Genel değil, özel konu: Başkanlık
04.12.2016 08:42 BİRGÜN PAZAR
“Yeniden yapılanma, teşkilatlanma gibi alanlar da dahil, kanunla düzenlenen alanlarda da kararname çıkartılabilecek” demek, devleti tüm kurum, kuruluş ve organlarıyla tek kararnameyle istediği biçime sokma yetkisinin elde edilmesi demektir

ALİ MERT TAŞÇIER @alimerttascier [email protected]

Parlamentodan Suriye ile ilgili bir tezkere geçiyor, terörle mücadele amacını taşıyan. Hakkında yürütülen tartışmalar malum. Bu tezkere çıkarıldıktan bir süre sonra, Suriye’ye operasyon düzenleniyor, tıpkı Irak’ın toprak bütünlüğüne duyulan saygı sonrasında fiilen üçe bölünen Irak örneğine benzer biçimde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne duyulan saygıyla ve kravatlı ifadelerle yürüyor her şey. Yalnız çözülemez durumlar var. “Efendim, kanunu çıkarma yetkisi, tezkerenin geçmesine dair oy aralığı” gibi noktaların tartışılması iyimserliğine girmeden, birkaç basit soruyla somutlayalım olayı: Bu konuda OHAL’e dayanarak bir düzenleme yapılsa ve karar alınsa bunu (Anayasa Mahkemesi’nin, OHAL’de çıkarılan 668 ve 669 sayılı KHK’leri ile ilgili, 1990’da verdiği karara aykırı biçimde, yetkisizlik gerekçesiyle reddettiği CHP başvurusunu unutmadan) hangi kurum, nasıl denetleyecek? Ya da şöyle soralım bu soruyu: Cumhurbaşkanı kararnamesi çıkarılması yetkisiyle böyle bir düzenleme yapılmış olsa nasıl bir denetim mekanizması işleyebilir?

Sistem karakteristiği
Birbiriyle etkileşen veya ilişkili olan, bir bütün oluşturan sistemlerin karakteristik özelliklerini belli eden çeşitli biçimler ve unsurlar vardır. Bu, sistemin olduğu her durum için geçerlidir. Devasa büyüklükteki ya da çok küçük olmasıyla birlikte, hayranlık uyandıracak biçimde çalışan karmaşık yapılı sistemlere bakıldığında, bir unsur ve/veya biçim onun ismini ve özelliklerini bize verir.

Bu konuda gündemle doğrudan örtüşen bir örnek verebiliriz. Örneğin; kuvvetler birliğinin uygulandığı sistemlere bakacak olursak temelde iki tür karşımıza çıkar ki bunlardan biri kuvvetlerin “yürütme” diğeri de “yasama” organında birleşmedir. Bir diktatörlük söz konusuysa baktığınız, çok net bir görüntü vardır: Yürütme erki altında birleşmiş bir yargı ve yasama. “Aslında diktatörümüz çok iyidir, hepimizi sever, bizlerin refahını düşünür” gibi durumlar olsa da özü itibariyle diktatördür. Ve yaratılan bir dikta sistemidir. Mevcut diktatörün papatya falında çektiğimiz yaprakta “seviyor”a denk gelmesi durumu değiştirmeyecektir.

Diktatörlük elbette uç örnek ya da “sui misal” olabilir. Yalnız, başta belirttiğimiz gibi, bir sistem üzerinden konuşulduğuna göre, benzeri nitelemeleri parlamenter sistem için de söylemek olanaklıdır.

Yoksa yandaşlar haklı mı?
Ülkemizde son günlerde, koşulları ne olursa olsun ki ne olduğu dahi bilinmeden ve bu konuda kamuoyuna net bir açıklama yapılmadan, Başkanlık sisteminin üstünlüğünü fark edenlerin sayısı artış göstermektedir. Bunların en temel savı da sol muhalefetten gelen ve kendilerinin tabir ettiği gibi, “kişiselleştirilmiş” eleştirilerdir.

Mevcut Cumhurbaşkanını düşünerek, “bu sistem Cumhurbaşkanımız için değil, Türkiye’nin geleceği, istikrarı, ekonomisinin daha sağlam olması, demokrasisinin gelişmesi ve daha iyi yönetilmesi içindir. En nihayetinde Cumhurbaşkanımız sonsuza kadar ülkenin başında kalacak değil" açıklamalarına hak vererek bir şey karaladığımda nasıl bir sonuçla karşılaşacağımı çok merak ettim ve empati yaptığımda aldığım sonucu paylaşma kararı verdim.

