Fransa'ya bugün sosyalizm mi geliyor?
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Her şey BirGün gazetesinin internet sayfasına koyduğu 1 Nisan şakası “Fransa'da sosyalist devrim oldu” yazısı ile başladı. Her ne kadar internet editörümüz şaka yapsa da, e-mail atan ya da yolda karşılaştıklarında konuya giren okurların sorusu hiç de şaka gibi değildi: Fransa’ya sosyalizm mi geliyor?

Bizdeki şaka bir yana, okurlarımızın “Fransa’ya sosyalizm mi geliyor” sorusu çok haklı. Çünkü Fransa’da bugün yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde, Sosyalist Parti adayı Hollande, Devlet Başkanı Sarkozy ile başa baş güreşecek, belki de ondan daha fazla oy alacak. Peki, buna rağmen soruyu bir kez daha soralım? Fransa’ya sosyalizm mi geliyor? Hem de bu sosyalizm seçimle mi geliyor? Sorunun kısa cevabı şu: “Ne münasebet, elbette hayır!”

Ama sorunun bir de uzun cevabı var ki, bu cevap hem “belki” hem de “hayır” diye verilebilir. Cevap “belki” olabilir çünkü Sosyalist Parti’nin adayı François Hollande Fransa devlet başkanlığı seçimlerini bugünkü ilk turda kazanamasa bile, belki de 6 Mayıs’taki ikinci turda kazanabilir. Cevabın “hayır” bölümü ise, ne Sosyalist Parti’nin ne de adayı Hollande’ın sosyalizmle ilgisi olmadığından oluşuyor. 

Fransa’daki Sosyalist Parti’nin “bizim anladığımız sosyalizmle bir ilgisi yok” deyip olayı kestirip atmak mümkün ama Fransa’da olup bitenler bu kadar da basit değil. Yani konunun sonuçta yine de sosyalizmle bir ilgisi var. Fransa’da bütün bir seçim çalışması döneminde sosyalizm oldukça günceldi ve sosyalizmin güncelliğini Sosyalist Parti değil Sol Cephe (Front de Gauche) adayı Jean-Luc Mélenchon sağladı.

Sol Cephe’nin seçim çalışması ve sosyalist kampanyası bazen sosyal demokrat Sosyalist Parti’nin de işine yaradı ve ülkede adeta bir devrim provası yapıldı. Okurların önemli bir kısmı, Sol Cephe’nin sloganlarını ve dile getirdiği taleplerini, Sosyalist Parti ismiyle birleştirince ortalığa bu şaka gibi durum çıkıyor.
 
KENDİNE GÜVEN: SOSYALİZME GÜVEN
Her neyse, şimdi başa dönelim ve her şeyi baştan anlatalım. Fransa’da bugün devlet başkanlığı seçimi var ve sosyalist program ve sloganlarla seçime giren Sol Cephe’nin adayı Jean-Luc Mélenchon’un oy oranı dün neredeyse yüzde 15’e çıkmış görünüyordu. Sol Cephe, Paris Komünü anısına 18 Mart’ta, 120 bin kişiyle Bastille meydanına yaptığı çıkartmadan beri Fransa’da oldukça popüler.

Sol Cephe, meydana 25 bin kişi bekliyordu, gelenlerin sayısı 120 bini buldu. Aslına bakarsanız, bu 120 bin kişi Fransa’da da “bu yaz ülkeye sosyalizm gelir mi” sorusunu   sorduruyor. Bu da solun kendisinin, öncelikle ideolojik olarak eziklik duygusundan kurtulmasının ne kadar önemli olduğunu ve halka inanması gerektiğini de hatırlatıyor. Bunu fark eden Sol Cephe’nin Bastille baskınından sonra hem kendine güveni artmış hem de oy oranı.

Sol Cephe, Sol Parti (Parti de Gauche-PG) ve Fransız Komünist Partisi’nin (Parti Communiste Français-PCF) bazen başkalarının da katıldığı, yıllardan beri süren bir seçim işbirliği. Sol Cephe, geleneksel olarak var olduğuna inanılan ‘Fransız isyancı ruhuna’ seslenerek işe başlamış. Seçim programının üç başlığı göze çarpıyor: “Halk meydanlara”, “iktidarı ele geçir” ve “önce insan.”

