Gerçekle yüzleşebilmek...
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT
George Orwell, sahtekarlığın evrenselleştiği bir dönemde gerçeği söylemenin, devrimcilik olduğunu belirtir. Bu sözü aslında tersten okumak da mümkün: Çoğu zaman gerçeklerden kaçtığınız, onları görmezden geldiğiniz ölçüde sisteme entegre olursunuz.
George Orwell, sahtekarlığın evrenselleştiği bir dönemde gerçeği söylemenin, devrimcilik olduğunu belirtir. Bu sözü aslında tersten okumak da mümkün: Çoğu zaman gerçeklerden kaçtığınız, onları görmezden geldiğiniz ölçüde sisteme entegre olursunuz.
Sistemin işleyişine yönelik eleştirilerin "cezalandırılması" için illa da büyük sahtekarlıkların olması gerekmiyor.Yalnızca çarpık noktalara dikkat çekmek bile o sistemin değişimini ateşleyebiliyor. Bunu çok iyi bilen devletin kimi unsurları, sisteme yön veren aygıtlardaki "hata"ları gözler önüne serenleri sindirmeye çalışıyor.
Türkiye eğitim sistemine yön veren üst yapı, Talim ve Terbiye Kurulu'dur. (TTK) Bu kurum; "nasıl bir insan tipi" yetiştirileceğinden tutun da öğretmenlik ölçütlerinin belirlenmesi, eğitim-öğretim materyallerinin seçimi, öğretim programlarının ve eğitim mevzuatının hazırlanmasına kadar sistemin temel unsurlarını belirliyor. Kısaca eğitimin rotasını çiziyor. Sayfamızda ve köşemizde bu kuruma bu kadar çok mercek tutmamızın nedeni budur. Hüseyin Çelik'in, TTK'da gerçekleştirdiği operasyonların nedenini de kurumun bu özelliklerinde aramak gerekiyor. TTK denince tahammül sınırları iyice daralıyor. Ders kitaplarında, "millet" yerine "ulus" sözcüğünün kullanılmasına müdahale etmiyorlar gibi gerekçelerle 167 uzman öğretmenin tasfiye girişimi bu tahammülsüzlüğün açık göstergesidir.
TTK'dan uzaklaştırılan öğretmenlerimizin yargı sürecini takip ederken, bu kurumda çalışan eğitimcilerin bir bölümünü yakından tanıma fırsatı bulduk. Eğitim sistemindeki "arızalara" kafa yoran, sistemin iyileşmesi için cesaretle önerilerde bulunan öğretmenlerimizin varlığı ile bir kez daha umutlandık. Bazı haberlerimizden sonra arayıp "rahatsız"lığını dile getirenlerin sayısı ise umudumuzu karartacak büyüklükte değil... Bizim işimiz eğitim sistemini, öğretmenleri, milyonlarca öğrenciyi düşünen, bu yönde çaba harcayan güzel insanlarla...

KINANMASI GEREKEN KİM?
Bu güzel insanlardan biri de öğretmen Ünal Özmen'dir. Özmen, eğitim sisteminin eriyen-çürüyen yanlarını dile getiren, özellikle de ders kitaplarının rant aracı olmaktan kurtarılması yolunda mücadele veren eski bir TTK yöneticisidir. Özmen, bu özelliklerinden ötürü hiçbir gerekçeye dayandırılmadan görevinden alındı. Davası, idare mahkemesinde devam ediyor. Özmen'in görevinden alınması, Hüseyin Çelik'in bildik uygulamalarından biri. Ünal Özmen hakkında, TTK'nın kuruluş amacı ile bugünkü yapısını konu alan bir yazısından
dolayı Çelik'in talimatıyla soruşturma açılmıştı. İlginç olan, Özmen'in, bu soruşturma sonucunda "yetkisi olmadığı halde basına demeç verdiği" gerekçesiyle "kınama" ile cezalandırılmış olması. Merak ettiniz değil mi, "kınama"yı gerektirecek yazı neymiş diye? Özmen, değiştirilen TTK yönetmeliğini kastederek şöyle diyor: "Her zaman olduğu gibi değişim beklentisi, ders kitabı ve eğitim aracı yayıncılığının ürettiği rantı yönlendirmek ve iktidarın kadro değişikliğini yapabilmesinin malzemesi yapılmış. Kuruluş gerekçesi her zaman geçerli olan bu kurumun, 'ülkede eğitim ve öğretim ilkelerini bilimsel ve bağımsız bir merkezden' yönlendirebilmesi için öncelikle siyasal yetkinin etkisinden kurtarılması gerekir. Bunun için kurul, ilgili devlet kurumlarının, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin de temsil edileceği biçimde yeniden yapılandırılmalıdır." Yazının Milli Eğitim Bakanı'nı incitecek en ağır ifadeleri bu... Bu yazıyı "demeç" olarak değerlendirip, cezalandırmak bir paranoyanın sonucu değil midir?
Şaşılacak şey, yeni ders kitaplarının yazımıyla ilgili ne yapacağını bilemez duruma gelen bakanlık, bu ve benzeri içerikte gazetemizde yayımlanan yazılarla, Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararına uzanan süreç konusunda aylar önce "uyarılmış."
Bu uyarıları Danıştay'dan önceden haber alarak mı yaptık? Hayır, sadece düşündük ve gerçekleri söyledik. Bilirsiniz, bizim gazetede düşünce suçunun bedelini epey ağır ödemiş insanlar var. Vurulmak, kaybolmak, hapiste yatmak gibi. Özmen yine de çok şanslı. Bunların yanında "kınama" nedir ki!
İşte, Hüseyin Çelik'in "özgür bireyler" yetiştirecek yeni müfredatı hazırlayan TTK'da "düşünen" bir eğitimciye reva gördüğü ceza... "Gerçeklerle" yüzleşmek kolay değil…
İster misiniz, bakanlık, bu yazıdan sonra Orwell hakkında da bir soruşturma başlatsın?