Gerçeğin yok olduğu yerde Spor ve sayılar
08.10.2017 11:37 BİRGÜN PAZAR
Sportif başarının akıl almaz paralarla karşılık bulduğu spor endüstrisinde doping sektörünün de akıl almaz bir işleyiş biçimi var. Doping sektörü bütün enerjisini testlerde açığa çıkmayacak maddeler üretmeye harcıyor. Buna karşılık dopingle mücadele edenler, açığa çıkmayan maddeleri açığa çıkarabilecek yeni testler geliştirmek için uğraşıyor

Elif Çongur - Spor Yazarı

Spor ve sayılar arasında çok kuvvetli bir bağ vardır. Hatta bağdan filan da öte diyebiliriz ki spor, varlığını sayılar üzerine inşa etmiştir. Eğlence için yapıldığında da, Antik Olimpiyat Oyunları’nda da, modern spor anlayışında da spor, kendisini hep sayılarla ifade etmek zorundadır. Spor nihayetinde ne kadar yükseğe sıçrandığı, ne kadar hızlı koşulduğu, kimin tekniğinin kaç puan ettiği gibi ölçmeye dayalı bir sistemdir. Skorlar, rekorlar, dereceler... Dolayısıyla da sporun her dalında sayılara muhtaç bir işleyiş vardır. E zaten bir tür rekabet fikri üzerine kurulmuştur. İster fizik kurallarıyla ister kendisiyle ister rakibiyle, kimle ya da neyle olduğu fark etmez, sporun orta yerinde; rekabeti ölçecek, değerlendirecek, sonucu tespit edecek sayılar yer alır. Benim bu yazıdaki meselem sporun doğuşundan beri yakın ilişkide olduğu sayıların nasıl giderek sporun ruhunu öldürdüğü üzerine.

Aristoteles sporun sırrını, “Kim bacaklarını belli bir ritimde, uzun adımlarla hızlı hareket ettirirse iyi bir koşucu; sarılıp boğuşabilen iyi bir güreşçi; yumruk atabilen iyi bir boksör; boksta ve güreşte üstün olan iyi pankration sporcusu, tüm bunlarda iyi olan pentatlonda başarılı olur” diye özetler. Antik Olimpiyat Oyunları’nda, bu kısa özetin gereğini yerine getirip başarılı olan atletler Herodotos’un Tarih’inden öğrendiğimiz üzere Zeus Tapınağı’nın arka bahçesine Herakles (Herkül) tarafından ekildiğine inanılan zeytin ağaçlarının dallarından yapılmış taçlarla ödüllendirilir. Bazı kaynaklar başarılı sporcuların büyük şairlerin şiirleriyle ödüllendirildiğini yazar ki eski bir sporcu olarak en çok bunu kıskanırım ben. Ortasındaki yuvarlak plakanın berbat bir yapıştırıcıyla yapıştırıldığı için muhakkak düştüğü o madalyalar yerine bir Ahmet Erhan şiiriyle ödüllendirilmek vardı.
Antik spor anlayışında 1. olmak 2. olmak 3. olmakla sınırlı sayılar, zamanla paranın sayıları olarak karşımıza çıkmaya başlar.

Antik oyunlarda ünlenen atletlerin başarılarının bir asker maaşının on katına denk gelen paralarla ödüllendirildiği zamanlara gelinir. Arkası spor tarihinde yüzyıllar içinde çorap söküğü gibi gelir. Sayıların sporla arasındaki doğal ilişki, işin içine para girdiği anda başka bir boyuta taşınacaktır. Sporun doğasına ait sayılar yükseldikçe; yani rekorlar, dereceler, başarılar artıkça sporcunun kazandığı paranın da artacağı bir süreç başlayacak, sonra sponsor, yayın geliri, reklam geliri, marka, logo gibi yeni kavramlar girecektir spor tarihine. Bu sonucu öngören, paranın spor üzerinde kuracağı mutlak tahakkümü bir süre de olsa durduran isim modern olimpiyatların babası Coubertin olur. Düşmanlığın sportif rekabetle yok olabileceğine inanan Coubertin, arkasına Antik oyunların rüzgârını alarak, dünya uluslarının barış ve sükûnetle katılacağı, ırk din dil ayrımı gözetmeyen, amatör ruhun yüceltileceği yarışmalar için uzun yıllar çalışır. Çalışmalarının sonucu, 1896’da Atina’da tekrar yanan modern olimpiyat oyunlarının meşalesi olur. Bu meşale altında düzenlenecek oyunların sloganı olan “Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü” kazanmak için her yolun mubah olduğunu değil elinden gelenin en iyisini yapmayı yüceltir. Modern olimpiyatlar uzun yıllar spor ve sporcuyla herhangi bir para ilişkisi kurulmasını yasaklar. Sporcuların olimpiyatlarda giydikleri eşofman ya da formalarda herhangi bir markanın ismini ya da logosunu taşımalarına izin verilmez. Tek maddi öğe altın, gümüş ve bronz madalyalardır.