Ekolojik, dayanışmacı, NATO’yu ve Avrupa Birliği Lizbon Anlaşması’nı reddeden, küreselleşme karşıtı bir programa sahip olan Sol Cephe’nin asıl hedefi VI. Cumhuriyeti ilan etmek. Luc Mélenchon, Bastille baskınında yaptığı konuşmada, VI. Cumhuriyet’e giden halk ayaklanmasının başladığını, sivil bir isyanın önünün alınamayacağını bildirdi. Aslında Sol Cephe’nin 2005 yılındaki Avrupa Anayasası karşıtı kampanyasından bu yana, seçim broşürlerinde bu hedefler değişmedi.

Sol Cephe, Enternasyonal marşının çalındığı ve içerik olarak halka “direnişe katıl”, “teslim olma” çağrılarının yapıldığı popüler bir seçim kampanyası yürüttü. Halka, başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatmaya çalışan gençler, aslında Fransız halkının şimdilerde unuttuğu “eşitlik, dayanışma ve birlik” sloganlarını tekrar hatırlattı. Başka bir dünyanın ütopya olmadığı, terk ettiğimiz değerler olduğu seçim boyunca anlatıldı. Sol Cephe, Fransa’da hemen herkese, içi boş da olsa ‘sivil isyanı’ yeniden hatırlattı.
 
KRİZE KARŞI YOKSULLARI SAVUNMAK 
 Sol Cephe, yoksulları ilgilendiren taleplerle seçime katıldı. Bu talepler arasında şunlar dikkati çekiyor: Fransa’da 1.300 avro olan aylık brüt asgari ücretin 1.700 avroya çıkarılması, bir süredir kullanılmayan boş konutlara ihtiyaç sahiplerinin el koymasının yasal olması, 60 yaşında emeklilik hakkı, aylık 30 bin avro ve üstü gelirler için uygulanan vergilerin yüzde yüz oranında artırılması, spekülatif borsa işlemlerinin yasaklanması, bazı büyük şirket ve bankaların kamulaştırılması, gerekirse çalışanların çalıştıkları işyerlerine sahip olmalarının düzenlenmesi, çalışma saatlerinin tekrar 35 saate indirilmesi… Sol Cephe her şeyden önce Areva ve Total gibi enerji devlerinin devletleştirilmesini savunuyor ve kamusal enerji konsepti öneriyor. Nükleer enerji konusunda yeni bir halk oylaması isteyen Sol Cephe, 200 bin yeni sosyal konut yapılacağını da belirtiyor. Belirleyici bir politika ise, 800 bin kişinin kamu kurumlarında işe alınacağının ilan edilmesi.

Bu talepleri dile getiren Jean-Luc Mélenchon, aslında sosyalizmden çok sosyal demokrasiye yakın biri. Son dönemdeki siyasal duruşu ise tamamen Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden istifa edip Sol Parti’yi kuran eski genel başkan Oskar Lafontaine’in duruşuna benziyor. Sosyal demokrat partinin sürekli sol kanadında yer alan, hatta Troçkist diye bilinen Mélenchon, 2005’te Avrupa Anayasası oylaması sırasında partisiyle ters düşünce, bir grupla birlikte istifa etti. Bu ekip 2009 başında Almanya’daki gibi Sol Parti’yi (Parti de Gauche) kurdu.

Mélenchon, partinin kuruluş kongresinde yaptığı konuşmada kendi değişimini şu  cümleyle anlatmıştı: “Bizim savunduğumuz tarihsel sosyalizme artık orta sol partilerde yer yok”. Eski bir Troçkist olan Lionel Jospin hükümetinde, 2000-2002 arasında 2 yıl ‘Mesleki Eğitimden Sorumlu Bakan’ olarak görev yapan Mélenchon’un,  32 yıl bu partide nasıl kaldığını bilen yok elbette.

SOL CEPHE, SARKOYZ SONRASINI DÜŞÜNÜYOR
 Bilinen bir şey varsa o da şu: Fransızların yüzde 63’ü “bu adamın daha iyi olduğunu” söylemiş ama başka partilere oy atmayı düşündüğünü de eklemiş. Mélenchon’u diğer adaylardan ‘daha iyi’ bulanların önemli bir kısmı sosyal demokratlar.

