Gerçeği gizlemenin yolu: Avukat ve gazeteciye kelepçe
ERK ACARER ERK ACARER

‘Çivisi çıkmak’ lafının hafif kaldığı günler yaşıyoruz. Ülkenin vidaları hepten çözüldü, suntası parçalandı, metali eridi.

Zulüm hep vardı, yolsuzluk hep vardı, usulsüzlük, baskı, faşizm, işkence, cinayet, gericilik, nefret ülkenin alın yazısından hiç silinmedi. Ancak hepsinin bir arada olduğu, iç içe geçtiği ve yoğunlaşarak artığı böylesine bir dönem görülmedi.

Türkiye, belki de tarihinin en ağır sınavlarından birini veriyor. Yorucu, boğucu, sıkıcı ve umudu her geçen gün biraz daha törpüleyen bir süreç.

Özel dönemlerin, özel uygulamaları var. Amerika’nın yeniden keşfi değil. Tek adam ve parti diktatörlüğü üzerine bina edilmek istenen sistem, kurnazca ve alçakça kendi dilini yaratıyor, karşı olanı terörize edip, ‘ezilmesi gerekenler’ sepetine atıyor.

Herkese uygun ‘terör’ tanımı
Öyle bir dil ve öylesine hadsiz ağırlık ki çileden çıkmamak mümkün değil.

Sadece işlerine sahip çıktıkları için, akıl almaz metotlarla sindirmeye çalıştıkları iki eğitimci için ‘yaşasınlar’ deyince DHKP-C’li sayılıyorsunuz. ‘Çocuklar ölmesin’ demek PKK’li ilan edilmek. Cezaevindeki 668 bebekten söz etmek cemaatçi olmak!

Hakikat korkusu
Maymunlar cehenneminde, topluma, muhalife biçilen rol de üç maymunu oynamak. Zaten toplumun hakikati öğrenmesi ve tümden ‘maymuna dönüşmesi’ için Saray güdümlü AKP iktidarı elinden geleni yapıyor.

Avukat ve gazeteci hedefte
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) resmi rakamlarına göre cezaevindeki gazeteci sayısı 152.

Peki, tutuklu bulunan avukat sayısı ne? Sıkı durun; dünyanın hiçbir yerinde olmayacak bir rakam var ortada. Halen cezaevinde bulunan avukat sayısı 550. İçlerinden beş yüzünün cemaat soruşturmaları ve özellikle ‘By lock’ kapsamında tutuklu olduğu belirtiliyor.

Gerçek nasıl gizlenir?
Bu iki nicel değerin bir anlamı, bir izahı, bir nedeni olmalı. Şüphesiz var. Gazetecilere baskının nedenleri ortada: Gerçeği gizlemek.

Avukat susturmanın sebebi de bu. Somut olarak anlatmaya çalışalım.

Avukatlar neden tutuklanıyor?
12.09.2017 tarihinde yani geçen ay yapılan bir operasyonla gözaltına alınan ve ardından farklı cezaevlerine gönderilip yalnızlaştırılan avukatların tümü, hak, hukuk ihlalleriyle ilgili çaba sarfediyorlardı. Berkin Elvan ve Dilek Doğan gibi kamu vicdanını kanatan özel dosyaların peşinden ayrılmadılar. Açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın da avukatlığını onlar yaptılar.

Yaklaşan Suruç davası için
Suruç davası yaklaşırken, çete işlerini, devletle ilişkilerden ya da adım adım gelen katliamın kamu görevlilerinden azade olmayacağını dile getiren avukatların tutuklanması da tesadüf değildi.

Maksat Soma’dan bilgi akışını kesmek
Hak savunucusu hukukçularla ilgili son gelişme de geçen hafta yaşandı. Soma davasında yaşanan son gelişmeleri aktaran avukatların bir kısmı gözaltına alındı. Eğer bu durum yaşanmasaydı. Soma’nın nasıl ‘talimatla’ kapatılmaya çalışıldığı, belki de topluma biraz daha somutlaştırılarak anlaşılabilecekti. Misal geçtiğimiz hafta Soma davası ile ilgili haberimize şu anda gözaltında bulunan Nergis Tuba Aslan’ın eli değmişti.