Sporun sayılarla ilişkisine para bulaştırılmaz. Madalyalar dışında sporculara herhangi bir ödül, hediye ya da para verilmesi amatör ruhtan uzaklaşma olarak kabul edilip yasaklanır. Konuyla ilgili milli bir hikâyemiz vardır; aktarayım onu da: 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanan güreşçimiz Yaşar Doğu yurda döndüğünde bir ev ile ödüllendirilmiş, bu hediyeyi kabul etmesi amatörlükten profesyonelliğe geçiş olarak okunmuş ve Yaşar Doğu’nun 1952 Helsinki Olimpiyatları’na katılmasına izin verilmemiştir.

1980’lere geldiğimizde ise Olimpiyat Oyunları Coubertin’in olimpizm felsefesinden maraton mesafesi kadar uzağa düşer. Olimpik ruh; para, marka, sponsor gibi kavramlar tarafından kuşatılır. Bugüne baktığımızdaysa artık sporun sayıları paranın sıfırlarıyla kardeştir. Sporun elinden gelenin en iyisini yapmaya çıkan sokakları artık paraya çıkar. “Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü” düşüncesinin yerine santim santim hesaplanarak taksit taksit kırılan rekorlar geçer. Çünkü çok rekor; çok para, çok zengin sponsor, çok şöhret demektir. İşte bugün sporun ruhunu kemiren şike denen doping denen berbat şeyler kökünü tam olarak buradan alır.

Sportif başarının akıl almaz paralarla karşılık bulduğu spor endüstrisinde doping sektörünün de akıl almaz bir işleyiş biçimi var. Doping sektörü bütün enerjisini testlerde açığa çıkmayacak maddeler üretmeye harcıyor. Buna karşılık dopingle mücadele edenler açığa çıkmayan maddeleri açığa çıkarabilecek yeni testler geliştirmek için uğraşıyor. Sonra yine başa dönülüyor sil baştan başlıyor mücadele. “Biyolojik pasaport uygulaması” dopingle mücadelenin son yöntemlerinden biri. Sporun sayılarla bir başka ilişkisi. Temel mantığı kandan ve idrardan elde edilen biyolojik değerlerin pasaporta kaydedilmesi üzerine kurulu. Yasaklı madde kullanımı sonucunda parametreler değişirse, kural ihlali suçlaması yapılabiliyor. Gerçi doping tarihinde kontrolden kaçmak için vücuduna yapay idrar kesesi yerleştiren sporcular bile oldu. Zeytin dallarından yapılmış taçtan, şiirden yapay idrar kesesine. Böyle korkunç bir iş doping. Daha korkuncu “Doping yapmayan yoktur, yakalanmayan vardır” ve “Doping testiniz pozitif çıktıysa IQ testiniz negatif demektir” cümleleri bence. Doping yapmayı değil dopingden yakalanmayı aşağılayan iki iğrenç cümle. Biz de ülkemiz adına doping rezaletinden payımızı fazlaca aldık. Özellikle atletizmde son yıllarda çok büyük başarılarla hepimizi çok mutlu eden sporcularımız tek tek dopingli çıktılar, madalyaları geri alındı, aralarında ömür boyunca spordan men cezası alanlar oldu.

Sporun doğasında var olan sayılar, yani rekorlar, skorlar, dereceler, birinciler, ikinciler, üçüncüler, 100 metreler, 200 metreler filan paraya, sponsora, reklam gelirine, dopinge, şikeye çarpa çarpa kendi gerçeğini kaybetti. O sayıların kıymeti artık sportif değil ekonomik. Alain Badiou “Sayı; yani, hesaplar, medya ölçümleri, bütçeler, krediler, tirajlar güncel zamanların fetişidir, gerçeğin yok olduğu yerde kör sayı ayakta kalır” demişti. Bugün sporun gerçeğinin yok olduğu yerde kör sayı ayakta.