Bugün eğer hiçbir aday yeterli oyu alamazsa, en çok oyu alan iki aday 6 Mayıs’ta tekrar yarışacak. Gazeteler, “Sadece Mélenchon Devlet Başkanı Sarkozy’yi kurtarır” diye yazıyor. Gerekçe şu: Eğer Sarkozy ikinci turda Mélenchon ile yarışırsa kazanır ama ikinci turda karşısına François Hollande çıkarsa kaybeder. Seçimlerden hemen önce yapılan kamuoyu yoklamalarında Sarkozy’nin oy oranı yüzde 29 gibiydi. Buna karşılık sosyal demokrat Hollande yüzde 28,5’te görülüyordu. İkinci turda Sol Cephe’nin oyunun sosyal demokratlara gideceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Devlet başkanlığı seçimlerinde Sol Cephe, bir yandan krizin kaybedenlerine ve krizin sorumlularına kendini anlatırken bir yandan da sanki asıl hazirandaki milletvekilliği seçimlerine çalıştı. Sol Cephe’nin asıl amacı da zaten devlet başkanlığı seçimlerini kazanmak değil gibi. Sol Cephe, bu seçimlerde yakaladığı ivmeyi bu yaz yapılacak milletvekilliği seçimlerinde devam ettirmeyi ve seçim sonunda sosyal demokratlarla koalisyon kurmayı planlıyor. Sol Cephe’nin stratejisi her açıdan oldukça verimli görülüyor. Bir yandan Fransa’da sol bir rüzgâr estirerek, söylemde de olsa biraz kendine benzettiği sosyal demokratların devlet başkanlığına yardımcı oluyor, diğer yandan yeni kurulacak kabinede bakanlıkları garanti ediyor.

MÉLENCHON KENDİNİ NASIL ANLATIYOR?
Peki, Jean-Luc Mélenchon, kamuoyu yoklamalarında görülen yaklaşık yüzde 15 oranında oy oranına nasıl ulaştı? Sadece Bastille baskınının ruhu yetti mi her şeye? Birincisi, klasik Fransız solunun ve sosyal demokrasisinin artık terk ettiği sol söylemi Mélenchon tekrar kullanıyor. Örneğin “dünyadaki en büyük tehlikenin ABD olduğunu” söylüyor ve Fransa’nın “NATO’dan çıkılması gerektiğini” propaganda ediyor. Mélenchon sonuçta, “Aşırı solcu değiliz. Somut radikal talepleri olan solcularız” diye La Voix du Nord gazetesinde dile getirdiği gibi, asıl sosyal demokratın kendileri olduğunu söylemeye kadar götürüyor işi. Genel olarak sosyal demokrat seçmene asıl sosyal demokratların Sol Cephe’de olduğunu anlatıyor. Ayrıca, Sarkozy’nin uyguladığı ekonomik modeli terk edeceğini belirtiyor. Krizin vurduğu Fransızların ilgisiyle karşılanıyor bu söylem.

Bunlara karşın sosyal demokrat François Hollande, Fransa’nın NATO’da kalmasını savunuyor, bütçeyi denkleştireceğini söylüyor ve en önemlisi Sarkozy ekonomi politikalarını yani emeklilik yasalarını ve bütün sosyal kısıtlamaları sürdüreceğini belirtiyor. Sol cephe bir adım öne çıkıyor.

İkincisi, Sol Cephe’nin küreselleşme karşıtlığı ve kriz karşısındaki tutumunun gençleri etkilemesi. Neoliberalizme karşı  Avrupa’da ilk ciddi gösteriler 1995’te Fransa’da başlamıştı. Özellikle Fransız gençliği o tarihten beri Avrupa’daki muhalefetin başını çekiyor. Varoşlardaki sert eylemlerden, parasız çıraklık yasasına karşı yapılan gösterilere kadar gençler her fırsatta sokağa çıktı. İşin garip yanı Sarkozy’nin 2010’da getirdiği emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı da en fazla liseliler gösteri yaptı.

