Gelecekten biraz önce...
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Bu yıl Cadılar Bayramı (Halloween) filmlerinde bir tuhaflık var: Çocuklardan ölesiye korkuyorlar! Gelecek ve değişim korkusundan kaynaklanan, çocuklarda sembolleşen bir korku bu… Sinema tarihindeki yüzlerce Halloween filminde -listenin başını elbette adıyla sanıyla Halloween (1978-1981) serisi çekiyor- dehşetin kaynağı çocuklar değil ‘şimdiki zaman’dır; yetişkinler, özellikle de erkekler. 2015’in Cadılar Bayramı’nı ise Hellions ve Cooties gibi, geleceğe dehşetle bakan filmler belirliyor.

Türkiye’de gösterime girmeyen bu filmlerden Hellions bir genç kızın iblis çocuklar tarafından sürüklendiği dehşeti anlatıyor. Bazı sahnelerde psikolojik dehşet yaratmayı başarmasına rağmen sonuçta türün klişe bir ‘yeni-sağcı’ örneği olan film, 31 Ekim gecesinin ne korkunç bir geleceğe gebe olduğunu şöyle anlatıyor: Başına geçirdiği çirkin yırtık çuvalla oldukça korkunç görünen bir çocuk şeker almak için elindeki torbayla kapıda beklemektedir. Cadılar Bayramı’nı evde tek başına geçiren Dora isimli genç kız çocuğa biraz şeker verip göndermeye çalışır ama sessiz çocuğun ürkütücü bir ısrarı vardır. Dora kapıyı kapatır. Bir süre sonra kapı tekrar çalar, bu sefer çuvallı çocuğun yanında başına teneke kova geçirmiş, aynı derecede korkunç bir başka çocuk bulunmaktadır. Dora ilk çocuğu tanıdığı için bu şeker ısrarına kötü tepki verir, çocukları sertçe kovar. Kapı biraz sonra tekrar çalar, çocukların sayısı üçe çıkmıştır. Başında oldukça çirkin bir aslan maskesi takan bir kız çocuğu ilk ikisiyle birlikte hiç ses çıkarmadan kapının önünde beklemektedir.

Genç kızın karşısına çıkan bu ‘çuval-teneke-arslan’ üçlüsünün ‘korkuluk-teneke adam-korkak arslan’a, ‘Dora’nın da ‘Dorothy’ye denk düştüğü, böylece Oz Büyücüsü’ne (The Wizard of Oz/1939) gönderme yapıldığı belli. Ama Oz Büyücüsü’nde Dorothy bu üçlüden yardım alarak dünyayı kötülükten kurtarıyordu, Hellions’da ise Dora bu çocuklar tarafından cehenneme sürükleniyor.

Bir ilkokulda yaşanan dehşet üzerinden korkunç bir gelecek tasarımı sunan korku-komedi filmi Cooties’deyse sadece çocukları etkileyen bir enfeksiyonun onları nasıl gözünü kan bürümüş zombilere çevirdiği anlatılıyor. Mesele şu ki, bu anlatıda net bir ‘enfeksiyondan önce-enfeksiyondan sonra’ ayrımı da yok; çocuklar zombi olmadan önce de berbatlar! Mesela zombi olmadan önce biri annesine “Fuck you mum!” deyip biri öğretmenini sertçe azarlarken, zombi olduktan sonra öğretmenlerinin bağırsaklarıyla ip atlıyorlar.

Bu filmde çocuk/gelecek korkusu öyle aşırı bir hal alıyor ki, perdeye yansıtılmamasına genellikle özen gösterilen ‘çocuk ölümü’ sahneleri bile komedi zırhına büründürülerek pornografik bir şiddetle sunuluyor. Bir oyun alanı dolusu çocuğun ateşe verildiği bir sahneyi kaç filmde görebilirsiniz ki?!

İtiraf etmeliyim ki Hollywood merkezli sinemanın bu gelecek korkusu bazen çok hoşuma gidiyor. Çünkü o korktukları geleceği aslında bizim çocuklarımız temsil ediyor. Bunun sinemasal karşılığı da var; tüm neo-liberal muhafazakarlığı ve iki yüzlü ahlakçılığıyla bu filmlerin temsilcisi olduğu gericiliğe karşı, geleceğe umutla bakan filmler. Bu yılın en ilginç filmlerinden Cop Car (Polis Arabası) mesela: Evden kaçan 10-11 yaşlarında iki oğlan çocuğu bir tarlanın kenarında terk edilmiş bir polis arabası bulur, yola onunla devam etmeye karar verirler. Arabanın sürücüsü olan şerif -uyuşturucu ticaretine bulaşmış en kirlisinden bir polis- o sırada öldürdüğü birisinin cesedini yok etmek için uğraşmaktadır. Sonrasında çocuklar kendilerini kirli yetişkinlerin kanlı dünyasında bulur. Filmin iç acıtan sahneleri de var ama, tüm çatışma ve ölümlere rağmen sonuçta çocukların tüm saflıklarıyla kirli iktidarın düzenini bozuyor olması önemli.

Daha iyisi de var: Rio favelalarında ekmeğini çöpten çıkaran bir grup çocuğun sömürgen politikacı ve polislerin düzenini nasıl yıktığını anlatan müthiş bir film, 2014 tarihli Trash/Umut Kırıntıları.

Hayat filmler gibi değil tabii ama bu filmler de gökten zembille inmiyor, bu dünyanın gerçekliğinde üretiliyorlar. Her biri belli bakış açılarına göre üretilmiş bu anlatılara basitçe anlatı deyip geçmemek lazım: 31 Ekim’den 1 Kasım’a, 1 Kasım’dan 2 Kasım’a nasıl geçeceğimizi dünyaya nasıl baktığımız, nasıl anlatılar kurduğumuz belirliyor. O yüzden bu kadar korkuyorlar zaten bizden!