Fransız Dış Politikasının İflası
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin zoraki Türkiye ziyaretinin ardından, Fransız dış politikasının geçirdiği krizi aktarmak şart oldu.
Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin zoraki Türkiye ziyaretinin ardından, Fransız dış politikasının geçirdiği krizi aktarmak şart oldu. Ülkemizdeki meslektaşlarının başsayfaya taşıdığı şimşek ziyareti, Fransız medyası kısıtlı da olsa yansıttı. Ama bu yazı için önemli olan, birçok Fransız meslektaşımızın Sarkozy’nin bu ziyaretini “yeni bir diplomatik fiyasko” nitelemeleri...
 
Yeni bir fiyasko, zira Sarkozy’nin ve (İçişleri Bakanı Brice Hortefeux başta) hükümetin,  ülkenin iç sorunlarıyla ilgili yaklaşımları, yaptırımları, sözde reformları ile Fransız kamuoyunun büyük bir bölümünün tepkisini almak yetmiyormuş gibi, son haftaların gelişmeleri ülkede gerçek bir dış politika krizi yaşandığına işaret ediyor. Sarkozy devletin başına yerleştiği 2007 baharından itibaren, gafları fütursuzca birbiri ardına ekliyordu. Önce aynı senenin Aralık ayında Libya diktatörü Kaddafi’yi şatafatlı şekilde Paris’te ağırlaması ülkenin ve siyasi yelpazenin dört bir yanından eleştiri yağmuruna tutulmuştu. Ardından Temmuz 2008’de, seçilmesinden yıllar önce şekillenen, ancak kendi fikrinin ürünüymüş gibi ortaya attığı “Akdeniz için birlik” çerçevesinde Paris’te konuk ettiği Mübarek ve Bin Ali’yi Akdeniz’in “Güney direkleri” ilan ediyordu. Ancak bu buluşma tüm ikazlara rağmen öyle hazırlıksız ve acele yapılmıştı ki, ağzı ve aklı gölgesinden hızlı laf yapan Sarkozy’miz sayesinde ölü doğmuş bir bebek dünyaya geliyordu.
 
Yakın dönemdeki en büyük “atlama” ise, yıllardır dışişleri mensuplarının, dünyanın dört bir yanındaki diplomat ve büyükelçilerin uyarılarına ve istihbaratına rağmen, Tunus’ta başlayan ve tüm Arap dünyasına yayılan başkaldırı dalgasının habercilerini görmezden gelmek kuşkusuz.  AB’nin neredeyse var olmayan Akdeniz politikası, genelde eski sömürgelerini iyi tanıması gereken Fransa’nın Magrip ülkelerine yönelik çizgisini izlemekle yetiniyordu. Fransa atlayınca, AB de atlamış oldu.
 
Kasım ayında Dışişleri bakanlığına atanan Michèle Alliot-Marie’nin (nam-ı diğer “MAM”) isyanlar ilk başladığında Bin Ali’ye “lojistik ve güvenlik işbirliği” önermesinin kamuoyunda yarattığı öfke sürerken, haftalık mizah gazetesi Le Canard Enchainé bombayı patlattı. MAM ve Parlamento ile ilişkiler bakanı eşi, yıl sonu tatilinde Tunus’lu diktatörün en yakınındaki bir işadamının, Aziz Miled’in özel jetiyle tatile gitmiş. Diyeceksiniz ki, demokrasinin henüz uğramadığı ülkelerdeki demir pençeli liderlerin konuğu olan ilk ve son devlet adamı (kadını) değil. Doğru, daha geçen sene Başbakan François Fillon, Mübarek’in özel hizmetinden yararlandığı Mısır’a tüm ailesini tatile götürmüştü... Ancak, Alliot-Marie’nin 94 ve 92 yaşındaki anne ve babasının Miled’in şirketlerinde hisse sahibi olduğu ortaya çıkartmasıyla iktidar iyice köşeye sıkıştı. Bardağı taşıran son damla ise bugünlerde başlaması gereken “Fransa’da Meksika Yılı” kültürel şenliğinden Meksika’nın çekilmesi oldu. “Başbuğ” Sarkozy, popülist güdülerine gem vuramayarak ucuz yoldan duygu sömürüsü kozunu kullanmayı seçti. Öyle ki, Fransa’daki bu önemli kültürel etkinliği adam kaçırma ve uyuşturucu kaçakçılığına yardım suçundan 2009 yılında Meksika’da 60 yıl hapse mahkum olan Florence Cassez adlı genç kadına adayınca, Meksika ipi çekerek bir yıl sürecek etkinliklerden tamamen çekildiğini açıkladı.
 
Bu isyanı belki de Fransız halkı adına en iyi ifade edenler, 23 Şubat tarihli Le Monde gazetesinin serbest kürsü sayfasından seslenen anonim diplomatlar grubu oldu. Çeşitli yaşlarda ve farklı siyasi görüşteki kırk kadar emekli ve aktif Fransız diplomatı, “Diplomasi doğaçlama yapılmaz” başlıklı yazılarında, yukarıda sözünü ettiğimiz gafları bir bir hatırlatarak, mesleklerini doğru ve dürüst yapmalarını engelleyen Sarkozy’nin diplomatlar topluluğunu da diğer meslek grupları gibi hakir görerek izlediği dış politikayı acımasızca eleştiler yağdırdılar. Marly grubu, “Vizyonsuz ve plansız bir diplomasi yerine dayanışma, demokrasi, farklı kültürlere saygı temelinde yürütülen bir diplomasi” talep ederek, Sarkozy ve hükümeti tutarlı, etkin ve sağduyulu bir dış politika yapmaya çağırıyor. Ve iç işlerinde zaten sınıfta kalan iktidarı, umuyoruz 2012’de tahtından indirmeye yarayacak dışişleri kozuna imza atıyor. Kamuoyu ve muhalefetin baskısı karşısında Sarkozy, 27 Şubat akşamı bizzat MAM’ı ve Hortefeux’yü görevden aldığını açıklamak zorunda kaldı. Sonun başlangıcı mı?