Anasayfa ÖZEL Geçmişi de geleceği de birlikte değerlendirmeliyiz

Geçmişi de geleceği de birlikte değerlendirmeliyiz

Kuşların Kanat Sesleri isimli romanını geçen günlerde yayımlayan Öz romanı için, “Son yirmi yılı anlatıyor. İnsanlar acılar çektiler, mutlu oldular, mutsuz oldular. O günlerin hikâyesidir bu roman” diyor

Yazarımız Güray Öz geçtiğimiz günlerde Bilim ve Sanat Yayınları etiketiyle son romanı Kuşların Kanat Sesleri’ni yayımladı. Öz’le romanı ve gazeteciliği konuştuk.

Roman fikri nereden çıktı? Ne kadar süredir üzerinde çalışıyorsunuz?

Roman üzerinde aşağı yukarı iki yıldır çalışıyorum. Her üç Türk’ten dördü şairdir derler ya, yeri yurdu milliyeti bir yana, her insan şiir yazar ya da yazmak ister, Yazı yazmayı  biraz bilenler de eninde sonunda roman yazmak ister ya da denerler. Benim bu klişeye ek olarak kendimce bir nedenim daha vardı. Ben geçmiş dönemlerin sözlü tarih belgeleriyle aydınlatılabileceğine pek inanmıyorum. Kuşkusuz insanlar, o dönemleri yaşayanlar anılarını yazacaklar, içtenlikle o dönemlerin ayınlatılması için çaba gösterecekler, Ama o insanların, ben de dahil, objektif olabileceklerine inanamıyorum. İnsan kendini yaptıklarını hep güzelleştiriyor. Bu da sözlü tarih denilen türün belge olma özelliğini zayıflatıyor. O nedenle ben geçmişi anlatacaksam o dönemin halet-i ruhiyesini, ortamını anlatmayı kuşkusuz bir kurgu içinde, daha doğru buldum. İnsanların tek tek ne yaptıkları pek de önemli olmayabilir. Kuşkusuz olmalı, olacaktır da zaten sözlü tarih. Ama o dönemin havasını tek tek anılardan çıkartmak zordur, anlayamayız. Roman bu durum için en uygun tarzdı. Bunun için tercih ettim. Bu zaten bir dönem romanı. Sözlü tarih değil, yazılı iç dökme…

• Bundan sonra da roman yazmayı sürdürecek misiniz?

Bir roman daha yazmaya başladım. Ama bitirebilir miyim, nasıl yazarım ne yazarım, onu bilmiyorum. Bu romanı yazmaya da o bildiğiniz parkta karar verdim, akşam karanlığında dolaştım, kimseler yoktu. o günler üstüme hücum etti, eve gittim bir acele ve yazmaya başladım…

• “Kuşların Kanat Sesleri” romanı ne tür bir roman, nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir dönem romanı. Geçmişi, belki de geçmemiştir, o dönemi anlatıyor, yaşadığımız son yirmi yılı anlatıyor. İnsanlar acılar çektiler, yaşadılar mutlu oldular mutsuz oldular. hala da öyleler. O günlerin hikayesidir bu roman.

• Sanki Sosyalist blokun dağılmasından sonra yaşanan travmalar üzerine biraz da roman…

Evet, tabi ama yalnızca o değil, o da var. Sosyalist dünyanın yıkılışı bu romanın konusu denebilir mi bilmiyorum, sonuçları belki. Ama yıkılışın, çözülüşün bir analizi değil. O konu çok derinlemesine eleştiri olarak ele alınmıyor bu romanda. Sadece yarattığı travma ve sonuçları ele alınıyor. Yanlış anlaşılmasın bu bir tarihi roman değil. Ama politik bir roman. İnsanların duyguları, yaşadıkları var içinde. Burada bir de denizle çöl çatışması var. O da dünyanın başına gelen en büyük felakettir. Aşk var mı tabii ki var. Aşksız roman olur mu? Çünkü hayat varsa aşk da vardır. başka türlü yani aşksız hiç bir şey yürümez.

İlginizi çekebilir:  İnsan nereye kadar direnebilir sözcüklerle?

• Hesaplaşmalar, çölle denizin savaşı gibi konular ya da çelişkiler var romanda. Çözümlenebilir bir sorun mu çölle denizi savaşı?