Konut yetersizliği, nükleer enerji karşıtlığı, öğrenci harcı, kamunun tasfiyesi gibi birçok konuda gençler, son on yılda ciddi mücadeleci tutum içinde oldu. En önemlisi de diğer ülkelerdeki mücadelelerle dayanışma eylemi yaptı. Kamuoyu yoklamaları ilk kez oy kullanacak olan bu gençlerin Sol Cephe için büyük bir seçmen kitlesi oluşturacağını gösteriyor.

Sosyal demokratlara göre daha atak bir seçim kampanyası örgütleyen ve sosyal demokratları pasiflikle suçlayan Sol Cephe, bu tarafın gençleri tarafından da sempatiyle karşılanıyor. Son yıllarda bütün dünyada gelişen antikapitalist gösterilerden ve çeşitli gençlik eylemlerinden etkilenen 18-24 yaşındaki seçmenlerin en az dörtte birinin ‘Front de Gauche’ için oy atacağı belirtiliyor.

Üçüncüsü, Mélenchon kendini, adaylığını çok iyi anlatıyor ve Fransız halkı ya da işçi sınıfı için talep ettiği yüksek maaş, daha iyi yaşam koşulları ve sosyal koşulların düzeltilmesinin sosyal demokratlarla değil yalnızca kendisiyle mümkün olacağını iyi ifade ediyor.

Mélenchon, insanları uyuşturan ‘ılık su dolu büyük bir leğen’ olarak tanımladığı Sosyalist Parti’yi, 32 yıllık üyesi olarak çok iyi tanıyor ve enerjisinin önemli bir kısmını onları halka şikâyet etmekle, kendisinin daha iyi olduğunu söylemekle harcıyor.

SOSYAL DEMOKRATLARLA KÖPRÜLER ATILMADI
Ancak bütün bunlar, Mélenchon’un sosyal demokrat Sosyalist Parti ile köprüleri attığı anlamına gelmiyor. İşin en kötüsü de sosyal demokratlar sosyal kısıtlamalara giderken ve hatta neoliberal politikalar uygularken Mélenchon da partideydi ama şimdi bunu kimse hatırlamıyor.

Sert başladığı politik kariyerini sosyal demokrat Francois Mitterand’ın kanatları altında ılımlı hale getiren Mélenchon, aslında bugün tersinden Mitterand’ın yaptıklarını yapıyor. Fransa’da 1981’deki devlet başkanlığı seçimlerini sosyal demokratlar, Komünist Parti ittifakıyla kazanmıştı.

Fransa’nın ilk ‘solcu’ devlet başkanı Mitterrand’ın o gün Marksist sola karşı yaptığını bugün Mélenchon, tersinden sosyal demokratlara karşı yapıyor: “Karşıdakini eleştirmek ama yok olup gitmesini de istememek. Karşısındakinin taleplerini aslında ey iyi kendisinin savunduğunu iddia etmek”. O zaman Mitterand, işçi sınıfının taleplerini en iyi kendilerinin savunduğunu ya da savunacağını dile getiriyordu şimdi Mélenchon, orta sınıfa en büyük refahı kendilerinin sağlayacağını söylüyor, sosyal devleti kendilerinin koruyacağını belirtiyor.

Aslında Sol Cephe’nin talepleri sosyal demokratlar üzerinde biraz etkisi olmuş gibi. Sosyal demokratlar da propagandalarında işçileri ve işsizleri hoşnut edecek halkçı önlemler anlatıyor. Örneğin kamu kurumlarını güçlendirmeyi savunan sosyal demokratlar, bakanların maaşlarını yüzde 30 oranında düşürmeyi vaat ediyor. İşsizlikle mücadelede kamu personel alımına öncelik verecek olan sosyal demokratlar, eğitim, hukuk gibi alanlarda personel alınacağını bildiriyor. En önemlisi de tıpkı Sol Cephe gibi, sosyal demokratlar da emeklilik yaşını 60’a indirmeyi savunuyor.

Fransız sosyal demokrasisisin genel büyük anlatısı, ‘uyumlu, toplumsal bir cumhuriyet projesi’ düşü Bastille meydanında tekrar hayat bulmuş gibi. Aynı sosyal kesimlere hitap eden Mélenchon’un kurduğu bu düş, Sol Cephe’yi arkaik olmaktan kurtarırken yine de en çok sosyal demokratların işine yarıyor. Yıllardır neoliberal ve sosyal liberal politikalar altında ezilen sosyal demokratlar, Sol Cephe tarafından kendilerini özgürleş itilmiş hissediyor. Özellikle sosyal demokrat seçmen, seçimlerin bir işe yarayacağına inanmış gibi.

