Gazeteler küçülürken…
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Biliyorsunuz, “anaakım medya” içinde yer alan günlük gazetelerin çoğu, 15 Ekim’de boyutlarını küçülttüler. Yarım yüzyıldır alışık olduğumuz boyuttaki gazeteler, enden üç santim kısaldılar. Radikal gibi tabloid yayınlar ise etek boylarını aynı ölçüde kısaltarak, handiyse “tombul gazete”ye dönüştüler. Bu “çılgın” girişim, “alıntı yasağı”nın ardından, büyük gazetelerin ikinci ortak eylemi oldu.

     Gazetelerimizin yeni boyutları, bana Demokrat Parti’nin muhalif basına ağır ekonomik ve siyasal baskılar uyguladığı “27 Mayıs” öncesini anımsattı. O yıllarda Adnan Menderes Hükümeti, çizgisini beğenmediği gazetelerin SEKA’dan “tahsisli” ucuz kâğıt almasını engelleyince, bu yayınlar piyasada hangi tür ve boyutta kâğıt bulurlarsa ona basılmaya başladılar. O yüzden kimi gazetelerin geleneksel / ölçünlü boyutları birdenbire değişti. Sözgelimi, CHP’nin sahibi olduğu Ulus gazetesinin, uygun ölçülerde kâğıt bulunamadığı için, şimdiki gazeteler gibi yandan tıraşlı çıktığı günleri anımsıyorum. AKP’nin örnek aldığı Adnan Menderes demokrasisinde, kasap kâğıdına basılan muhalif yayınlar bile vardı!

     Şimdi gelelim bugünkü duruma. AKP Hükümeti’nin de medya patronları üzerindeki çok yönlü baskısı biliniyor. Ama gazetelerin apar topar boyut değişikliğine gitmelerinin bu baskılarla ilgisi yok. Gazete patronları, salt “kâğıttan tasarruf” amacıyla aldılar bu kararı. Yaptıkları şey, bir bakıma “malzemeden çalmak”! Oysa bunun için boylarını küçültmeleri gerekmezdi. Her gün vermekte oldukları bir sürü ıvır zıvır ekten vazgeçselerdi, hem daha yararlı, hem daha anlamlı bir iş yapmış olurlardı.

     Cumhuriyet gazetesinden, yeni uygulama konusunda 16 Ekim’de şu açıklama geldi:

 

     “Gazetemizin basıldığı matbaalarda yapılan teknik değişiklikler bizim de sütun ölçülerimizi yeniden düzenlememizi zorunlu kıldı.”

      Açıklama hiç inandırıcı değil, gerçek durumu yansıtmıyor. Ne hikmetse, İstanbul’daki bütün basımevleri aynı anda “teknik değişiklik” yapma gereğini duymuş ve gazeteler bir gecede kendiliğinden küçülüvermiş! Hem bu açıklamada “neden-sonuç ilişkisi” de tersten kurulmuş. “Yeniden düzenlenen”, söylendiği gibi, gazetelerin “sütun ölçüsü” değil, sayfa boyutu! Sayfalar küçüldüğü için, sütunlar da doğal olarak daralmış durumda...

       Bir de şu var: Gazeteler, hükümetin ya da yerel yönetimlerin beğenmediği işlerini eleştirirken, ikide bir, “Kime sordunuz? Halkın görüşünü aldınız mı?” diye diklenmeyi pek sever. İyi de, gazete patronları, kendi kurumlarında böyle köklü değişiklikler yaparken okurların görüşünü alıyor mu? Hani, gazetelerin gerçek sahipleri okurlar değil miydi? Öyleyse, siz bu tür kararları alırken neden okurlarınıza danışmıyorsunuz? Bedavadan okur dalkavukluğu yapmak kolay! Ama kendinizle ilgili her konuda okuru yok sayıyor, kararı tek başınıza veriyorsunuz. İşte bir başka ikiyüzlülük örneği!

       Ayrıntı sayılabilir ama, bir noktaya daha değinmeliyim: Gazetelerin boyutlarını küçültme kararı alınırken “zamanlama”ya da özen gösterilmemiş. İşin teknik özellikleri ve sağlıklı uygulama koşulları göz ardı edilmiş. Sözgelimi, gazetelerin koleksiyonlarını yapan kurumlar vardır. Gazeteler arşive genellikle yıllık ciltler halinde kaldırılır. Bu gazetelerin 2012 yılı ciltlerini kütüphanelerde inceleyenler, yılın son iki buçuk aylık dönemindeki sayıların öncekilerden kısa olduğunu ve cilt içinde sırıttığını görünce mutlaka çok şaşıracaklardır. İşin özünü öğrendiklerinde ise, günümüz gazete yöneticilerinin “standart” ve “estetik” bilgisinden ne denli yoksun olduklarını anlayacaklardır.

