Gençler, gencecikler, bebecikler
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Atıp tutuyor birileri elerki(demokrasi) adına; özgürlükten, eşitlikten, yasaksız bir dünyadan söz edip durarak. Oysa bilmiyorlar mı ki ataerkil düzende baba(lar) her şeyin başında. Önce devlet baba. Sonra evlilikle kutsanan aile kurumunda baba. En baştan en aşağıya, aşamalı, sıkıdüzenin uygulayıcıları, koruyucuları onlar. Ben de az çekmedim hani. 15-16 yaşlarında nerden düşmüşse sanat ateşi içime, yanıyorum tiyatro diye. CHP Gençlik Kollarında koşuşturuyorum o özenci(amatör) yıllarımda. Bir oyunda yemek sahnesi var. Tüm yemek takımını tiyatroya kaçırıyorum. Evdekiler akşam masaya oturacaklar ama a-a, o ne; ne tabak, ne çatal, ne bıçak var ortada. Ertesi gün babam salmıyor beni dışarıya. Geliyor baskılar, yaptırımlar. Neyse o günü atlattıktan sonra yine bir gün, yine bir oyun için, yıldızlı bir gökyüzü gerekli. N’apıcam ne edicem derken, birden kafamda şimşek çakıyor. Evde yatakların çarşaflarını yine pek gizlice bir biçimde yürütüp, tiyatroda belirli yerlerini makasla yıldız gibi kesip asıyorum sahnenin arkasına. Evdekiler gece yatağa girecekler ama a-a, o ne; altlarında çarşaf yok. “A yetti ama” diye, birazcık kafayı sıyırıyor babam. Bana mı ne oluyor? Evden üç günlük uzaklaştırma alıyorum. Evet, üç gece sokakta, parklarda kalıyorum. Anacığım gelip topluyor beni bir yerlerden. “Baban da haklı yani,” diyor, “derslerin çok kötü, bir de yaptıkların var tabii, çatal bıçak, çarşaf marşaf...” Benim babam felsefe öğretmeni olmasına karşın şu içimdeki sanat ateşini görememiş, düşüncelerimi bilememişti sanırım tam olarak. Şimdi benzerini gördüğümüz o gençlerdeki o ateşi sen mi söndüreceksin Kaymakam baba? Sen hiç, evin çatalını, bıçağını, altındaki çarşafını arakladın mı tiyatro uğruna?... Özenci Gençlerin, 14 yüksek okuldan öğrenci kulüplerinin bir araya gelerek beş aydır bir festivali yaşama geçirmek için bağımsız bir örgütlenmeyle oluşturdukları müzik, tiyatro etkinlikleri adına, onların da neler çektiklerini, özverilerini, ne zor koşullar altında ürettiklerini biliyor musun? Biliyorsan baba, Kadıköy Gençlik Festivalini bir gün kala, hem de güvenlik gerekçesi masalıyla nasıl bir çırpıda yok sayıyor, ona 'terör' iptali uyguluyorsun?! Yoksa bunun nedeni “Kadıköy’ün hayır’ları” mı? “Bu yargının arkasında ‘hayır’ eylemlerinin büyümesi çekincesinin yattığı düşünülüyor... Alınan kararın dayandığı istihbaratın ciddiyetinin hangi düzeyde olduğu anlaşılmayan bu durum, son günlerde Kadıköy'de düzenlenen protesto yürüyüşlerinden tedirgin olan iktidarın, gençlerin bir araya gelmesini engelleme girişimi olarak yorumlandı... OHAL kararlarıyla kullanılan ‘güvenlik’ gerekçelerinin, bu hafta yapılacak birçok etkinliğin yasaklanması için kullanılmazken, Gençlik Festivali için kullanılması dikkat çekti. ‘Kayyum atama’ gibi kararlarla rehin alınan belediyelerin iktidar karşısında oldukça pasifleşen tutumlarının, bu tür keyfi kararları cesaretlendirdiği vurgulandı...” Bunları diyorlar vallahi, kaymakam baba?! “Gençler” dedik de bir de “gencecikler”(liseli öğrenciler) var; onların da(Kadıköy Anadolu Lisesi'nin) düzenlediği geleneksel okul Bahar Festivali'ne ''alan yok'' diyerek izin vermemişin? Festival, geçtiğimiz yıl da lisenin müdürü yanınca engellenmiş... E gençler, gencecikler derken bu gidişle sıra geliyor kundaktaki bebeciklere. Bir de gen’ler konusu var ki, bunlara hiç girmeyelim bu hafta.

Geçmiş günlerime tanık sevgili mahalle arkadaşım Oya Kayacan’dan bir ileti aldım: “Bahar yeşeren umutlardır. Allah vermesin çocukların umutları falan olacak, toplanacaklar, yine Allah göstermesin şarkılar söyleyip halay falan çekecekler. Yasakla, kurtar çocukları. Budur Zafer bir tanem, budur canım...” Şöyleydi benim yanıtım da: “Ne güzel özetlemişsin Oya...”

Güvenlik gerekçesi hoşş bir gerekçe..