Futbolun bahtsız çocukları
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Ankara, Eylül 2017… Kızılay’da eski SSK İşhanının önünde siyah çarşafa bürünmüş bir kadın, muhtemel Suriyeli. Yanında biri kız, biri erkek iki çocuk var, ancak 4 - 5 yaşlarında, gözlerinde açlığın, sefaletin, çaresizliğin, korkunun izleri. Çocuklardan biri kaldırımda dilenen annesinin önünde perişan vaziyette uyuyor. Kaldırımda yürüyenler bakmıyor bile zavallılara, sanki yoklarmış gibi, sanki hiç olmamışlar gibi. Ankara sıcak, çok sıcak, güneşten kavrulmuş çocuk uyuyor kaldırımda.

Neden mi yazdım bunları? Malumunuz ülkenin gündeminde medyatik ikilinin görkemli düğünü. Siz o şatafatlı düğünü okurken, bu ülkede aç gezen milyonlarca çocuk olduğunu unutmayın diye. Baudelaire’in ‘Paris Sıkıntısı’ kitabında yazdığı gibi, “Bardağınız susuzluğunuzdan bu kadar büyükse, içmemelisiniz demiyorum ama hiç olmazsa utanmalısınız biraz.”

Dönelim futbola, bugüne kadar yazılmış en güzel futbol kitabı ‘Gölgede ve Güneşte futbol’da, “Bazen yolun sonuna erken gelir, ters bir top kötü bir şekilde bayıltır onu, ya da bir tekme iflah olmaz bir şekilde kırar bir kemiğini” diye tanımlar o güzel oyunun aktörlerini ‘Oyuncu’ yazısında Eduarda Galeano. Bir sezonda daha kulüplerin dudak uçuklatan rakamlar karşılığında yetenekli topçuları saflarına kattıkları zamanlarda, hatırlayalım belki de futbol tarihinin en iyileri arasında yer alacakken kadere yenik düşmüş, futbolun bahtsız çocuklarını…

Takvim yaprakları 1 Ekim 1936’yı gösterirken İngiltere’nin West Midlands bölgesinin Dudley kasabasında dünyaya gelmiş Duncan Edwards yeni futbol nesillerinin muhtemel adını bile duymadıkları Manchester United tarihinin en genç futbolcusu. Nisan 1953’te Düşler Tiyatrosunda ilk maçına çıktığında henüz 16 yaşını yeni bitirmiş. 1,80 boyuna karşı güçlü fiziği ile ‘The Tank’ lakabıyla nam salmış yeşil sahalarda. Defansif orta saha oyuncusu olmasına rağmen iki ayağını da iyi kullanabildiği, öldürücü şutlara sahip olduğu yazılır onu anlatan yazılarda. Mayıs 1956’da, İngiltere Milli Takımıyla Almanya’ya karşı sahada yer almış ve attığı mükemmel golden sonra Ada basınında İkinci Dünya Savaşının bombalarını hatırlatan ‘Boom Boom’ manşetiyle anılmış. 1953-1958 arasında United takımında 151 maça çıkmış, 20 gol kaydetmiş kaya kadar sert orta saha…
6 Şubat 1958… Yer, Münih Riem Havaalanı. Belgrad’dan kalkan İngiliz Havayollarına ait 609 uçuş numaralı Lord Burghley’nin adını taşıyan uçak öğle saatlerinde yakıt ikmali için Münih Havaalanına iniyor. Hava karlı ve soğuk. İki buçuk saat sonra, İngiltere’nin kuzeybatısındaki Manchester şehrine uçmak için hazırlanıyor. Uçakta “Busby’nin bebeleri” olarak bilinen Manchester United takımı, mürettebat ve gazeteciler… Toplam 44 yolcu… Uçak kalkışa geçtiğinde, ilk iki denemede buzla kaplı pistte kayıyor. Saatler üçü üç geçeyi gösterirken, üçüncü denemede, pistin sonundaki binaya çarparak ateş alıyor ve kulakları sağır eden bir patlamayla yanmaya başlıyor. Uçaktaki 21 yolcu olay yerinde can verirken hayatını kaybedenler arasında, Manchester United takımının as futbolcuları Geoff Bent, Roger Bryne, Eddie Colman, Mark Jones, David Pegg, Tommy Taylor ve Liam Whelan vardı. Manchester United’in efsane Teknik Direktörü Matt Busby ve orta sahanın yıldızı Duncan Edwards ağır yaralı halde uçaktan çıkartılıp, Münih Rechts der Isar Hastanesine kaldırılıyor. Busby uzun süre hastanede tedavi görmüş ama onun kadar şanslı olamamış Duncan Edwards, 21 yaşında aramızdan ayrılmış.

