Gazeteciler ve gazetecilik ölürken
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Tek seçenek direnmek!

Hepsi üst üste geliyor. Bir hafta önce 26 Ekim 2016 Çarşamba günü Nail Güreli’yi kaybettik. Bir hafta geçmişti ki, bu sefer de 3 Kasım 2016 Perşembe günü Mete Akyol aramızdan ayrıldı.

Mete Ağabeyi Büyükada’da toprağa verdiğimiz gün (5 Kasım Cumartesi) Cumhuriyet gazetesindeki yönetici, yazar ve çizer arkadaşlarımız için tutuklama kararı çıktı. Bu kadarla da kalmadı TBMM’deki üçüncü parti HDP’nin iki genel başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Edirne ve Kandıra cezaevlerine konuldular.

Bu yüzden insanın içi daralıyor!

Daralan sadece içimiz değil. Ülkede demokrasinin nefes boruları da daralıyor.

•••

Mete Akyol’un gazeteciliğe başladığı yıllarda da benzeri bir iktidar vardı. Seçimle gelmiş, sonra da demokrasiye karşı her türlü ihaneti yapmıştı Demokrat Parti. Akyol meslekten ve hayattan ayrılırken onun gazeteciliğinin ilk günlerindekinden de beter bir ortam var.

Mete Akyol 1935’e Ordu’da doğdu. Ortaokulu Kayseri Talas Amerikan Kolejinde liseyi de Tarsus Amerikan Kolejinde bitirip Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.

1953’de Hürriyet gazetesinin Tarsus muhabiri olarak mesleğe adımını attı.

1959’dan itibaren Milliyet, Öncü, Hürriyet, Dünya, Günaydın ve Sabah gazetelerinde çalıştı. İki gazetenin onun hayatında çok önemli yeri vardır:

Milliyet ve Sabah!

Abdi İpekçi’nin “gazetesi” olarak bilindiği yıllarda Milliyet’in çok parlak bir röportaj yazarıydı. Haftanın üç-dört günü onun haber-röportajları Milliyet’in birinci sayfasında mutlaka yer alırdı. Mete Ağabey köşe yazarı olmadan köşe yazarlarından daha fazla tanınan, bilinen, izlenen bir röportajcı idi…

Onun ayrılmasından sonraki yıllarda bile Milliyet içinde hep o örnek gösterilirdi. Kalemi güçlü genç muhabirlerin köşe yazarı olma istekleri karşısında, gazetenin büyükleri “Ne yapacaksın köşe yazarı olup da?” derlerdi:
-Mete Akyol gibi röportajlar yap getir, birinci sayfada yerin hazır!

Bu yüzden Mete Akyol bir gazetecilik modeli olarak Milliyet’te manevi varlığını hep sürdürdü.

Sabah gazetesinin yeri ise Milliyet’in tam tersi pozisyondaydı. Sabah gazetesinin kıdemli bir köşe yazarı olarak bir sabah odasına çıkmak için gazeteden girdiğinde otomatik turnike açılmadı. Kimlik kartını bir daha elektronik göze okuttu, yine turnike açılmadı. Gazete güvenlik memurları idareyi arayıp durumu bildirdiler. Telefondan aldığı bilgi karşısında genç güvenlikçinin yüzü kıpkırmızı oldu:

-Mete Bey iş akdinizin feshedildi bildirildi!

O tarihte (1994) Mete Akyol meslekteki 40. yılını geride bırakmıştı. Güvenlikçi çocuktan başka Sabah’ta hiç kimsenin yüzü kızarmadı!

Gazetecilik işte o zamanlarda katledilmeye başlamıştı. İktidar baskısı falan değildi söz konusu olan içten bir çürümeyi işaret ediyordu Mete Akyol’a yapılan. Sonrası malum; Sabah bir devlet bankasına sahip olma hırsıyla birlikte battı.

Sabah’ın gazetecilik tarzı ne mesleğe ne de sahip ve yöneticilerine iyi olan hiçbir şey kazandırmadı. Çok paraları ve çok hapis cezaları oldu. İtibarları da dahil hiçbir şeyleri kalmadı.

Ama Mete Akyol gazeteciliği devam etti.

2015’te Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, tutuklanıp Silivri’ye konulunca Mete Akyol, bir sandalye alıp cezaevinin önünde tek başına “Umut Nöbetine” başladı. Sonra bütün gazeteciler onu örnek aldılar. Mete Akyol yine gazeteciliğini konuşturdu, genç gazetecilere ne yapılması gerektiğini gösterdi. Gençler de onu gördüler. 2015 Yılı Metin Göktepe Gazetecilik Ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Mete Akyol’a verildi.

•••

Bugün 7 Kasım 2016. Bir başka Milliyet kökenli değerli gazeteci Halit Ayaroğlu’nun 10. ölüm yıldönümü. 40 yıl süresince Almanya/Hannover’de Milliyet temsilcisi olarak görev yapan Halit Ayaroğlu akciğerlerine musallat olan kansere yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Halit sadece gazetecilik yaparak yaşadı. Bu yüzden Alman makamlarıyla başı hep derde girdi. Ama hiç mahkûm olmadı. Hem sağlam habercilik geleneğinden olması hem de gazeteciliğin temas ve mesafe mesleği olarak görüp uygulaması sayesinde hapislere düşmedi. Tabii bir de yaşadığı ülkenin demokratik iklimini de hesaba katmak gerek.

Gazeteciler birbiri ardına hayata veda ederken, seri tutuklamalar ile gazetecilik de mezarlığa doğru sürükleniyor. Bir başka anlatımla hem gazeteciler, hem de gazetecilik ölüyor, öldürülüyor!

Mete Akyol’un son yazısından bir alıntıyla bitirelim. Genel yayın yönetmeni olduğu Bütün Dünya dergisinde gazeteciliğine devam eden Mete Ağabey, Kasım 2016 tarihli derginin başyazısında, Atatürk’ten alıntı yaparak diyor ki:

-Birinci vazifemiz bağımsızlık ve cumhuriyetimizi korumak ve savunmaktır!

Yani, direneceğiz!