Mélenchon, hazirandaki seçimlerden sonra Sol Cephe’nin programına uymayan bir programla hükümet koalisyonlarında yer almayacağını söylüyor. Komünist Parti Genel sekreteri Pierre Laurent de kesin bir siyasal değişim olmazsa sosyal demokratlarla koalisyona evet demeyeceklerini açıkladı. Sol Cephe’nin, ikinci turda sosyal demokratları desteklemek için öne sürdüğü bu şartlar aslında haziran seçimlerinden sonraki koalisyon görüşmelerinde her iki tarafın işini kolaylaştıracak. Solcular bu talepleri halkın desteklediğini kanıtladı, sosyal demokratlar da soldan korkulmaması gerektiğini anladı. 

L. Doğan Tılıç şefim gazeteciğe başladığım günden beri bana “Seçim olacağı gün seçim tahmini yapılmaz” diye öğüt verir ama bu yazı da zaten bir seçim tahmininden çok ‘seçim umudu’ oldu.

Avrupa politikaları bölünme nedeni
Sol Cephe, Sol Parti ve Fransız Komünist Partisi’nin seçim için oluşturduğu cephe. Cephe’nin ortak adayı Mélenchon aynı zamanda Fransa’daki Sol Parti’nin de genel başkanı. Her iki parti de, bizden ÖDP’nin de üye olduğu sosyalist partiler platformu işlevi gören Avrupa Sol Parti (European Left) üyesi.

Biraz karışık gibi oldu ama şunu da söyleyelim: Fransız Komünist Partisi Genel Başkanı Pierre Laurent ise, aynı zamanda European Left’in genel başkanı. Yani zaten aynı platformda olan iki parti, devlet başkanlığı seçimlerinde işbirliği yapıp ortak aday çıkardı.

Aslında yukarıda da belirtildiği gibi seçim işbirliği uzun yıllardır gerçekleştiriliyor. Avrupa Anayasası 2005’te Fransa’da reddedildi. Avrupa Anayasası taslağına Marie-George Buffet yönetimindeki Komünist Partisi, Olivier Besancenot yönetimindeki Yeni Antikapitalist Parti, Troçkist İşçi Mücadelesi (Lutte Ouvrière-LO) ve Yeşillerin bir kısmıyla sosyal demokratların bir kısmı hayır oyu vermişti. Bunlara göre, Avrupa Anayasası ultra neoliberal bir ekonomik görüşü savunuyor, dış politikada Avrupa’yı NATO perspektifinin hegemonyası altına sokuyordu. Bu görüşleri savunan sosyal demokratların başını Jean-Luc Mélenchon çekiyordu. Daha sonra Mélenchon, haftalık Marianne dergisine şunları yazıyordu “Anayasa’nın terk edildiği tarih olan 29 Mayıs’ı, Bastille Meydanında Marie-George Buffet, Olivier Besancenot ve José Bové ile yaşadım. Bu kampanya benim, Avrupa Birliği’nin neoliberal ve otoriter tavrını sorgulayamayan sosyal demokrasiyle yolları ayırmamda belirleyici oldu ve diğer sola yaklaşmamı etkiledi. İşte bu yakınlaşma Front de Gauche’un doğum saatleridir”.
 
Avrupa Parlamentosu seçimleri için sosyalist, ekolojist ve antiemperyalistler demokratik ve sosyal Avrupa için seçim birliği ilan etti. Çeşitli grup ve kişilerin de birliğe katılmasıyla 2009 Avrupa parlamentosu seçimlerinde Front de Gauche yüzde 6.47 oranında oy aldı ve Avrupa Parlamentosuna girdi. Bu birlik Fransa’da genel ve yerel seçimlerde de ciddi başarılar elde etti. Mecliste (Assemblée nationale) 19 milletvekiliyle temsil edilen Sol Birlik’te asıl güç Komünist Partisi’nde. Milletvekillerinin 13’ü de 136 bin üyesi olan Komünist Partisi’nden.