Fransa’nın ‘örtünme’ sorunu
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Fransa’da iktidardaki UMP Partisi’nin ileri gelenleri, geçtiğimiz günlerde Fransız solunun ezici zaferiyle sonuçlanan

Fransa’da iktidardaki UMP Partisi’nin ileri gelenleri, geçtiğimiz günlerde Fransız solunun ezici zaferiyle sonuçlanan bölgesel seçimlerden “ders alacaklarını” ifade etmişlerdi. Oylarının bir kısmını aşırı sağa kaptıran UMP adına Meclis grup başkanı Jean-François Copé, ekonomik kriz, işsizlik, yoksullaşma ve rekor düzeye ulaşan iç borçlanma gibi temel sorunları bir kenara atarak, gündemi saptıracak konuyu buldu: 2009’da tam bir fiyasko ile sonuçlanan “Ulusal kimlik” tartışmasından sonra, şimdi de burkanın tamamen yasaklanması mayıs ayında Meclis’te oylanacak. Ve Belçika’da hükümet istifa ettiği gün oylanması gereken burka yasağı süresiz ertelendiğinden, belki de yasağın oylandığı ilk ülke Fransa olacak. Üstelik Danıştay’ın mart sonunda verdikleri öneri raporunda “toptan yasak tehlikeli olduğu kadar hukuki uygulama da zor görünüyor” demesine rağmen...
Aslında Fransız politikasını 2009 yılında işgal eden ulusal kimlik tartışmaları sırasında, burka yasağı zaten gündemdeydi. Bu yasağı savunanlar, olayı bir de “güvenlik” boyutuyla sunmaya çalışıyordu. Düşünün bir kere, Fransa’ya yönelik olası şiddet eylemleri için burkanın müthiş bir kamuflaj olmayacağı ne malum? 6 Şubat’ta burka giymiş iki erkeğin Paris bölgesindeki bir postanede yaptığı soygunun arkasında yasak taraftarlarının olduğunu düşünenler bile oldu.
BASINDAKİ YANILGILAR
Türk basınında bu konuda yazılan iki saptamayı düzeltmekte yarar var. “Fransız halkının büyük çoğunluğunun burkanın tamamen yasaklanmasına destek verdiği” ifadesi yanıltıcı bir genelleme. 24 Nisan’da CNS-Sofres araştırma kurumunca yayımlanan sonuçlara göre, Fransızların yüzde 33’ü sokaklar, parklar dahil tamamen yasaklanması, yüzde 31’i –zaten uygulanan– kısmen yasaklanmasından yana. Yüzde 32’lik bir diğer kesim de böylesi bir yasaya karşı. İkinci yanılgı, “Sosyalist Parti’nin (SP) topyekûn burka yasağına karşı olduğu” haberine ilişkin. SP’nin genç “yıldız”larından Manuel Valls ve Aurélie Filipetti, aralık ayında burkanın tümüyle yasaklanmasını savunan bir ortak bildiri yayımlamışlardı. Bunun yanı sıra, kendini hâlâ solda tanımlayan “Kentsel Politika”dan sorumlu Bakan Fadela Amara, kadınların sosyal hayatını yok eden bu “tabutun” toptan yasaklanmasını talep ediyor. Buna karşın, 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday adayı SP’li Pierre Moscovici ise bu yasa tasarısını “damgalayıcı” diye niteliyor ve uygulamasının imkânsız olduğunu savunuyor. SP Genel Sekreteri Martine Aubry böylesi bir yasanın tepkisel olarak burkalı kadınların sayısında artışa neden olacağı görüşünde.
Ne var ki, ülkede burkalı kadınların oldukça geniş bir kamusal alana (kamu binaları, hastaneler, okullar…) girmesi zaten yasak. En önemlisi, Fransa’da burka giyen kadınların sayısı 2.000’i aşmıyor. Bunların birçoğunun da İslamı seçen Fransız vatandaşı “dönmeler” olduğu biliniyor. Yani bu kadınların büyük bir bölümü seçtikleri dinin kendilerine göre yorumladıkları yaptırımlarını sonuna kadar yaşamak istiyor. “Dönme”lerin dışındakilerin hemen hepsi Fransa’da doğmuş Müslümanlar. Üçüncü grupta ise, sayıları az da olsa, kendi ülkelerinde burka geleneği olmayan yerlerden gelen göçmen kadınlar var. Madem genelde bu kadınlar kendi seçenekleriyle kapanmışsa, devlet müdahalesinin anlamı çok azalıyor. Ama yasağı savunanların ağzından düşmeyen “kadın onurunun ve haklarının ihlali” söylemine uyarsak “zorla giydirilenlerin” bu yasakla hiçbir şansı kalmıyor. Evlerinden hiç çıkamayacak, kendilerine yardım edecek bir kurum, dernek bulma şansları kalmayacak. Sonuç olarak burkanın tamamen yasaklanması, burkayı zorla giydirmek kadar özgürlük karşıtı zihniyetin ürünü olacak.

2005’te Stefan Yerasimos, ardından 2008’de Semih Vaner, şimdi de Altan Gökalp… Antropolog, sosyalbilimci, araştırmacı, çevirmen, Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi, Türkçe ve Türk edebiyatınının Fransa’da yayılmasına büyük katkıları bulunan Altan Gökalp’in zamansız ölümüyle, Fransa’daki en önemli bilimsel kalelerimizi ardı ardına kaybediyoruz. Oysa onlardan daha öğreneceğimiz ne çok şey vardı !