de 9.40 Euro. Hollande Eylül’den itibaren bunu daha da artıracak. (Türkiye’de asgari ücret bu yılın ikinci dönemi için 739,80 lira.  Bizde bakan ve milletvekillerinin maaşına zam yapan en son düzenleme belki de tarihin ironisi olarak Fransız Parlamentosu'nda “soykırım inkârını suç sayan yasa”nın kabul edildiği gün yapılmıştı.  Yasa Meclis’te grubu bulunan bütün partilerce kabul edildi, ayrıca hatırlatayım dedim. )

Fransa’da işçiler için yapılan yeni düzenlemelere devam edelim: İşveren, şirket kar ettiği müddetçe işçi çıkaramayacak. Emekliler, bundan itibaren daha fazla emeklilik aylığı alacak ve emeklilik yaşı Avrupa’da ilk kez artırılmıyor, indiriliyor: Fransa’da her kim 60 yaşını doldurmuş veya yaşı ne olursa olsun 41 yılı karşılayacak kadar sigorta ödemişse emekli olabilecek. Sarkozy iki yıl önce emeklilik yaşını 62’ye çıkartmıştı. Hollande ayrıca uzun süre işsiz kalmış yaşlıların işe alınmasını kolaylaştırmayı da planlıyor. Fransa Avrupa’da haftalık 35 saat çalışma süresiyle en az çalışılan ülkelerden biri. Fransa işçisini daha fazla çalıştırmak yerine daha az çalıştırmayı düşünürken Türkiye sosyal demokratlarının AKP karşısında bu alanda da ”alternatifsiz” gibi durmaları elbette manidar.

Her neyse, Fransa’daki sosyal demokrat hükümetin programında “işsizlikle mücadele”  kapsamında hem genç hem de yaşlı işsizleri kapsayan  “kuşak sözleşmesi” diye adlandırılan bir bölüm daha var. Buna göre, önümüzdeki kısa sürede öncelikli olarak yoksul kesimlerden 150 bin gencin işe alınması sağlanacak.

İşçilerle ilgili bütün düzenlemelerin ruhunu,   18 Temmuz tarihinde parlamentonun Sarkozy döneminden kalma  “daha fazla çalış – daha fazla kazan” sömürü yasasını iptal etmesi oluşturuyor.  

SOSYAL YATIRIMLAR DESTEK OLACAK
İşsizlikle mücadele ya da işçilerin – emeklilerin durumlarının düzeltilmesi diğer sosyal yatırımlarla destekleniyor. Aslında Hollande’ın hedefi sadece reel ücret artışı değil, yoksulların sosyal durumunun da iyileştirilmesi. Örneğin seçim vaatleri sırasında devlet teşebbüslerine dokunmayacağını açıklayan Hollande, kamu hizmetlerinin rolünü de artıracağını söylemişti. İktidara geldikten sonra da gaz, su ve elektrik için  “uygun” fiyat belirleneceğini açıkladı. Bu açıkça piyasaya dar gelirliler açısından müdahale anlamına geliyor.

Kreşler ve özel eğitim gerektiren çocuklar için 60 bin yeni kreş öğretmeni alınması gündemde.  Özellikle yoksul banliyölerinde “az sayıda öğretmenin çok sayıda öğrenciye ders vermesinin” de önüne geçilmek isteniyor. Sayıları 150 bin olan “okulu terk etmiş” çocukların 2017’e kadar yarısının tekrar okula döndürülmesi ve mezun edilmesi hedefleniyor.

Önümüzdeki 5 yılda 2,5 milyon yeni sosyal konut üretilmesi planlandı. Öncelikle çocuklu aileler ve öğrencilerin yerleştirileceği bu konutlarda kiraların da artırılmaması gündemde.  Hollande’ın programına göre, “eşitlik” Fransa Cumhuriyeti’nin temel prensibi olmaya devam edecek ve kadın erkek eşitliği her düzlemde korunacak. Ayrıca, Fransa’da yaşayan herkes yerel seçimde oy atabilecek. Ayrımcılık karşıtı mücadele devam edecek ve engelli yardımı artacak.

