Gazeteciye izin yok gazeteci katiline var!
Bülent Mumay Bülent Mumay

Türkiye’de adalet duygusuna inanmak her geçen gün daha güç hale geliyor. Oysa birlikte yan yana yaşayabilmek için ihtiyacımız olan tek şey, iyi ve adil işleyen bir hukuk. Dünyanın en iyi anayasasını hazırlasanız bile adaleti hayata geçirememek, sizi bir hukuk devleti yapmıyor.

Geçen hafta yaşanan bir örnek, Türkiye’nin hukuk devleti çizgisinden ne kadar uzaklaştığını bir kez ortaya koydu. Haklarında somut tek bir iddia olmadan cezaevine atılan meslektaşlarımızı, Basın Konseyi üyeleri ziyaret etmek istedi. Mesleğimizi temsil eden Konsey, henüz iddianameleri bile hazırlanmayan gazetecilerin sorunlarını dinlemek istiyordu.

Yüce devletimiz, bu buluşmayı pek tehlikeli buldu. Basın Konseyi’nin gazetecilerle buluşması, belli ki devletimizin âli menfaatlerine zarar verecekti. Konsey üyeleri kapıdan çevrildi. Gazetecilerin gazetecilerle görüşmesine izin vermeyen devletimiz ne yaptı dersiniz? Gazeteci katilinin, mafya liderini cezaevinde ziyaret etmesine izin verdi! Efsane meslek büyüğümüz Abdi İpekçi’yi katleden Mehmet Ali Ağca, -elbette devletimizin izniyle- cezaevinde çete reisi Alaattin Çakıcı ile görüştü!

Ama hata Basın Konseyi üyelerinde. Sicilinizde bir cinayet, bir papa suikast girişimi falan yoksa ne diye Silivri kapısına dayanıyorsunuz?

***

“Yeni Türkiye için evet” mi? Biz oraya gelmemiş miydik?

AKP, 15 Temmuz darbesinde hainlerin kurşunlarıyla can veren reklamcı Erol Olçak’ın eksikliğini fazlasıyla hissetmeye başladı. “Evet” için başlatılan viral videolu kampanyanın kamuoyunda alerji yaratarak “Hayır” cephesini güçlendirmesi, ilk stratejik hataydı. Önceki gün Numan Kurtulmuş’un açıkladığı kampanya sloganı ise merhum reklamcının yokluğunu daha net ortaya koydu. Bu sloganın Bakanlar Kurulu’ndan sonra açıklanması ayrı bir garabet. İcraya dair meselelerin konuşulması gereken yerde parti propagandası tartışılıyormuş. Çoktan parti devleti olmuşuz demek ki...

Neyse, biz slogana geçelim. “Yeni Türkiye için evet” sloganıyla oy isteyecekmiş AKP. Bir dakika, biz zaten çoktan yeni Türkiye olmamış mıydık? Güçleri tek elde toplamak dışında, yeni bir vaat yaratamayınca gayet eskiyen “yeni Türkiye” kavramına sarılmak biraz ayıp olmuyor mu? Yok mu heybede “yeni” bir şey?

***

II. Abdülhamit’i de sattılar matmazel...

Neo-Osmanlı hayalleriyle tabanını gazlayan AKP, kendi icraatlarını savunmak için gerektiğinde Osmanlı’yı bile satıyor... Son örneği mi? Türkiye Varlık Fonu tartışması... Partizanlıktan gözü kör olmamış tüm iktisatçıların eleştirdiği Fon’u, özellikle CHP’liler Osmanlı dönemindeki Düyun-u Umumiye’ye benzetti. Osmanlı’nın dış borçlarını denetleyen kuruma yani. Toplumun bütün kesimlerinde olumsuz bir algısı olan Düyun-u Umumiye ile yapılan karşılaştırma, hükümeti rahatsız etmiş görünüyor. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, önceki günkü kabine toplantısı sonrası eleştirilere yanıt verirken, II. Abdülhamit’in attığı bu adımı “gayri milli” olarak niteledi:

“Varlık Fonu milli bir oluşumdur. Düyun-u Umumiye ise ekonominin gayri milli olmasını sağlayacak bir amaçla atılmış adımdır. Yanlış, yersiz ve alakasız bir benzetmedir.”

AKP’ye gelmeden önce Erdoğan ve ekibi için “Harun olmaya geldiler, Karun oldular” diyen Kurtulmuş’un kaderinde, II. Abdülhamit’in icraatlarını da “gayrı milli” ilan etmek de varmış.
İktidar, sen nelere kadirsin.

***

Bu adamı kınamayan ‘milli irade’yi unutsun

Ankara’nın “parselci” başkanını biliyorsunuz. Kağıt üzerinde oğlunun yönettiği Beyaz TV adlı kanalda, çok büyük bir terbiyesizliğe imza atıldı. “Hayatta her şey var” adlı programa katılan ilahiyatçı, “hayır” oyu verecekleri şeytana benzetti. Devlet büyüklerimiz “hayır”cıları teröristlerle aynı kefeye koyunca, televizyona çıkan din bezirganı Vehbi Güler de, şeytanlığa layık görmüş memleketteki milyonları. Eğer zerre kadar hukuktan, demokrasiden söz edeceksek buna benzer sözler cezasız kalmamalı. Bu açıklamaları görmezden gelenler bir daha “milli irade” falan derlerse, ağızlarına en yerli kürekle vurmak caizdir. Nokta.

***

O isimler neden sessiz?

Nisan’daki referandumdan “evet” çıkması için AKP tüm güçlerini seferber etti. Sadece parti olarak değil. Devletin bütün olanaklarını da... 3 aylığına vergi indirimleri, kârlı devlet işletmelerini Saray’a kamu denetimi olmaksızın bağlamalar. Valiler, rektörler ağzından “Evet” çağrıları.. Her şey tam gaz. Bütün bunlar büyük bir “organize biat” içinde olurken, AKP’yi AKP yapan isimlerin sessizliği size de tuhaf gelmiyor mu? Abdullah Gül’den Davutoğlu’na, Bülent Arınç’tan Hüseyin Çelik’e kadar birçok ağır topun “Hayır” diye bayrak açmasını beklemiyoruz elbette. Ama “evet”in kıyısından geçen tek bir söz etmemiş olmaları? Daha seçimlere çok var... Ama yine de Saray’a selam çakmak için pozisyon bildirmekte gecikmeleri, tek kelime ile enteresan...