FransAlmanya AB’yi yönlendirmeye devam ediyor
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin devlet ve hükümet başkanları geçtiğimiz Perşembe günü Brüksel’de buluştular.

Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin devlet ve hükümet başkanları geçtiğimiz Perşembe günü Brüksel’de buluştular. Gündemde AB’nin yeni ekonomi politikası ve on yıl süren tartışmalardan sonra geçtiğimiz yıl nihayet yürürlüğe giren Lizbon Antlaşmasında yapılacak değişiklikler vardı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel, kendi ülkesinde AB’ye gerekli mali disiplini verememekle suçlandığından olsa gerek, AB’nin ekonomik denetim politikasının gevşememesi için önlemler alınması gereğini savunuyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yi ikna ederek, öneriyi bir kez daha FransAlmanya olarak sundular.

Ekonomik yönetişimin (governance) temel aracı olan Avrupa Mali İstikrar Fonu (AMİF) 2013 yılına kadar öngörülmüştü. İkinci bir “Yunan trajedisi” yaşamamak için FransAlmanya iflas eşiğindeki devletleri kurtarma mekanizmasını bu tarihin ötesinde uygulayabilmek istiyor. Ancak bunun için Lizbon Antlaşmasında değişiklik yapmak gerek. Zira Merkel, Almanya’nın  AMİF’e para vermesine karşı çıkan Alman yargıçlarına fonun sadece üç yıllık geçici bir süre için geçerli olacağına söz vermişti. Lizbon Antlaşmasının geçmişine bakıldığında, yürürlüğe girene kadar yaşananlar, örneğin Fransa’nın, İrlanda’nın ve Çek Cumhuriyeti’ndeki referandumlarda antlaşmanın reddedilmesi, düşünüldüğünde, yeniden ameliyat masasına yatırmak üye ülkeleri korkutuyor.

Öte yandan, FransAlmanya ikilisi açısından yapılması gereken değişiklikler, yeni bir Avro krizini önlemenin tek yolu görünürken, diğer birçok ülke için de pahalı bir siyasi sapma olarak algılanıyor. Üye ülkeler devletlerin istikrar ve büyüme anlaşmasına uyulmadığı takdirde bazı yaptırımların uygulanmasına karşı çıkmıyor. Ancak kuşku ile baktıkları nokta, geçtiğimiz haftalarda Fransa’nın Deauville kentinde ikili zirvede buluşan Merkel ve Sarkozy’nin bu yaptırımların 2013 yılından sonra da uygulanmaya devam etmesi konusunda israr etmesi. İkilinin bütçe açıklarını ve borçlarını kontrol edemeyen üye ülkelere uygulanmasını talep etttikleri “cezai müeyyideler” içinde oy hakkının geçici olarak iptali gibi siyasi cezalar da var.

Sonuç olarak, AB Başkanı Herman Van Rompuy’un Mart ayından beri zorlu bir uğraşla hazırladığı yeni ekonomik denetim raporu oybirliği ile Konseyden geçti. Rompuy’den ayrıca Aralık sonuna kadar Lizbon Antlaşmasında yapılabilecek değişiklikler için bir öneri dosyası hazırlanması talep edildi. Merkel ve Sarkozy’nin önerilerine gelince, tamamen kabul görmese de, özüne karşı çıkan olmadı. Böylece, herhangi bir üye devletin yıllık kamu açığı GSMH’sının % 3’ü aşmadan bile, önlem olarak banka depozitoları AB Konseyi tarafından bloke edilebilecek. Öte yandan, borçlarının toplamı GSMH’sını % 60 oranında geçen ve bu borçlarını yeterince hızlı kapatamayan devletlere de belli yaptırımlar uygulanacak.

Zirveden Lizbon Antlaşmasının değiştirilmesinin (şimdilik) olasılığı çıkar çıkmaz, mali piyasalarda huzursuzluk başladı. Ne de olsa bugüne kadar ekonomik krizin faturası büyük oranda Avrupa halklarının cebinden ödenmişti. Avrupa solu da bu yüzden her ülkede gerçekleştirilen finansal işlemlerin vergilendirilerek, AB’ye yeni kaynaklar kazandırılmasını öneriyordu. Yeni bir krizi önlemek için FransAlmanya’nın yaptığı öneride borsaların, bankaların ve yatırımcıların da karlarına el atılması öngrülüyor. Hani Almanya’da ve özellikle Fransa’da toplumsal hakların (istihdam, emeklilik vs.) kemer sıkma politikalarına kurban edildiğini, Avrupa bankalarının bu yıl elde ettikleri rekor karları bilmesek, neredeyse AB’nin vatandaşlarını düşünen, kollayan bir politikaya doğru gittiğine inanacaktık...