Futbolun 'mavi ekranı'
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN
Benim gibi bilgisayar işlerinden az çok anlayan birini bile afallatan kodlanmış numaralar, ekranı kaplayan hata mesajları, hatanın kaynağını anlatan ama şifreye benzeyen minik minik...

“Figüranların sessizliğiydi aslında ülke futbolunun laneti...”

Bilgisayarı çalıştırdığım anda belirdi o asap bozucu mavi ekran...

Benim gibi bilgisayar işlerinden az çok anlayan birini bile afallatan kodlanmış numaralar, ekranı kaplayan hata mesajları, hatanın kaynağını anlatan ama şifreye benzeyen minik minik karakterler... Windows işletim sisteminin görmek istemediğiniz can sıkan yüzü… Tam bir kâbus... İşin en sinir bozucu yanı ekrandan çıkışın mümkün olmayışı… Hangi tuşa basarsan bas, karşında bir kez belirdi mi sistemi teslim alan o mavi ekran! Kaçış yok; en azından sorunun kaynağını bulup çözene kadar...

Mavi ekran; en baba bilgisayar uzmanını bile tedirgin edip can sıkan Windows sorunu, beter bir teknoloji garabeti...

***

Monitörde mavi ekranının belirdiği saatlerde, Fenerbahçe teknik direktörü Aykut Kocaman’ın sinirli halleri yansıyordu televizyon ekranlarına. Verip veriştiriyordu Eskişehirspor maçının hakemine: “Caner nasıl atılır oyundan?” diyordu, “Fenerbahçe gibi yüz yıllık bir takıma bu nasıl yapılır?”

Öyle ya, büyük-küçük ayrımını yolun ta başında kabul etmiş beter bir futbol düzeninde, hakem hataları asla büyütülmüşlerin aleyhinde olmamalıydı!

Fenerbahçe gibi yüz yıllık bir takıma bu nasıl yapılır?

Kasası boşatılmış 102 yaşında Başkent takımı amatör kümeye doğru son sürat yol alırken, sıradan bir lig maçında Fenerbahçe’nin bir futbolcusunun hatalı bir kırmızı kartla oyun dışı kalmasından vahim ne olabilirdi ki! Şike sürecinde, ülkenin zengin ve büyük takımının küme düşürülmesini önleme adına, kendi koydukları hükmü bir gecede değiştirenlerin düzeninde böylesine vahim bir hatayı kabul etmek asla mümkün değildi! O yüzden televizyon ekranlarında saatlerce tartışıldı haksız kırmızı kart meselesi, toz duman oldu ortalık. Kimileri açık açık maçın hakeminin mesleğini bırakmasını isterken (şaka gibi!), anında başladı linç kampanyası...

Oysa Konyaspor’un başındayken, Anelka’nın elle attığı golle Fenerbahçe karşısında yenilgiyi tatmıştı Sayın Kocaman. O maç sonrasında teknik direktörlüğü bırakmak istediğini anlatırken, haksız yere kaybetmiş olmanın öfkesi vuruyordu yüzüne. Ama hatırlıyorum, o zaman çok fazla üstünde durulmamıştı konunun. Çoğunluk mutlu olduğu sürece “küçük takım”ın başına gelen adaletsizlik nasılsa unutulur giderdi. Ama nicedir hakkı yenen, ucuz penaltılara ve haksız gollere kurban giden figüranların başına her zaman gelen sıradan bir olay, sıradan bir maçta Fenerbahçe’nin başına gelince toz duman oldu ortalık; “mavi ekran” misali esir aldı televizyon ekranlarını...

Keşke “Fenerbahçe gibi bir takıma bu nasıl yapılır?” sorusunu sorarken, o günleri de hatırlasaydı Aykut Kocaman... Keşke geçen sezon Türkiye Kupasında, hakem kıyağı ile Kayserispor’u nasıl elediklerini de hatırlasaydı... Keşke dün Kayserispor’un, Konyaspor’un başına gelenlerin, bugün kendi takımının başına gelebileceğini, futbol denilen güzel oyunun doğasında hatalı hakem kararlarının da olduğunu görebilseydi...

***

Caner’in hakem hatasıyla oyundan atıldığı gün, Ankara’da oynanan maçta Gençlerbirliği’nin futbolcusu Sivasspor ceza sahasında düşürülüyor; maçın hakemi net penaltıyı atlarken, pozisyonun hemen ardından gelişen Sivasspor atağında deplasman takımının ofsayttan attığı golü tereddütsüz veriyordu. Berabere biten maçta, Alkaralar’ın 2 puanı hakem hatasına kurban giderken kimseler fazla durmadı o maçın üzerinde. Alt tarafı ülke futbolunun iki figüran takımı, aralarında gazozuna bir maç oynuyordu. Kimseler o maçı ve hakem hatasını konuşmadı bile...

Sonra o maçın akşamında, saatler süren futbol programında, Caner’in ağzından çıkıp çıkmadığı belli olmayan “lan” kelimesi, “mavi ekran” misali ekran başındakileri topyekûn teslim alırken, yorumcunun biri Galatasaray’ı, diğeri Fenerbahçe’yi hararetle savunuyordu. Futbolu sevenler için kaçmak ne mümkün! Ülke futbolun en büyük sorunu da buydu zaten; sadece üç takımın konuşulduğu, tartışıldığı, yazıldığı, yeri geldiğinde ölümüne savunulduğu popüler futbol kültüründe diğerlerinin sesinin hiç duyulmaması!

Figüranların sessizliğiydi aslında ülke futbolunun laneti...

Velhasıl, adalet büyüğü kolladığı sürece mutlu olanların, büyük puntolarla yazılan her şeyi gerçek sananların, adalete değil, adaletin hep kendi yanlarından tecelli etmesine inanmışların düzeninde bir hakem hatası ile karıştı ortalık. Gazetelerin spor sayfalarında ki arsız nakaratlara inandırılmış, futbolu formalara takılan yıldızlardan, köprülere asılan bayraklardan, kupalardan, şampiyonluklardan ibaret sanan, kendi takımının aleyhine yapılan her hakem hatasında ayağa kalkıp, diğerlerinin başına gelenleri görmezden gelenlerin beter düzeninde...

Futbolu üç İstanbul’nun dışında sevmişler için, futbolun kıyısında kalmışlar için, ‘mavi ekrana’ benziyor ülke futbolu. Sistemi esir alan sandalcı kavgaları, üç takımın saatlerce tartışıldığı ucube futbol programları, rekabetsiz, adaletsiz, Edirne’nin ötesinde kimsenin ciddeye almadığı, kaçmanın mümkün olmadığı kurgulanmış bir futbol düzeni...

Büyütülmüşün aleyhine yapılan her hatanın öfke seline dönüşmesi, hakem aleyhine başlatılan linç kampanyaları, televizyon kanallarında programlar, programlar. Oysa dünyanın hiçbir medeni futbol ülkesinde hakem bir maçtaki hatasından dolayı hakemliği bırakmazdı, bırakması da gündeme getirilmezdi...

 Format atmak gerekiyor ülke futboluna... Mavi ekrandan kurtulmak, adaletin sadece büyütülmüş ve zengine değil, her takıma gerekli olduğunu anlayabilmek için sistemi sıfırlamak gerekiyor...