‘Soma’nın 62. ve 63. celsesinde neler yaşandığını anlatan haberimizde, bu davanın da FETÖ/PYD yapılanmasına bağlanmaya çalışılması özetle şöyle anlatılıyordu:

“...Mahkeme heyeti değişti. Manisa savcılığı, kendisinden istenmediği halde bilgi notu gönderdi, FETÖ/PYD sabotaj ihtimalinin araştırılmasını istedi. Üstelik hakime bile gizlilik kararı uygulayarak, dünyanın hiçbir yerinde olmayacak bir skandala imza attı. Tam karar aşamasında, davanın sürüncemede bırakılması; ‘sanıkları tahliye edip, kaçmalarına izin verecekler’ şüphesi yaratıyor. Yukardan talimatlı bir durum var...”

Açıkçası örneklerle, ‘kimin neden tutuklandığı’ sanki biraz daha anlaşılır hale geliyor. Fakat dahası da var hem gazeteci hem avukat, ‘hakikat’ demek. Aralarında belgelere dayalı bir bağ, fikir alışverişi var. Bu bağa giden şalteri indirmek, toplumun da şeytanın da aklına gelmeyecek bir uygulama.

Hukuk ve komedi
Konuya devam edip, çıkan başka çivilere de örnekler verelim. Devlet aklının, bürokrasiyi domino taşları gibi yıktığını görüyoruz. Korkan iktidar, korkan öbekler yaratıyor. Hakim ve savcılardaki durum avukatların tam tersi işliyor. Yandaşlık duyguları bir yana, ‘Aman FETÖ’cü filan demesinler’ kaygısı verilen kararlarda etkili oluyor. Bu arada ortaya trajikomik hadiseler de çıkıyor.

Hâkimin de çocukları şüpheli ile aynı okulda
Paylaşalım... Antep Barosu avukatları; Antep Sulh Ceza Mahkemesi’nde görev yapan Hakim A.G.’nin önüne getirilen her şüpheliyi istisnasız bir şekilde tutukladığını ifade ediyor. Cemaatçi, adi suçlu ya da terör şüphelisi fark etmiyor.

Dosyalardan birine bakalım.

Şüpheli, heyet tarafından ‘çocuklarının okulu üzerinden’ cemaat ile ilişkilendiriliyor. Traji komik durum da burada ortaya çıkıyor. Söz konusu hâkimin de çocuklarını aynı okula gönderdiği anlaşılıyor. Şüpheli müdafinin savunması ‘Türkiye’deki saçmalığın kitabı’ bölümünde ayrı bir yer alacak cinsten. Avukatın savunmasından bir bölüm şöyle:

“...Biz müvekkilimizin, mağdur olmaması açısından aşağıdaki sebepler olarak, sizin de çocuklarınızı müvekkile isnat edilen suç bakımından, aynı okula gönderilmiş olunması bakımından ayrıca Zaman gazetesi aboneliğiniz bulunması bakımından.... Hâkimliğinizin çekilmesini aksi halde ise reddini talep ediyorum...”

Öte yandan söz konusu hâkimin, Antep yapılanmasında aktif rol oynayan IŞİD üyelerinin teknik takibi ve dinlemesinin durdurulmasına karar veren şahıs olduğu da iddia ediliyor. Antep ekibi Türkiye’deki Suruç, Diyarbakır ve Ankara gibi büyük katliamların da mimarı.

Sık sık Türkiye bir hukuk devleti olmaktan uzaklaşıyor mu sorusuyla muhatap oluyoruz ya...

Örnekler açık, aslında bu soruları da cevaplarını da çoktan geride bıraktık.