Bütün bunlar çok şeymiş gibi görünüyor ama asıl sorun sosyal demokratların artık bunları savunmaktan vazgeçmiş olmalarıydı. Bu talepler Avrupa’da son yıllarda sosyal demokratlardan kopan sol sosyal demokratlarla – sosyalistlerin kurduğu Sol Partilerde savunulmaya başlamıştı. Hollande bu programında işte bu parlamenter sosyalist soldan da destek alıyor. Fransa’da başkanlık seçimlerinde Sol Cephe’nin başkan adayıyken yüzde 12 oy alan ve ikinci turda Holande lehine çekilen Jean-Luc Mélenchon seçim propagandası döneminde aşağı yukarı benzer talepleri dile getirmişti. Sadece biraz daha radikal ifade ettiği taleplerin bazıları şunlardı: “Asgari ücretin artırılması, hayati önemdeki sanayi dallarının ve bankaların devletleştirilmesi, devletin ücret, sanayi, kira, çevre ve çalışma hayatını düzenlemesi…”   Jean-Luc Mélenchon, “devrim olunca bunları yaparız” deme yerine sosyal demokratların iyileştirmelerine “yetmez ama evet” diyor.

Bir de şu var: Avrupa’nın başka ülkelerinde örneğin Almanya’da ve İngiltere’de sosyal demokratlar sosyalistlerden uzak durmaya devam ederken Fransa’da sosyal demokratlarla sosyalistler en azından seçimlerde yakınlaşıyor.  

ÖNCELİK KÜÇÜK VE ORTA BOY İŞLETMELERE
Fransa hükümeti seçimlerden önce ilan ettiği programı toplumun çeşitli kesimleriyle yoğun bir biçimde tartışıyor. Yani Ayrault hükümeti neredeyse “ikna odaları” kurmuş durumda.  Başbakan Jean-Marc Ayrault, bu ay ortasında bir “sosyal zirve” topladı ve zirvenin sonuçlarını 300 kadar sendikacıdan öğretmene, feministten çevre korumacılara kadar toplumsal muhalefetin ya da hayatın temsilcileriyle ayrıca değerlendirdi.  Ancak, İşveren temsilcileri henüz hiçbir toplantıya çağrılmadı.

Ekonominin canlanması için Hollande, büyük şirketlerin değil de öncelikle küçük ve orta boy işletmelerin rolünün artırılmasını düşünüyor.  Hatta bu kesim için ayrı bir yatırırım bankası kurulması planlandı. Küçük ve orta ölçekli şirketlere vergi kolaylığı öngörülüyor. Üretimini ülke dışına çıkaran şirketlere devletin yaptığı bütün yardımlar geri isteniyor. Kar eden şirketler işçi çıkaramayacak.

Ekonomi programının önemli maddesi vergi ise, basitleştirilecek. Geliri 150.000 avronun üstünde olanların ödedikleri vergi artırılacak. Ayrıca milyonerlere ağır “servet vergisi” geliyor. Vergi ayrımcılığı ve vergi indirimi kaldırılacak. 

Hollande’ın daha önce “yüzsüz düşman” diye sözünü ettiği banka ve finans kurumları reforma tabi tutulacak. Bankalar yatırım ve tasarruf bankaları olarak ikiye ayrılacak. Fransız bankalarının “vergi cenneti” bazı adalarda merkezlerinin bulunması yasaklanacak. Hollande ayrıca, sıcak para transferine mali işlem vergisini ciddiye alıyor ve daha sıkı denetim öngörüyor.

Hollande devletin yüzde 50 oranından daha fazla hissesi olduğu şirketlerde en tepedeki yöneticiyle en düşük ücret alan arasındaki farkı da 20 katla sınırlıyor. Bu yine de çok gelebilir ama Avrupa’da ya da ABD’de bu oranların nasıl bir uçurum oluşturduğuna bakabilirsiniz. Bundan örneğin çok paralar kazanan Fransız posta idaresi, enerji devi EDF ve Paris Havaalanı yönetimi etkilenecek. Devlet hangi şirkette azınlık hisselerine sahipse o şirketin tepe yöneticilerinin maaşı da yasayla sınırlanıyor. 

YARIM KALAN DEVRİM
Meşhur Fransız ekonomist Michele Aglietti, bütün bunlara “Keynes’çi uygulamalar” diye dudak bükülmemesi gerektiğini söylüyor.  Aglietti, “yeni bir şey denendiğini” söylüyor ve bu uygulamaların arkasının geleceğine inanıyor.  Aglietti’ye göre, zaten  “Euro’nun kurtuluşu yalnızca sosyal bir ekonomi uygulanırsa” mümkün.  Yani “Sistemi yalnızca ücretlerin yükseltilmesi kurtarır. Çalışanların alım gücü her şeyden önemli…”   

Fransa’da olanlar “Keynes’çi uygulamalar” ya da değil ama Hollande hükümeti bir anlamda 1981 yılında iktidara gelen François Mitterand’ın yarım bıraktığı sosyal demokrat reformları tamamlamak ister gibi görülüyor.