     Savaş yıllarında yaşamıyoruz, bu uygulama için en azından yıl sonu beklenemez miydi?

    * * ***************************************

   soL’dan bir haber çözümlemesi

     8 Kasım 2012 günlü soL gazetesinin 5. sayfasında yer alan “Şirketlere baskın, gazetecilere dayak!” başlıklı haberi okuyunca şaşırmadım desem yalan olur. Başlık, örtülü bir eleştiri içeriyordu. Haberde, Zonguldak’ta kaçak kömür sattığı öne sürülen Demir Madencilik Şirketi’ne, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi’ne bağlı polislerce baskın yapıldığı belirtildikten sonra, “Operasyonu takip eden diğer gazeteciler ise, Zonguldak’ın Gelik bölgesinde saldırıya uğradı” deniyordu. Önce şu “diğer” sözcüğünün haberdeki yerini ve işlevini anlayamadım. Bir karşılaştırma yapılabilmesi için, orada başka bir grup gazetecinin de olması gerekmez mi? Ayrıca, gazetecilere kimin saldırdığı belli değil. Şirket görevlileri olmasın? Haber, bu yanıyla çok sorunlu...

     Ama asıl eleştirmek istediğim, haberin veriliş biçimi. “Hayata soldan bakan” bir gazetenin, söz konusu yolsuzluk ve kaçakçılık olayını çok daha farklı bir yorumla işlemesi gerekirdi. Çünkü Demir Şirketler Grubu, Zonguldak’ta herkesin adını korkuyla andığı bir garip ticari işletmedir. Sahiplerinin çeşitli sektörlerin yanı sıra, medyada da azımsanmayacak bir ağırlığı vardır. Temmuz ayında, Sivas cankırımının yıldönümünde konuşmacı olarak Zonguldak’a gittiğimde, herkesin bu şirketten yakındığını gördüm. Konuştuğum insanlar, kerameti kendinden menkul bu grubun AKP iktidarında çok palazlandığını, kollarının ahtapot gibi her yana uzandığını söylüyordu. Bunu ben de gözlemledim. Kaldığım otelin penceresinden sabahleyin dışarıyı izlerken, Deniz Kulübü’nün önündeki güzelim koyun, iş makineleriyle doldurulduğunu gördüm. Tepkiyle karşıladığım bu durumu araştırdığımda, karşıma yine Demir Şirketler Grubu çıktı... Nitekim, 22 Ekim 2012 günlü soL Portal’da çıkan şu haber de benim bilgilerimi doğruluyor:

 

     “Demir Şirketler Grubu’na ait Zonguldak’taki çeşitli işyerlerinde yasaların açıkça çiğnenmiş olmasına rağmen yetkili kurumların buna karşı herhangi bir işlemde bulunmadığı iddia edilmekte.

 

      ‘Halkın Sesi’ gazetesinin haberine göre, Zonguldak’ın tek yerel televizyonu ve aynı medya kuruluşuna bağlı 2 gazete ve bir radyonun elinde bulunduğu Demir Şirketler Grubu’na ait işyerlerinde yasalar delik deşik edildi. Daha önce yapılmış olan haberlere rağmen Zonguldak Valiliği’nin, olayları yalanlamadığı ve yasal müdahale yapmadığı öğrenildi. Milli Emlak Müdürlüğü’ne ait Deniz Kulübü’nü kiralayan Demir Şirketler Gurubu, sözleşmeye aykırı olarak, SİT alanı olan bölgede Koruma Kurulu’ndan izin almadan tonlarca hafriyatla denize dolgu yaptı, ağaçları kesti, doğa harikası koyun doğal yatağını değiştirdi, beton duvarlar çekti, mevcut binada kapı pencere değiştirme bahanesiyle sadece kirişleri kalıncaya kadar yıktı. Deniz Kulübü’ndeki doğa katliamı devam ederken, ‘Halkın Sesi’nin yaptığı haberlere rağmen ilgili daire müdürlükleri ve Zonguldak Belediyesi seyirci kaldı.”

      Haberin devamında, Demir Şirketler Grubu’nun başka marifetleri de anlatılıyor. soL Portal’ın, “Neden kimse dokunamıyor?” diye haklı olarak eleştirdiği şaibeli şirkete polisin baskın yapması bizi neden rahatsız etsin? soL gazetesinden beklenen, bu baskından hareketle, olayın üzerine daha fazla gitmesi ve adı geçen şirketin kirli ilişkiler ağını araştırıp kamuoyuna açıklamasıdır. Üstelik soL Portal’da iki hafta önce yayımlanan böyle bir haber ortada dururken bunu başarmak çok da güç olmasa gerek...