Çölle denizin savaşı eşit bir savaş değil. Deniz insanın hayat bulduğu büyük coğrafyadır, orada deniz  tıpkı hayat gibidir, kimi zaman hoyrat, kimi zaman sakin ve ama dehşetli büyük. Orada öylece duruyor, sabırla kimi zaman öfkelenerek bekliyor. Çöl ise ortalığı yakıp yıkarak insanlığı ölüme doğru sürüyor Romanda bu konu başka bir açıdan ele alındı. Bahsettiğiniz konu ise ancak ve bir ihtimal düzenin ve yetmez insanlığın anlayışının değişmesi ile mümkün. Ayrıca bu sorun bekleyebilir bir sorun da değil. Karşı karşıya olduğumuz öyle problemler var ki biz o problemleri atlayıp “Onlar dursun da şimdi öteki ana sorunu çözelim, sonra döner onlara bakarız” diyemiyoruz. Mesela şimdi bu karşı karşıya kaldığımız çöl deniz problemi beklemez. Onun için insanlar ellerinden ne gelirse yapmak zorundalar. Yapmazlarsa, başka hiç bir şey yapamayacaklar.

• “Geçmişle hesaplaşmayan geleceği kuramaz” sözü üzerinden de ilerliyor roman. Geçmişin önemi sizin için nedir? 

Yani geçmişte olup biteni değerlendirmezsek, onun hakkında konuşmazsak kendi aramızda ne olup bittiğini anlamaya çalışmazsak, gelecekle ilgili sorunları çözemeyiz. Bu aslında çok klişe bir laf. Her yerde duyarız bu sözü. Belki biraz açmak lazım. Geçmişle hesaplaşmaktan benim kastım, insanların “Aa biz şunu yapmıştık yanlış yapmışız, bunu yaptık doğru yapmışız” demeleri değil. Biz genel olarak geçmişten bugüne gelen şeyleri daha önceki dönemlerden gelen bilgi birikimleri ile birlikte değerlendirmek zorundayız. Bunu yapabilirsek, ondan sonrası için  ayrıntıya takılmadan, konulara teknik bakmadan bir takım sonuçlar çıkarabiliriz. Bütün korkum, ki benim yazdıklarım  öyle anlaşılırsa da üzülürüm, burada bir takım teknik hatalar yapıldı, o hataları yapmayalım ondan sonra işler düzgün gider gibi bir mantıkla yaklaşılması. Romanın amacı bu değil. Genel olarak geçmişe bakmamız lazım, daha önceki dönemlere geçmişin de geçmişine doğru bakmak daha önemlisi görmek gerek. Dünyanın nereye doğru, nasıl gittiğini anlamaya çalışmamız lazım. O arada bizim elimizde gerçekten çok büyük ipuçları var. O ipuçlarına sık sık dönmek işi yarayabilir. Şimdilerde büyük anlatılarla dalga geçme  modası var, aptalcadır.“Marx bulunduğu çağı da anlayamamıştı, zaten ondan sonrasını da anlamadı” gibi  Bu aptallığın yanıtlanması,  gençlerin bu konformist alışkanlıklardan kurtarılması gereklidir. Geçmişe bakmak o açıdan çok önemlidir. Öyle bir muhasebe geçmişi, bugünü ve yarını birlikte değerlendiren bir yaklaşım gerekli bize. Ama teknik bir muhasebe değil. Ahmet Efendi şöyle yapmasaydı bu böyle olmazdı, o  yüzden Ahmet Efendi’nin yaptığını tekrarlamayalım türünden bir hesaplaşma değil.

• Romanı okurken arada bir umutsuzluğa kapılır gibi oluyor insan. Sizce hala umut var mı?

Umut tabii var, umutsuz insan umutsuz roman mı olur. Olur belki de bende olmaz. Umutsuz hayat olmaz çünkü. Romanda umudu, hissedecek, sezecek, görecek okurlar zaten. Roman zaten bütün bir şeyin içinden geçerek umuda doğru yürüyor götürüyor insanı. Oraya yönlendirmeye çalışıyor.

Bölümlerin başlarında alıntılar var. Neden önemliler?