“Yaşasaydı 1966 Dünya Kupası İngiltere’nin kaptanı olarak onun ellerinde havaya kalkardı” diyor Terry Venables. Onunla aynı zamanlarda top koşturmuş Sir Bobby Charlton, “Kesinlikle benden daha iyiydi” diyor onu anlatırken. Şimdilerde Manchester United kulübünün resmi sitesinde efsaneler bölümünde anlatılıyor hikâyesi. Doğup büyüdüğü Dudley’de heykeli selamlıyor yolu kasabadan geçenleri…

•••

24 Şubat 1943’te Alp Dağlarının kıyısında yer alan günümüzde 85 bin nüfuslu Como şehrinde dünyaya gelmiş Gigi Meroni. Futbol oynadığı yıllarda ‘Butterfly’ (Kelebek) lakabıyla nam salmış yeşil sahalarda, her iki kanatta da hızlı, telefon kulübesinde bile adam geçebilen zarif bir futbol cambazı. Manchester United efsanesi İrlandalı George Best’le kıyaslanırmış sıklıkla, İtalya’nın Best’i derlermiş; onun kadar yetenekli, onun kadar hırçın ve en az onun kadar popüler. Uzun saçları, kirli sakalı, hippi görüntüsü, hızlı arabalara, kadınlara, alkole, bir de Beatles’a olan düşkünlüğüyle 60’lı senelerde ün yapmış yeşil sahalarda. 1965 senesinde Dünya Kupası eleme maçlarının oynandığı zamanlarda İtalyan teknik direktörü Edmondo Fabbri futbolcusunun uzun saçlarına fena takmış ve kesmesini istemiş. “Asla” demiş futbolcu, “Ben saçlarım uzunken de iyi top oynayabilirim.”
1960’ta Como’da başlayan futbol kariyeri 1964’te Torino’ya transferiyle devam etmiş. Henüz 21 yaşında, İtalyan futbolunun o dönem rekor transfer ücreti karşılığında transfer olduğu takımda parlamış yıldızı. 1964-1967 arasında top koşturduğu takımda 103 maçta 22 gol kaydetmiş. 15 Ekim 1967’de Sampdoria’ya karşı oynadığı ve takımın 4-2 kazandığı maç onun son maçı olmuş. Maçtan sonra arkadaşlarıyla birlikte yemekte buluşup galibiyeti kutlayacaklarmış. Ama kader o gün onu hiç beklenmedik şekilde yakalamış. Restoranın önüne arabasını park ettikten sonra karşıya geçerken bir araba çarpmış ve havaya savrulan futbolcuya ikinci bir araba çarparak ölümüne neden olmuş… İşin hazin yanı, ona çarpan ikinci arabanın, Fiat 124 Coupe’nin şoför koltuğunda oturan 19 yaşındaki Attilio Romero’nun koyu bir Torino taraftarı olmasıymış. O gün her maçta olduğu gibi tribünlerde yerini almış, hayran olduğu futbolcuyu alkışlamış. Kazadan sonra arabasında çok sevdiği futbolcunun fotoğraflarını bulmuşlar.

Bu vesileyle, bizim topraklarda top koşturmuş, yeşil sahalarda adlarını duyurdukları zamanlarda genç yaşta aramızdan ayrılmış iki bahtsızı da yâd etmeden geçmeyelim. Profesyonel futbol hayatına 1966’da Eskişehirspor’da başlamıştı Necdet Yıldırım, 1969’a kadar Kırmızı Şimşekler’de top koşturdu. 1 Kasım 1969’da kanser illetinin pençesinde aramızdan ayrıldığında 25 yaşındaydı. Es-Es onun 3 numaralı formasını sonrasında kimseye vermedi, adı şehrin stadında yaşatıldı…

Aralık 2001’de geçirdiği trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldığında henüz 21 yaşındaydı Doğan Seyfi, Denizlispor’un o yıllardaki golcüsü. O elim kazadan bir hafta öncesinde, İstanbul Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynan Kupa maçında Fenerbahçe’ye karşı takımını galip getiren ve çeyrek finalist yapan gollerden ilkini atmıştı…

Her an kopması mümkün bir pamuk ipliği, yaşam dediğin. Bazen hiç beklenmedik bir uçak kazasında, bazen karayolunda. Başlangıçla son arasında kısa bir rüya. Fransız yazar, Honore de Balzac, ‘Vadideki Zambak’ kitabında, “Her çiçek solar, bütün büyük sevinçlerin ertesi günü kötüdür...” der.
Ve bir gün mutlaka her çiçek solar...