Geneleve özel yaklaşımlar: Kirlilik ve tehdit algısı!
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL
Saf ve saf olmayan ayrımı tarihsel olarak dini kurallara dayanan toplumsal düzenleri tanımlayan önemli eksenlerden biri olmuştur. Büyük

Saf ve saf olmayan ayrımı tarihsel olarak dini kurallara dayanan toplumsal düzenleri tanımlayan önemli eksenlerden biri olmuştur. Büyük ölçüde orta sınıf ahlakı tarafından sembolize edilen günümüz modern toplumlarında da bu ayrım önemini korumaya devam etmektedir.
Saflık algısı kirlenme sorunuyla karşı karşıya bırakıldığı ölçüde, bu kavramsal evrene tehdit/güvenlik kaygılarının eşlik etmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Saf olanın her an kirli olanın saldırısına uğrama tehdidi altında olduğu kurgusu saf/temiz olanla, kirli olan arasındaki ilişkiyi kesmeye yönelik bir yalıtma stratejisini de öne çıkarır.
Bu tür bir algı ve bu algı üzerine inşa edilen kurgu toplumsal yaşamın her alanından örneklenebilir. Irkçı ve milliyetçi söylemler karşıtını hemen her zaman saf olmayan, kirlenmiş ve dejenere olmuş olarak inşa eder. Ancak aynı kurgular irili ufaklı bir çok ilişkide kendine yer bulur.  Çoğu durumda kötü komşunun inşası bile, bu tür bir yaftalama etrafında gerçekleşir. Kentler açısından değerlendirildiğinde, kentlerin hakim/yerleşik sınıflarıyla madunları arasındaki ilişkide de, benzer bir ikilliliğin ve bunu izleyerek de, yalıtma stratejisinin bir biçimde ortaya çıktığı gözlenmektedir.
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası kentleşmesinde, orta sınıfın ve devlet seçkinlerinin göç sonucu kısa sürede kentlerin asli unsuru haline gelen gecekondular ve gecekondululara bakışına ilişkin yaklaşım ve söylem büyük ölçüde bu tür bir ikililik etrafında şekillenmiştir. Bu kesimlerin gözünde, gecekondu yerleşmeleri suç ve şiddetin, kentsel yozlaşma ve kirlenmenin kaynağı olmuştur.
İronik sayılabilecek biçimde bu seçkinci bakışın eleştirisi üzerinden bugünkü iktidarı inşa edenlerin söz konusu kesimlere bakışı daha öncekilerden hiçbir farkı olmak bir yana, çok daha düşmancadır. Bir çok projesiyle gecekondu alanlarını hedefleyen iktidarın kentsel aygıtı TOKİ’nin Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın değerlendirmeleri bu dışlayıcı mantığı açık biçimde yansıtmaktadır;
“Terörün, uyuşturucunun, devlete çarpık bakmanın, eğitimsizliğin, psikolojik olumsuzlukların ve sağlık problemlerinin temelinin gecekondu bölgeleri ve çarpık alanlar oldukları bilinmektedir. Göçü yasaklayamayız ama parası pulu olmayan insanların, İstanbul’da yoğunlaşmasının engellenmesi için birtakım tedbirlerin alıp… İstanbul’un güvenlik sorununu halletmek suretiyle yasal olmayan yolları hedefleyen insanların İstanbul’da barınmasını engelleyerek, kentsel dönüşümü yapabiliriz.” “Yatırımcılara çok rahat bir güven ortamı temin etmemiz gerekiyor. Yatırımcıların son derece güvenli bir ortam olduğuna inanması lazım.” “Gecekondu, kaçak yapılaşma ve salaş yapı bölgeleri ciddi şekilde vatandaşın moralini bozuyor…”
Kirlilik ve güvenlik ikilisi sadece TOKİ söyleminin kurucu öğesi değil; aynı vurgu kentsel dönüşüm uygulamalarının belediyeler alanındaki öncüsü konumundaki Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in söyleminde de öne çıkıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi uzunca bir süredir Ulus projesi kapsamında, Hacı Bayram ve Bentderesi bölgesini “temizlemeyi” hedefliyor. Bu bölgede oluşan kirliliği “ne pahasına olursa olsun” kaldırılacağını söyleyen Melih Gökçek’e, Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bu konu görüşülürken,  muhalefet partilerine ait meclis üyelerinin de “Ulus’un ve bu kirliliğin Ankara’ya yakışmadığını” söyleyerek destek verdikleri görülüyor.
İzleyen günlerde söz konusu “kirliliği” ortadan kaldırmaya yönelik müdahale Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldı ve genelevinde içinde yer aldığı Bentderesi bölgesindeki binalar yıkıldı.
Bu gelişme üzerine Şehir Plancıları Odası, geçmişte Ankara Şube Başkanlığı Yapmış bir üyesinin hazırladığı bir metni, Yönetim Kurulu imzasıyla kamuoyuna duyurdu. “Kentler İstenmeyen Şeylerin (Genelevin) Halının Altına Süpürüldüğü Yerler Olamamalıdır!” başlığını taşıyan açıklama, özü itibariyle gerçekleştirilen yıkımı kınama amacını güdüyordu. Ancak ilginç biçimde, basın açıklaması bir yandan yıkıma karşı çıkarken, bir yandan da, aynı kirlilik ve güvenlik söylemini üretiyordu.  Burada bu açıklamayı değerlendirme ihtiyacı duymamın asıl nedeni kentlerde yaşamakta olduğumuz büyük ölçekli yıkıma taraf olanların da, karşı çıkanların dikkate değer bir bölümünün de, söz konusu yıkımın kaybeden kesimlerine bakışlarındaki benzerliklere dikkat çekmektir.