Şimdi o yıllar çok uzakta gibi görülse ve Fransa’nın ya da Avrupa’nın zaten hep böyle olduğu sanılsa da komünistleri de kabineye alan Mitterand şunları gerçekleştirmişti: Fransa’da idam cezasının kaldırılması, kadın erkek eşitliği ve eşit işe eşit ücret, çalışanlara daha fazla tatil günü ve serbest zaman, kağıtsız ve illegal olarak ülkede yaşayan göçmenlerin yasal statüye kavuşturulması, eşcinselliğin yasal koruma altına alınması, 36 bankanın devletleştirilmesi, hızlı trenlerin yaygınlaştırılması…”

Bütün bunların hangisine dudak bükebiliriz?

***

Hollande’ın “yeni Avrupa” planı

François Hollande’ın seçim vaadi olan “60 maddeli plan”ın Avrupa’ya ilişkin olan bölümleri de radikal değişiklikler öngörüyor ve yeni Avrupa fikrinin temel taşlarını oluşturuyor. Hollande’ın Avrupa ile ilgili olarak yapmayı planladığı ve bazılarını da gerçekleştirdiği değişikliklerin en önemlileri şöyle:

 

·         Avrupa Birliği içinde bir “Büyüme ve İstihdam Paktı”nın imzalanması ve hayata geçirilmesi. Avrupa Birliği liderler zirvesinde son mali istikrar paktına, “büyüme ve istihdam için yapısal reformların da desteklenmesi” maddesinin eklenmesi Hollande’ın başarısı. Yani Haziran sonundaki zirvede krizdeki ülkeleri kurtarma fonlarının kullanımıyla ilgili alınan kararların yanı sıra ekonomik büyümenin teşvik edilmesi için 120 milyar Euro kaynak ayrılması Holande’ın programını hayata geçirdiği anlamına geliyor ve istihdama müdahale siyasi birliğin önemli bir maddesini oluşturuyor.    

·         Avrupa Birliği 25 üyesinin imzaladığı Mali Pakt'ın tekrar müzakereye açılması: Hollande, özellikle Fransa Eski Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy  ve Almanya başbakanı Angela Merkel’ın savunduğu, AB'de İngiltere ve Çek Cumhuriyeti dışındaki 25 üyenin imzaladığı bütçe disiplini anlaşmasını yeniden müzakereye açma sözü verdi. Hollande, bu konuda özellikle siyasi birlik olmayan bir Avrupa’nın mali birlik konusunda sorun yaşayacağını savunuyor. Paktın yürürlüğe girmesi için bazı ülke parlamentolarında onaylaması gerekiyor.  Fransa da bu ülkelerden biri. Bu konu bütün Avrupa’da tartışmaya açılmış durumda. Paktı onaylayan Alman parlamentosu kararı aleyhine Sol Parti Anayasa Mahkemesi’ne gitti.

·         Avrupa Merkez Bankası’nın yeniden yapılandırılması: Hollande, Merkez Bankası’nın Avrupa’da parasal istikrarın sağlanmasından çok büyüme ve istihdamı teşvik etmesinin hayata geçirilmesini savunuyor.

·         Avro Bölgesi'nde ortak tahvil (Eurobond) çıkarılması: Euro Bölgesi’nde gerçek ekonomik ve parasal birliğin, bir anlamda da siyasi birliğin temellerinin atılması anlamına gelen Eurobond’da da Merkel karşı çıkarken Avrupa solu ve sosyal demokrasisi bunu savunuyor. Geçen hafta krizde iflas riski taşıyan ülkelerin devlet tahvillerini alma kararı alan Avrupa merkez Bankası aslında fiiliyatta  Eurobond’a geçmiş bulunuyor.

·         “Gelecek projeleri” için Avrupa Birliği içinde bir “gelecek projeleri bütçesi” ayrılması. Örneğin 2014 – 2020 yılları arasında çevreci teknolojilerin desteklenmesi.

·         Dış ticarette kesinlikle sosyal ve ekolojik konseptlere uyulması ve bu konseptlere uymayan bir ticaretin kesin yasaklanması.

·         Çevre kirliğine yol açan bir üretimle üretilmiş maddelerin Avrupa Birliği’ne sokulmaması için “temiz hava gümrüğü” oluşturulması.  Kopenhag Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda çevrecilerin de dile getirdiği ama Çin ve ABD’nin sözünü bile ettirmediği bu talep AB’nin bazı ülkelerinde de dile getirilse de ekonomi çevreleri buna kesin karşı.

·         Azınlıkların ve yerel dillerin korunması için AB şartının imzalanması.

·         Uluslararası bir Çevre Koruma Kurumu’nun kurulması.

·         Fransız birliklerinin 2012 yılı içinde Afganistan’dan çekilmesinin sağlanması