Türki Tipine gerek kalmadı, doğrudan Cumhurbaşkanlığı
Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinden Nuray Babacan imzasıyla bir kulis haberi yayımlandı. Dikkat edilecek olursa yüz yıllardır bilim insanlarının, filozofların kafa yorduğu, “toplum sözleşmesi, mutabakat metni, asgari müşterek” gibi nitelemelerde bulunduğu ve toplumun eksiksiz tamamını ilgilendiren bir yasa metnine ilişkin siyasi açıklamadan değil, kapalı kapılar ardında 3-5 kişinin görüşmesinden sızan/sızdırılan kulis haberinden bahsediyoruz. Aslında kimsenin “yok canım, olmaz, değildir” diyemediği kulis haberi, “kulisten biraz daha fazla gerçekle örtüşen haber” niteliğinde satırlar taşıyordu. Bunun en belirgin örneğini, haberdeki gibi aynen aktaralım:

Kararnamede geniş yetki
"Cumhurbaşkanlığı kararnamesi en çok tartışılan konuyu oluşturdu. Bu kararnamelerin ‘hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması’ veya ‘özlük hakların yeniden düzenlenmesi’ amacıyla çıkartılamayacağına karar verildi. Bu kararnameler, uygulamadaki kanunlara aykırı olamayacak. Ancak yeniden yapılanma, teşkilatlanma gibi alanlar da dahil, kanunla düzenlenen alanlarda da kararname çıkartılabilecek. Cumhurbaşkanı kararnamesi, Anayasa Mahkemesi yoluyla denetlenecek.

2019 öncesi yetkiler
Başkanlık sistemine, 2019’dan önce geçilmeyecek; bu nedenle erken seçim öngörülmüyor. Ancak mevcut Cumhurbaşkanı seçimlere kadar bu yetkilerden bazılarını kullanacak. Bakanlar Kurulu’na başkanlık edecek, bakanları görevden alabilecek, partisiyle bağını kuracak ve kararname çıkartabilecek."

Aslında bu haberin tamamı, alıntısını yaptığımız kısmın birkaç katı büyüklükte ve çok önemli başka bilgileri de içermekte. Yalnız, alıntıladığımız bölüm, öngörülen sistemin karakteristik niteliğini yansıttığı için önemli.

Yandaşla empati
“Yeniden yapılanma, teşkilatlanma gibi alanlar da dahil, kanunla düzenlenen alanlarda da kararname çıkartılabilecek” demek, devleti tüm kurum, kuruluş ve organlarıyla tek kararnameyle istediği biçime sokma yetkisinin elde edilmesi demektir. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılamaması, mevcut kanuna aykırı olamaması gibi koşullar, denge ya da fren özelliğini taşımayacaktır. Çünkü; bahsi geçen konu yalnızca bir kanunu ya da maddeyi ihdas etmekle ilgili değildir. Öyle olsa şu an ihlal edilen hak ve özgürlüklerin birçoğu mevcut Anayasa'da, “basın hürdür, sansür edilemez” örneğinde olduğu gibi, tanınmış durumda.

Cumhurbaşkanlığı sisteminin karakteristiğini yansıtan unsur “kararname” olacaktır. Ve bu kararnamelerin 2019 öncesi uygulamaya konulmak istenmesi başka bir durumu yaratacaktır: OHAL’in kaldırılması. Bakanlar Kurulu’na başkanlık edecek, partili ve kararname yetkisi olan bir Cumhurbaşkanı için OHAL’in neredeyse hiçbir anlamı kalmayacaktır.

Tabii ki bu sistem, empati yaptığımız kesimlerin belirttiği gibi, kısa zamanda sorunlarla karşımıza çıkmayacaktır. Yalnız buna rağmen, ne derece demokrasi umudu barındırdığı tartışmasına gebedir. Başka bir ifadeyle şu an Cumhurbaşkanı’nın demokrasiye olan inancı, hiçbir basın yayın kuruluşunun baskı görmüyor olması, kitlelerin dilediği gibi gösteri ve yürüyüş özgürlüğünden yararlanabilmesi, adil yargılanma hakkına halel gelmemesi, hukukun -kimsenin göremeyeceği kadar üstte biçiminde özetleyeceğimiz gibi- üstün nitelikte olması, cezaevinde neredeyse hiç gazeteci bulunmaması, faiz lobisinin, Avrupa’nın ve diğer tüm devletlerin bizi çekememesi nedeniyle doları alevlendirmesine karşın, ekonominin büyük bir başarıyla yükselmesi, dünya “kaç yaşındaki çocuk tacizcisiyle evlendirilebiliri” tartışıyorken, bizim farklı bir çağda bulunuyormuşçasına UFO ataklarını tartışıyor olmamız elbette bir avantaj olabilir. Ama; yarın bir gün farklı bir Cumhurbaşkanı çıkıp da diktatör olmak isterse? Ya kararname yetkisini aleyhte kullanıp, her şeyi dilediği gibi hükme bağlamayı arzularsa? Basına sızan bilgiler üzerine şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki birkaç günde bunlar gerçekleşebilir ve bu kişi diktatör olabilir.

Bu nedenle Türkiye’de Başkanlık sistemi tartışmalarını sadece şimdi için değil; ama, geleceği düşünerek kişisel bazda da değerlendirmek, bu konu için “ne geneli özel özel” demek mecburidir. Yandaş gibi düşünülse de sistemin dengelerinin buna göre kurulması gerektiği açıktır. Hoş, sorun zaten sistemde değil, demokrasi anlayışımızda gerçeğini kabul edersek, çözümü böyle uzaklarda aramaya gerek de kalmayacak.