Yapılan basın açıklamasının bütününe burada yer vermek mümkün değil. Aşağıda bildirinin ana vurgu noktalarını özetlemekle yetineceğim.
•Kentlerde iki tür mekan ve yüz vardır; birincisi bilim, sanat, fikir, kültür ve sanayi ürünlerinin yaratıldığı aydınlık yüzdür. İkincisi kimsenin görmek istemediği karanlık bir yüzdür; çöplük alanları, hapishaneler ve genelevler bunların örnekleridir.
•Her ne kadar bu karanlık kimse tarafından görünmek istemese de, bu işlevler toplumsal ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıkmıştır ve çok önemli toplumsal dengelerin korunmasına hizmet etmektedirler.
•Bu nedenle bu tip kullanımlara müdahalelerde çok dikkatli olunmalıdır. Konuya bilimsel bütüncül ve planlı yaklaşılması önemlidir.
•Büyükşehir Belediyesi bu tür bir yaklaşım içinde değildir. Bir anlamda genelev sorunu halının altına süpürülmektedir. Bu tür bir işlevin yerinden kaldırılması sorunu çözmeyecektir.
•Genelevin yıkılması fuhuşun bütün kente yayılmasına yol açacak, güvenliği azaltacak, güvenlik için harcanan kaynakları artıracak, kent ve mahalle kültürü daha da zayıflayacak, kent dışındaki güvenli uydu kentlere kaçışı hızlandıracaktır.
•Bunlar yerine katılımcı bir yaklaşımla, kent içi güvenlik stratejisi geliştirilmeli, fuhuş sektöründe çalışanların sosyal programlarla kente kazandırılması sağlanmalı, bu konuda toplumbilimcilerden ve psikologlardan yardım alınmalıdır.
•Aksi takdirde, halının altına süpürülenler bir gün ortalığa saçılıp, her yeri kirleteceklerdir.
•Kirlenmeyen, güvenli ve çocuklarımıza bırakabileceğimiz bir başkent ancak çağdaş bir yönetim ve çağdaş bir planlamayla mümkündür.
Şehir Plancıları Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlana açıklamayı, bugünkü iktidarın kentlere yaklaşımının en çarpıcı kurumu olan TOKİ/Melih Gökçek söylemiyle karşılaştırdığımızda, üç ana benzerlik aksının bulunduğunu görülüyor. Birincisi kentlerin aydınlık ve karanlık yüzler, işlevler ve kesimler olarak ikiye ayrılmasıdır. İkincisi bütün kaygıların, politika ve strateji önerilerinin aydınlık/temiz/saf olanları gözetirken, saf olmayanı/kirliyi/karanlığı temsil ettiği varsayılanı dışlamasıdır (ŞPO bildirisinin bu kesimlere yönelik olarak önerdiği sosyal program kirliyi temizleme işlemine tabi tutmaktadır). Üçüncü olarak güvenlik kaygısının, yine saf/temiz/aydınlık taraf için obsesif biçimde öne çıkarılması, kirli olduğu varsayılanın güvenlik sorununun  (örneğin genelevin yıkılmasının onlarca seks işçisini güvenlik sorunu ile karşı karşıya bırakacağı gerçeği) dile getirilmemesidir.
“Saflık ve tehlike” başlıklı çalışmasında Mary Douglas, kirlenme ve tehlike/risk ikilisi üzerine yapılan vurguyu kriz dönemleriyle ilişkilendirmektedir. Özellikle orta sınıfların hızlı değişim, belirsizlik ve gelecek korkusu karşısında, düzen, homojenlik ve geleneksel sınırların restore edilmesi arzusunun bir sentezi olarak ortaya çıkan saflık/kirlenmemişlik etrafında obsesif bir yığılma gösterdiği tespit edilmektedir. Ancak tam da bu obsesif vurgu toplumu daha da fazla ikiye bölmekte ve birbirinden yalıtmaktadır.
Bütün bu kirlenme söylemi karşısında, bir küçük ancak önemli ayrıntıyla yazıyı bitirelim. CHP’de yaşanan kısmi değişim Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul’dan Büyükşehir Belediye Başkanı adayı gösterildikten sonra, çizmeleri giyip, çamura ve kire bulaşmasıyla başladı. Diğer bir anlatımla, belki de, orta sınıf, değerler sistemini ve yaşam biçimini bu derece saflık/kirlenme ve güvenlik üzerinden kurarak, kendi tarihsel yenilgisini de hazırlıyor. Bu tespiti siyasal düzleme aktarırsak; başta sosyal demokrat sol olmak üzere, toplumcu güçlerin önemli bir kesimin tarihsel yalıtılmasının gerisinde bu hijyenik kurgunun önemli rolünün bulunduğu öne sürülebilir.
Şöyle bitirelim; kirlenmek güzeldir! Hele temizlere bakınca; insan sonsuz bir kirlenme isteği duyuyor!