Evet, Proust’tan alıntılar var. Birincisi ben Proust’u çok severim. İkincisi o alıntılar tümüyle o bölümle alakalı alıntılardır. Okuru bir tür bölümün içerisine yönlendirmek, girebilmesini, düşünmesini sağlamak için kondu. Ama dediğim gibi asıl neden ben Proust’u çok severim.

İlginizi çekebilir:  Anadolu'nun kayıp ezgileri Müzik Köyü'nde yeniden hayat buluyor

Editör notları da epeyce ilginçti romanda…

Romanda birtakım şifreler var, demiştim. Okurların bu şifreleri ve işlevlerini çözeceğini düşünüyorum ben. Çok kolay şifreler bunlar. Burada bir editör var dediğiniz gibi. Ben de romanın kahramanlarından birisiyim, Güray diye saklamadan yazdım kendimi. Ama onlar, bütün romanı belli yerlere sevk edebilmek, belli açılar verebilmek için. Romanın bir yazarı var biliyorsunuz. O yazar benden bağımsız gibi duruyor, ama aslında o yazar benim içimde. Okurlar merak ediyorlar, “Yazar gerçekten sen misin? Yoksa başkası mı yazdı bu romanı?” diye soranlar var. Hayır başkası yazmadı, ama o editör de yazar da benim içime gizlenmiş. Benim içimde öyle her şeye burnunu sokan bir editör var. Onunla sürekli kavga halindeyiz.. Çünkü zaman zaman, okurlar da görecekler, yanlış anlaşılmaya uygun durumlar var diye düşünebilirler. Editör de onları doğrultmak, yani yanlış anlaşılmayı önlemek gibi bir görev icat etmiş kendine.. Dediğim gibi romanın gizli kahramanlarından birisi editördür. Onun dışında yazar var. Yazarın içinde yazar ya da benim içimde yazar var.

Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili mahkumiyet kararından sonra siz “Neyse ki romanımı tamamladım” demiştiniz.

Biliyorsunuz biz mahkum olduk, istinaf mahkemesi de onayladı. Yani bize eksik olmuş, biraz daha yatmanız lazım dediler. Şimdi beklemedeyiz. Avukatlarımız bütün hukuk yollarını deniyorlar. O karar çıktığında romana son noktayı koymak üzereydim, yetişir mi diye telaşlanmıştım. Neyse ki yetişti.

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,919AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Arzu Çerkezoğlu: Halkın iradesine saygı göstermeyenler kaybetti

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 23 Haziran seçimlerine ilişkin yazılı açıklama yayımlayarak...

Diyarbakır’da silahlı kavga: 1 ölü, 1 yaralı

Diyarbakır'da, borç- alacak nedeniyle husumetli iki grup arasında, iş merkezinde silahlı kavga çıktı....

Denizli’de ahır yangını: Çok sayıda hayvan yaşamını yitirdi

Denizli'nin Pamukkale ilçesindeki ahırda çıkan yangında, 1 inek, 1 buzağı, 1 keçi, 4...

AKP Sözcüsü Çelik: İmamoğlu’nu tebrik ederiz

AKP Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası açıklamalarda bulundu. Çelik, "Son seçimlerde sonuç...

Boğaziçi Köprüsü’nde intihar

Kimliği belirlenemeyen bir kişi, Boğaziçi Köprüsü'nden denize atlayarak yaşamına son verdi. Yapılan...

İktidar yenilginin faturasını Kaftancıoğlu’na kesmek istiyor

CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu, 6 yıl önce yaptığı bazı...

Türkiye en fazla haber okuyan üçüncü ülke

En fazla haber takip eden ülkeler belirlendi. Buna göre en fazla haber...

Yeni askerlik sistemi yasalaştı

Yeni askerlik sistemine ilişkin düzenleme TBMM Genel Kurulu'nda 335 oyla kabul edilerek...

Genç kadın, metroda unutulan telefonu çalıp gitti

Mecidiyeköy metro istasyonunda bir kadın, genç bir kadının bankta unuttuğu cep telefonunu...

Fethiye’de denizin rengi sarıya döndü

Muğla’nın Fethiye ilçesinde denizin rengi sarı ve yeşile döndü. Tedirginliğe neden olan...

Sonraki haber