Geçen yıl bu zamanlar: “Nazi” ile “yeni yaklaşım”lar
Bülent Mumay Bülent Mumay

Ferdi Tayfur’un meşhur ettiği şarkıdan apartma başlığımız… AKP’nin referandum mitinglerine izin vermeyen Almanya’nın Nazi ilan edildiği günler… Merkel’e photoshop’la Hitler bıyığı yapmayan gazetenin, Erdoğan’ın uçağına davet edilmediği “Geçen Yıl Bu Zamanlar.”

Yavuz medyasının amiral gemisi Sabah’ın manşetlerini, Erdoğan’ın şu sözleri süslüyordu: “Bunlar Faşist Nazi Kalıntısı”, Ey Merkel Sana Yazıklar Olsun.”
Aynı gazetede dün çıkan bir başlık: “Türk-Alman İlişkilerinde Yeni Dönem.” Başlıktaki ifadeyi müjdeleyen, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ydu. Yeni dönemin nasıl başladığını da şöyle tanımlıyordu: “Zorlu bir yıl geride kaldı. Yeni yaklaşımlar geliştirmenin zamanıdır.” Başlıktaki şarkının bir dizesiyle bitirelim yazıyı: “Ne de haklıymış meğer, aşk uğruna yalanlar…”

gecen-yil-bu-zamanlar-nazi-ile-yeni-yaklasim-lar-410511-1.

Haber verirken yeni soru işareti yaratmak

Gazetelerde, “Yeni Türkiye” ile birlikte patlayan bir haber türü var… Falanca devlet büyüğü, kendisine hakaret eden gazeteciyi, siyasetçiyi ya da vatandaşı şu kadar hapse mahkûm ettirdi diye. Haberlerin girişinden, sonuna kadar neredeyse aynı kalıp var: “Devlet büyüğü X, Y adlı kişiyi bir yazısında kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle Z zaman dilimi kadar hapse çarptırdı.”

Yalnız okurun haberi yorumlayabilmesi, verilen cezanın orantılı olup olmadığını değerlendirmesi ve elbette tam olarak bilgi sahibi olabilmesi için en önemli bilgi hep saklanıyor. İyi de Y kişisi, X hakkında ne yazmış? Sarf ettiği hangi sözler hakaretten sayılmış? Sanat ya da magazin figürleri arasındaki davalarda, suç unsuru sayılan sözleri tekrarlamaktan çekinmeyen basınımız, siyasi meselelerde niye bu kadar hassas?

Son olarak yazarımız Ayşenur Arslan’ın Erdoğan tarafından mahkûm edilmesine ilişkin haberde aynı sıkıntı vardı. İki yıl önceki programı izlemeyen hiç kimse, Arslan’ınhangi sözlerinin hakaret sayıldığını bilmiyor.

Eski Türkiye’de Mesut Yılmaz’ın Cavit Çağlar’a neden dava açtığını gazetelerin ”Yavşak”lı manşetlerden öğreniyorduk mesela. Ya da Emin Çölaşan’ın “İ. Melih” dediği için mahkûm edildiğini de gayet rahat okuyabiliyorduk.

Yeni Türkiye’nin gazeteleri “suç”u tekrarlayıp ceza almaktan çekiniyorlarsa bile en azından meselenin ana fikrini verseler? Yoksa sorulara cevap olması gereken haberleri verirken okurun kafasında yeni soru işaretleri yaratıyoruz...

gecen-yil-bu-zamanlar-nazi-ile-yeni-yaklasim-lar-410512-1.

Hepsi gitti, o kalıyor mu?

Kaşıkla verdiğini kepçeyle almak konusunda devletimiz pek mahirdir. Mesele para olunca da, özgürlükler olunca da bu mahareti hiç şaşmaz devletimizin. Üç beş kuruşluk maaş zammını, yeni birkaç vergi, birkaç fiyat “güncellemesi” takip eder. Birkaç iyi haberin sonu da hep felakettir bu topraklarda. Hevesi kursakta bırakma cumhuriyetidir burası.

On binlerce insanımızı hayattan koparan, hem bugünümüzü hem de geleceğimizi karartan Kürt sorununda da böyle olmadı mı? AKP iktidarının en hayırlı icraatlarından biri olan “çözüm süreci”nin de akıbeti, geçmişte yaşananlardan farksızdı. Saray, sebebi hâlâ olarak bilinmeyen bir nedenle masayı devirince, sorunun çözümü için atılmış adımların tümü bir bir geri alındı.

Dünkü Habertürk’ten öğreniyoruz ki, süreçten geriye kalan “Sessiz Devrim Türkiye” adlı kitap da tarihe gömülmüş. “Çözüm süreci”nin bir parçası olarak, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından hazırlanan kitap, müsteşarlığın sitesinden kaldırılmış. Kürtçe, Arapça ve İngilizce versiyonları da olan www.sessizdevrim.org.tr uzantılı internet sitesi de kapatılmış.

Mesele sadece kitabın ortadan kalkması değil elbette. Kitapta anlatılan tüm demokratik adımlar uçtu gitti. Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri öncesinde özellikle Güneydoğu’daki mitinglerde gösterdiği Kürtçe Kuran meselesi ne oldu acaba? İnsan düşünmeden edemiyor, acaba o da çözüm sürecinin kurbanı mı oldu…

Mis gibi ileri demokrasi var yer misin?

AKP’de şaibeli ihaleleriyle bilinen belediye başkanlarının, aniden “metal yorgunu” ilan edilip istifa ettirilmelerinin üzerinden çok geçmedi. Verdikleri milyarlarca liralık ihaleler iptal edilen, bürokratları bir bir görevden alınan “yorgun”lar hakkında tek bir soruşturma açılmamışken, akçeli meselelerden dolayı CHP’li başkanların bir bir görevden alınması hakikaten tam bir “ileri demokrasi” hamlesi.

gecen-yil-bu-zamanlar-nazi-ile-yeni-yaklasim-lar-410513-1.

Mehmet Barlas’a da KHK ile dokunulmazlık mı geldi?

En ufak bir eleştirinin vatana ihanet sayıldığı, her türlü muhalefetin teröristlikle eş tutulduğu bir memlekette yaşıyoruz. Bu “ihanet”lere, “gazetecilik değil, teröre destek” denen yayınlara göz açtırmayan yargımız, devletimize yapılan büyük bir “hakaret”i görmezden geldi nedense.

Hani ilk birkaç gün yargının elindeki dava yükünden dolayı sıra gelmemiştir diye düşündüm ama arada kaynamasın diye hatırlatma gereği duydum. Hükümetin en büyük destekçisi Sabah Gazetesi’nin başyazarı, devletimizin terör örgütlerine destek verdiğini yazdı. Mehmet Barlas’ın “Suriye’de muhalif gruplar diye terör örgütlerinde destek verdik” sözlerinden sonra başlatılmış bir inceleme bile yok. Twitter’da hakaret avına çıkan Erdoğan’ın avukatları da, o dönemki politikaların mimarlarından biri olan Davutoğlu da üzerine alınıp suç duyurusunda bulunmadı. Roboski katliamında can verenlerin cenazesindeki kareleri “CHP’lilen terörist cenazesinde” diye yayan Aktrollerden de tık yok. Hayırdır, nedir bu sessizlik?

696 numaralı KHK’de, 15 Temmuz sonrası sivillere verilen dokunulmazlık gibi Barlas’a da “günah işleme özgürlüğü” tanındı da bizim haberimiz mi yok?