Geostorm: Felaket filmi değil felaket film
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Geostorm: Kim bir afet filmine gidip onun yerine ‘bilgisayarı kim hackledi’, ‘hain kim?’ diye sorgulayan bir film izlemek ister ki?

Küresel iklim değişikliği tek gezegen tek insanlık tek topluluk düşünce yapısını hatırlattığı için ulusallaşmakta inat eden insanlık, bu ciddi meseleye dudak bükmeye devam etse de, son sözü doğa söylediği gün durumu zor yoldan anlayacaktır. Bu yıl Bangladeş’in büyük bir bölümü muson yağmurları ile sular altında kaldı ve yaklaşık 100.000 ev hasar gördü. Vietnam ve Çin’de yaşanan sel ve toprak kaymaları ciddi sonuçlar doğurdu ve 70'in üzerinde kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi evsiz kaldı.

Mevsim normalleri üzerindeki hava sıcaklıkları Portekiz ve İspanya’yı vurdu. İrlanda’daki Ophelia Kasırgası’nın etkisi sonucunda Portekiz ve İspanya’da büyük yangınlar yaşandı. Bu yangınlarda 32 kişi öldü. İklim değişikliği etkisi ile California’daki orman yangınlarında en az 15 kişi hayatını kaybetti ve olağanüstü hal ilan edildi. Saatte 80 kilometre hıza ulaşan Nate adı verilen tropikal fırtına ile Orta Amerika adeta sele teslim oldu. Kosta Rika, Nikaragua, Honduras, Belize ve Meksika’nın Yukatan Yarımadasında çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yüz binlerce kişi sellerden etkilendi. Almanya’nın kuzey bölgelerinde yaşanan Xavier adı verilen şiddetli fırtına ve yağış sonucu en az 7 kişi hayatını kaybetti. Bu örnekler Türkiye de dahil olmak üzere daha da çoğaltılabilir. Dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri olan küresel iklim değişikliğinin gezegenimiz üzerindeki ciddi etkilerini yok saymak pek akıllıca değil. Zaten iklim değişikliğinin en kesin kanıtları buz kütlelerinin erimesidir. Bilimsel, politik, sosyal ve ekonomik açılardan çok yönlü ve kapsamlı tartışılması gereken iklim değişikliğinin akılcı çözümlerinin neler olabileceği konusunda kalıcı ve ciddi adımlar atılması gerekmektedir.

Doğru zamanlama
Düzensiz, normal olmayan iklim olayları yaşadığımız bir döneme denk gelen bu filmin zamanlaması çok yerinde. İnsanları, iklimsel felakete sürüklendiğimiz konusunda uyaran Geostorm filmini iyi amaçları sebebiyle takdir ettim. Ancak bu kadar büyük ve önemli bir gayeyi üstlendikten sonra hikâyeyi küçültüp, bir hainin peşinde koşturan bir aksiyon filmine döndürmesini çok değersiz buldum. Geostorm (Uzaydan Gelen Fırtına) filminde Dünya'nın önde gelen liderleri doğal felaketler dünyayı tehdit ettikten sonra küresel iklimi kontrol etmek için global bir uydu ağı oluşturuyorlar. Dutch Boy adını verdikleri uydu şebeke işletmecisinde bir şeyler ters gidiyor ve bu sistem yeryüzüne saldırmaya başlıyor. Filmde insanlar genelde ıvır zıvır şeylerden konuşuyorlar, ciddi ifadelerle arada uzun uzun bilgisayar ekranlarına bakıyorlar, ardından gene birbirlerine bakarak ciddi bir ifadeyle anlamsız şeyler söylüyorlar. Bu uydu sistemin, Geostorm ismini verdikleri büyük felaketi önleyen mi yoksa durdurmaya yarayan bir sistem mi olduğunu film boş konuşmaktan fırsat bulup bir türlü anlatamıyor. Çünkü hem Dutch Boy’un başına bir şey gelmesinden korkuyorlar hem de onu yok etmek dünyayı kurtarmaya eşdeğer oluyor. Filmin en az 20 dakikası uzay mekiğinde bir odada futuristik ayar verilmiş facetime tipi konferansta geçiyor. Temel olarak Dutch Boy’u sabote eden hain aranıyor ama seyircinin yarısından fazlasının filmin başlarında Beyaz Saray toplantısı sırasında bu hainin kim olabileceğini zaten tahmin etmiş olacağından işin esprisi de pek kalmıyor. Zaten kim bir afet filmine gidip onun yerine ‘bilgisayarı kim hackledi’ ‘hain kim?’ diye sorgulayan bir film izlemek ister ki?
geostorm-felaket-filmi-degil-felaket-film-370986-1.
Yönetmenlik ısrarı
Filmin ana hikâyesinin ortasına yerleştirilmiş abi-kardeş çatışması filmin kimyasına hiç uymamış. Çünkü kimse bir afet filmine gidip iki kardeşin çocukluk travmalarını dinlemek istemez. Abi olan Gerard Butler’ın zeki bir bilim adamı olabileceğine ikna olmak biraz zordu. Kardeşi rolündeki Jim Sturgess’ın aslında özel olan karizmasızlığı, bu rolde onu sekteye uğratmış ve Andy Garcia, Amerikan Başkanı rolünde oldukça gülünç durmuş. Independence Day ve Godzilla filmlerinin yapımcısı Dean Devlin’in bu ilk yönetmenlik deneyimi. Gerçi Devlin’in kariyerinin 25 senesinde neden yönetmenlik yapmadığını bu filmle anlamış olduk. Elbette ki bütçe sebebiyle yönetmenin istediği ekolojik kabus görüntülerini yaratamadığını hesaba katarak yazıyorum ancak özel efektlerin arka planı metal parçalarından oluşan kaotik düzensizlik içinde olduğundan izlemesi çok keyifsizdi. Dünyadaki afet bölümleri ise Hollywood prodüksiyonundan ziyade televizyon dizisi kalitesinde. Üstelik filmin 3D olması avantajdan çok dezavantajdı, ben bu kadar bulanık, derinliği manasız kullanan bir 3D görmedim… Tamam, o kadar da kötü değildi. Film başladıktan kısa bir süre sonra profesyonel yaklaşımımı ve beklentilerimi en aza çekerek keyif almaya çalıştım. Yani belli bir eşiği geçince kötü ve saçma olanla eğlenmeye başlarsın, kötü olması onu iyi yapmaya başlar, işte bu anlamda bir eğlence arıyorsanız izleyin derim. Özellikle yönetmenin aynı anda farklı afetleri ardı ardına gösterdiği bölümde koşan bikinili kızın olduğu sahnede çok eğleneceksiniz.