alpertasbeyoglu

Futbol sorgu odasında

“Babam eskiden Sosyalist Parti üyesiydi. Ortodoks bir Marksistti. Her şeyi sisteme bağlamak yerine bana insan olmayı öğretti. Dolayısıyla, Karl Marx’ı babamdan öğrendim. Ve Marx, daha 150 yıl önce, kapitalizmin çelişkilerini görmüş ve paranın dünyaya zarar verdiğini anlamıştı. Para, futbola da zarar veriyor. Ben de konformist bir futbolcu olmak istemiyorum.”

Bu sözler; Bursaspor’un üç yıl önce belki de en önemli transferi, İsviçre’nin FC Basel takımından gelen İvan Ergiç’e ait. Futbolcunun önemli özellikleri arasında, paranın egemenliğine karşı çıkması ve Karl Marx’tan etkilendiğini açıkça söylemesi geliyor.

Ergiç, 2007 yılındaki bir röportajda, Juventus ile ilgili olarak şunları söylemişti: “Büyük takımlardaki pek çok futbolcuyu tanıyorum. Benim de Juventus deneyimim olmuştu. İşlerin nasıl dönebildiğini görmüştüm. (…) Juventus, yolsuzluk nedeniyle ikinci lige düşürüldü. Bu beni şaşırtmadı. Bunu öngörmek mümkündü. Futbolun kirli tarafının, o dönemde hastalanmama yol açan nedenlerden biri olabileceğini düşünüyorum. Şu anda hapishanede olan kişilerle doğrudan bağlantılarım vardı. Futbol, acımasız bir sektör. Bense saftım. Olup bitenleri biliyordum, ama bunu hiçbir zaman benimsemedim. (…) Benim açımdan, hilesiz bir şekilde mücadele etmek, başarıdan önemli. Bu, hiçbir zaman terk etmemek istediğim kişisel devrimci düşüncem.” Bunları söyleyerek, şu günlerde İtalya ve Türkiye’deki futbol gündemini meşgul eden şike dedikodularına yeni bir ivme kazandırmıştı. Kısaca, kimilerinin hayranlık beslediği kimilerinin ise siyasi görüşünden dolayı sevmediği endüstriyel futbola teslim olmayan bir futbolcu!

Tıpkı Livorno ya da Adana Demirspor taraftarı gibi, her türlü endüstriyelliğe karşı çıkan, tribün adına güzel işler çıkaran tribünlerin liglerimizde çoğalmasını istiyoruz elbette. Yaşanan şu kirli süreçte böyle tribünlere ihtiyacımız var çünkü.

“Tribünde teslim olmak yok” sloganıyla akıllara kazınanların başında elbette Livorno var. Livorno’nun Adana’ya gelişini nasıl unutabiliriz! İtalya ve Türkiye’nin iki işçi takımı, Livorno ve Adana Demirspor, futbolun kardeşliği için 5 Ocak Statı’nda karşı karşıya gelmişti geçen yıl. Sion Kuper’in, "Futbol sadece futbol değildir" sözü, tribünlerde açılan pankartlarla, söylenen marşlarla ve verilen mesajlarla bir kez daha teyit edilmişti. Çukurova’nın sarı sıcağında başlayan gün, baştan sona şölene dönüşmüştü… Maçtan önce yenen ‘Acılı 1,5 Adana Kebap’lar da hatırası olmuştu…

Onlar için yenmenin veya yenilmenin önemi yoktu sadece, tribünde galip gelmeleri önemliydi, bunu da başardılar. Endüstriyel Futbol’a teslim olmayan yoldaşlara selam olsun.

Futboldaki ticarileşmeyi ‘bir tür çağdaş Makyavelizm’ olarak değerlendiren kulübümüz Adana Demirspor ise bu yıl şampiyon oldu ve Bank Asya1. Lige yükseldi. Tüm futbolcuları, kulüp yöneticilerini ve teknik ekibi gönülden kutluyoruz.

Yürekli futbol Kazanacak, paralı futbol kaybedecek yakında! Selam olsun.

 

BİZİ TAKİP EDİN

359,938BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,886TakipçiTakip Et
7,854AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL